2019’a Giderken Gelecek Muhasebesi

The following two tabs change content below.
Burhanettin Duran

Burhanettin Duran

bduran@setav.org
Burhanettin Duran

Latest posts by Burhanettin Duran (see all)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Erken seçim israf olur” dediğine göre daha seçimlere bir buçuk yıl var, bu neyin muhasebesi demeyin. Aslına bakarsanız baskın seçime de gerek yok. Şimdiden temposu yüksek olacak 2019 seçimleri sürecine girdik bile. AK Parti’deki “metal yorgunluğu”nu atma ve “köklü değişim” arayışı bununla yakından irtibatlıdır. Yüzde 50 artı 1 çıtası ve yeni bir sistemin cumhurbaşkanını seçecek olmak hem iktidar partisi hem de muhalefet için açık bir meydan okuma. Bu yeni süreci küçümseyen aktörlerin kaybetmesi ise kaçınılmaz.

Dolayısıyla diğer partilerin de şimdiden 2019 seçim dinamizmine girmesi zorunlu görünüyor. CHP “adalet kurultayları” üzerinden hareketliliğini korumaya çalışırken Meral Akşener ve etrafındakiler de hızla partileşme çabasında. Akşener’in “gündem yaratma” aktivitelerinin MHP’de bir dalgalanma oluşturması muhtemel. HDP’nin Türkiye siyasetindeki mevcut marjinal konumunun bir süre daha devam etmesi beklenebilir. Ancak Suriye’nin kuzeyinde YPG’ye operasyon yapılması durumunda Kürt milliyetçilerinin daha aktif ancak radikal/şiddete eğilimli bir siyasallaşma üretebilecekleri öngörülebilir. Darbe davalarının sonuçlanması, FETÖ ve PKKYPG terörü ile mücadelenin devam etmesi, Suriye ve Irak’taki güç dengelerindeki değişimlerin dış politikaya yansımaları ve Almanya ile gerilimin sürmesi gibi konular bulunuyor gündemde.

Erdoğan’ın Teyakkuz Siyaseti

Aylar geçtikçe siyasi gündemdeki konuların tamamının “Erdoğan’ı yeni sisteme göre cumhurbaşkanı seçtirmeme” hedefine yönelebileceği tahmin edilebilir. Muhalefetin ve Erdoğan karşıtı dış aktörlerin bu yolda iş birliğine girmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Bu itibarla önümüzdeki bir buçuk yıl “teyakkuz”u yoğun bir siyasi ortama tanık olacağız. İç ve dış sürprizlere açık bu dönemde son dört yıllık türbülansın nihai sonucunu da göreceğiz. Bunun için daha önce gerçekleşen (iç karışıklık, terör, ekonomik kriz çıkarma ve uluslararası algı operasyonları gibi) saldırıların koordineli bir şekilde yenilenmesi ihtimali bulunmaktadır. Darbe davalarının duruşmalarında FETÖ üyelerinin itiraflarını geri alması ve iç dayanışmalarını korumaları yeni bir saldırı dalgasını beklediklerini düşündürüyor. Bahsedilen meydan okumaların dünyadaki belirsizlikler ve bölgemizdeki rekabet/çatışma alanlarından beslendiğini söylemeliyiz.

Bu şekilde baktığımızda 1990’ların konjonktürünün Türkiye’ye getirdiği türbülansa benzer bir durumda olduğumuz bile ileri sürülebilir. Ancak çok önemli farklarla… Her şeyden önce siyasi istikrar sorunu yok, Türkiye etkin bir liderlikle yönetiliyor. Geçtiğimiz yıllardaki krizlerden -15 Temmuz darbe girişimi dahil- milletimiz direnme refleksini ve mücadele etme bilincini güçlendirerek çıktı. Mevcut belirsizlik ve değişen ittifaklar döneminde Türkiye’nin söz konusu refleks ve bilince dayanarak menfaatlerini koruma hatta maksimize etme imkanı bulunuyor. Bu genel girişten sonra önce siyasi partilerin kampanya ve aday stratejileri ile başlayalım.

Kampanya Konuları ve Adaylar

2019 seçimlerinin siyasi aktörler tarafından her zamankinden daha yoğun bir tonda “istisnai seçim” olarak görüleceğini biliyoruz. Ne de olsa 2014’teki gibi parlamenter sistemin icracı yanı zayıf, dengeleyici cumhurbaşkanını seçmeyeceğiz. Aksine Türkiye tipi başkanlık modeli olan Cumhurbaşkanlığı sisteminin öngördüğü güçlü ve icracı bir cumhurbaşkanı seçeceğiz. Bu yüzden 2019 seçimleri 2014’ten farklı seyredecek. Muhalefetin “çatı aday” formülü parlamenter sisteme uygundu. 2019’da ise “lider” çıkaracak bir Cumhurbaşkanlığı seçiminden bahsediyoruz. İşte bu sebeple Cumhurbaşkanlığı sisteminin tartışılması devam edecekse de partilerin genel başkanlarının adaylığına ve seçim kampanyalarının “şahsileşme”sine hazır olmalıyız. Türkiye’de son dönemde Erdoğan eleştirileri ve övgüleri üzerinden yaşandığı söylenen “şahsileşme” yerel seçimler kıvamında daha da güçlenecek. Bunun en çok AK Parti ve adayına yarayacağı kanaatindeyim. Zira 2019 seçimlerinin mahiyeti gereği kampanyalarda “Erdoğan ile yeni bir sisteme geçme” ya da “bu kez Erdoğan’dan kurtulma” temaları öne çıkacak. Her halükarda Erdoğan ile kıyaslanacak diğer adaylar. Bu da bizi adayların tanınma mecburiyetine götürecek.

Muhalefetin “yıpranmasınlar” kaygısıyla adayların çıkışını ertelemesi ise ister istemez genel başkanların aday gösterilmesiyle sonuçlanacak. Bu tespitten hareketle CHP’nin adayını açıklamayı ertelemesinin Kılıçdaroğlu’nun adaylığını güçlendireceğini söyleyebiliriz. Kaldı ki daha partisini kurmadan Akşener’in cumhurbaşkanlığı adaylığının konuşulmaya başlaması söz konusu gidişata bir örnek. Yine muhalefet partileri bir yandan yeni sisteme göre aday çıkarma diğer yandan parlamenter sisteme geri dönme önerisini birlikte yönetme çelişkisi ile yüzleşecek.

İdeolojik Söylemler AK Parti’nin Lehine

Muhalefetin en zor tercihi seçim kampanyasını ideolojik düzleme çekip çekmeme konusu olacak. Ana muhalefet partisi CHP halen OHAL uygulamalarına yaptığı “adalet” ve “sivil darbe” eleştirileri üzerinden yürüyor. Ancak “sol” söylemi önemseyen çevreler CHP’ye AK Parti ve Erdoğan eleştirisini yeniden “İslamcılık” ve “yaşam tarzının/laikliğin elden gitmesi” üzerinden kurmasını öneriyor. Dini eğitim veren kurumların genişlemesi ve müftülere nikah yetkisi verilmesi gibi uygulamalar örnek verilerek Türkiye’nin “adım adım ve sessizce İslami rejime geçiş süreci” yaşadığı söyleniyor.

Korkut Boratav’ın “AK Partinin laikliği din ve vicdan özgürlüğü şeklinde tanımlamasının aldatmaca olduğu ve CHP’nin de bu yanlış anlayıştan kurtulması gerektiği” argümanı buna bir örnek. Ancak bu reçete CHP’yi 2019 seçimlerinde adayını seçtirme amacına ulaştıramayacağı gibi AK Parti’nin önüne geniş bir siyaset alanı açar. Zira AK Parti Türkiye’nin yüzleştiği güvenlik sorunlarını ve algıladığı “beka” tehdidini aşmada o denli vazgeçilmez bir aktöre dönüştü ki “Cumhuriyet’i tasfiye etmek” ya da “rejim değişikliği” söylemlerinin temelsiz iddialar olduğunu kamuoyuna kolayca anlatabilecek durumda. Yine muhalefetin ve Türkiye karşıtı uluslararası kampanyanın öne çıkardığı “İslamcı otoriter Erdoğan” suçlaması ile aynı minvalde eleştiriler getirmesi AK Parti’ye siyasi sermaye sağlar. Tartışmayı performanstan ideolojiye çevirmek muhalefetin yenilgisini garanti eder.

Dış Politika Gündeminin Belirsizlikleri

2019 seçimlerine giderken Türkiye’nin önündeki en temel sorun Suriye ve Irak’ın geleceğindeki belirsizlikler. Her iki ülkedeki parçalanma eğilimine paralel olarak Körfez-İran rekabetinin de Ortadoğu’ya yeni kapışmalar getirdiğini söylemeliyiz. Bölgedeki düzenin çöküşü, komşulardaki savaşların iç siyasete getirdiği maliyet, Suriye’nin kuzeyinde ABD eliyle orduya çevrilen PKK-YPG varlığı ve AB başkentlerinde artan Türkiye eleştirileri dış politika gündemindeki meydan okumalar. Terörle mücadelede Türkiye’yİ yalnız bırakan Batılı “müttefikler”in 2019’a giderken “Erdoğan’dan kurtulma” arayışlarına “demokrasi” adına destek vereceklerini öngörebiliriz. Sözgelimi Alman siyasetçilerin bugünlerde Erdoğan’ı “iç siyasete müdahale etmek” ile suçlaması sadece Eylül’deki seçimleriyle ilgili değil. Yine “Avrupa’nın ve NATO’nun değerlerinden uzaklaşma” söylemi gerçekte değişen “ittifak” ilişkisinin türbülansına işaret ettiği halde, “otoriter iktidar” karşısında “demokratik muhalefet”i koruma çabası olarak sunulacak. “Erdoğan’ı baskılama” gayesi için “ekonomik yaptırım” kartının da kolaylıkla kullanılabildiğini gördüğümüzden önümüzdeki bir buçuk yılın sürprizler ve gerginliklere açık olacağı beklenmeli.

Türbülansın Bitiş Noktası

İşte bütün bu değerlendirmeler 2019 seçim sürecine neden erkenden girdiğimizi açıklıyor. On beş yıllık iktidarının tecrübesi ile Erdoğan bir buçuk yılın risk ve fırsatlarını en iyi gören siyasetçi konumunda. Seçim kazanma ustası olduğunu defalarca ispatlayan Erdoğan gelen dönemin gündemi ile 2019 seçimlerini iç içe geçirerek önemli bir manevra gerçekleştiriyor. Köklü bir yenilenme havası ile partisini muhtemel iç ve dış krizlere de hazırlıyor. Meydan okumaların “teyakkuz”unu seçim dinamizmi ve seferberliği ile birleştiriyor. Ve 2019 seçimlerindeki zaferi de son dört yıldır yaşanan türbülansın bitiş noktası olarak resmediyor.


DİĞER YAZILARI