ABD’nin Terörle Dansı

The following two tabs change content below.
Yahya Bostan

Yahya Bostan

yahyabostan@gmail.com
Yahya Bostan

Latest posts by Yahya Bostan (see all)

ABD’li yetkililer terör örgütü PKK’nın Suriye kolu YPG ile kurdukları yakın ilişkiyi “geçici” olarak nitelese de işaretler aksini gösteriyor. Bu ortaklığın taktiksel değil stratejik bir boyut kazandığı son gelişmelere bakılarak söylenebilir.

ABD’nin terör örgütü YPG’ye gönderdiği silah ve mühimmat Ankara-Washington hattında yeni bir gerilim alanı doğurdu. Eski başkan Obama döneminde YPG’ye el altından verilen silahlar Başkan Trump’ın YPG’ye silah verilmesini öngören kararı onaylamasıyla örgüte açıktan gönderilmeye başlandı. Haziran ayından bu yana YPG’ye gönderilen silahların sayısı 900 tırı aştı. Geçtiğimiz günlerde YPG’ye tank verildiği iddiaları üzerine ABD’nin Ankara Büyükelçiliği bir açıklama yayımlayarak YPG’ye tank verilmediği, hafif silahların göreve özel olarak gönderildiği, tırlarda daha çok gıda ve ilaç malzemesi bulunduğunu belirtti.

Terör örgütüne tank verildiği iddiaları kesinlik kazanmasa da YPG’ye zırhlı araç temin edildiği ve ağır silahlar gönderildiği Pentagon’a ait bütçeyle ilgili bir belgede açık ifadelerle yer aldı. Anadolu Ajansı’nın yayımladığı silah listesinde 12 bin Kalaşnikof tüfek, 6 bin makinalı tüfek, 3 bin 500 ağır makinalı tüfek, 3 bin RPG-7 roket atar ve bin adet tanksavar bulunuyor. ABD’nin YPG’ye Hummer marka zırhlı araçlar gönderdiği de biliniyor.

ABD tüm bu silah sevkiyatını 6 Haziran’da başlayan Rakka operasyonu ve DEAŞ’la mücadele kisvesiyle gerçekleştiriyor. Ankara’nın itirazlarını ise “verilen silahların terör örgütü PKK’ya geçmeyeceği”, “silahların belli bir misyon çerçevesinde kullanılacağı”, “bu kapsamda ABD’li danışmanların silahların akıbetini izleyeceği” ve “silahlarla ilgili düzenli rapor verileceği” güvenceleriyle göğüslemeye çalışıyor. Washington’ın Ankara’ya bu konuda verdiği resmi yanıt ise, “YPG ile ilişkimiz bir seçim değil bir zorunluluk. Rakka operasyonu sonrasında örgütle ilişkimiz uzun vadede devam etmeyecek. Bu taktiksel bir durum” şeklinde oldu.

Bu taahhütlerin Ankara’yı tatmin etmediğini vurgulamak gerekiyor. Nitekim ABD-YPG ilişkisinin Rakka operasyonuyla başlamadığı biliniyor. DEAŞ’la mücadele adı altında terör örgütüyle kurulan bu ortaklık ve silah sevkiyatı daha eskilere dayanıyor. Daha önce ABD’nin YPG’ye DEAŞ’la mücadele kisvesiyle el altından verdiği silahların Türkiye’de ele geçirildiğini de hatırlatalım.

YPG’ye Meşruiyet Kazandırma Çabası

ABD’nin terör örgütüyle iş birliği sadece Rakka operasyonuyla sınırlı kalsaydı ve silah sevkiyatından ibaret olsaydı bunu taktiksel bir adım olarak değerlendirebilirdik. Ancak sahada yaşanan gerçekler ABD-YPG ilişkisinin, diğer bir deyiş- le ABD’nin terörle dansının stratejik bir boyut kazandığını gösteriyor.

Elimizde bu iddiayı kanıtlayacak iki güçlü delil var: Birincisi ABD’nin YPG’ye meşruiyet kazandırmak için ortaya koyduğu olağanüstü çaba. ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond Thomas’ın açıklamaları bize bu konuda ipucu sunuyor. Thomas, Aspen Enstitüsü’nde yaptığı konuşmada YPG’nin ismini değiştirerek nasıl SDG adını aldığını şöyle anlatıyor:

Onlar kendilerine resmi olarak YPG diyorlardı ki Türkler bunun PKK ile aynı olduğunu söylüyordu. Biz de bunun üzerine onlara isimlerini değiştirmeleri gerektiğini söyledik. Bir gün sonra adlarının Suriye Demokratik Güçleri olduğunu ilan ettiler. Adlarının ortasına ‘demokratik’ ifadesini koymalarının zekice bir hamle olduğunu düşündüm. Bu onlara bir miktar itibar sağladı.

ABD Özel Kuvvetler Komutanı’nın “itibar” vurgusu önemli. Benzer bir itibarı Batı medyası ve film endüstrisi de terör örgütü YPG için uzun bir süredir sağlamaya çalışıyor. BBC’den France 24’e, New York Times’tan Washington Post’a kadar Batılı birçok yayın kurulu- şunda terör örgütü YPG’yi meşrulaştıracak birçok haber gün aşırı dolaşıma sokuluyor. Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın’ın terör örgütü YPG’yi konu alan bir film çekeceğine yönelik haberlerin Türk kamuoyunda tepkiyle karşılandığını da hatırlatalım.

İkincisi ve daha önemlisi ise ABD’nin YPG’yi Suriye sahasında bir maymuncuk olarak kullanması ve terör örgütünü bir müttefik olarak görüp farklı tehditlere karşı onu koruması. Bunun en önemli göstergesi ise YPG’nin Suriye’nin kuzeyinde kazandığı topraklar ve ABD’nin buna verdiği koşulsuz destektir. ABD bir yandan YPG’yi toprak kazanması için motive ederken diğer yandan da kazanılan yerlere askeri üs ve operasyonel askeri noktalar kuruyor.

Geçtiğimiz günlerde Anadolu Ajansı ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde kurduğu üslerle ilgili bir haber yayınladı. Pentagon’un “Türkiye’ye şikayet ettik” dediği haberde ABD’nin YPG’nin kontrolündeki bölgede iki hava üssü kurduğu ve sekiz askeri operasyonel nokta inşa ettiği belirtiliyordu. Hava üsleri Haseke ve Ayn el-Arab’da bulunuyor. Askeri operasyonel noktaların ikisi ise Türkiye’nin boşaltılmasını istediği Menbiç’te yer alıyor. Pentagon’un itirazı haberin doğruluğuna dair değil. ABD üslerinin yerinin belirtilmesiyle ortaya güvenlik sorunu çıkacağını dü- şünüyor. ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde inşa ettiği bu üs ve noktaların YPG ile ilişkileri daha uzun vadeli kılacağını vurgulamak gerekiyor. Fırat Kalkanı Harekatı sırasında ÖSO güçlerinin Menbiç’e yaklaşması üzerine ABD’nin ÖSO ile YPG güçleri arasında bir duvar oluşturarak terör örgütü için bir nevi kalkan işlevi gördüğünü de hatırlatalım.

Özetlemek gerekirse ABD terör örgütü YPG ile ilişkisini Türkiye’nin haklı itirazlarına rağmen üç boyutta sürdürüyor: Terör örgütüne silah ve lojistik destek sağlıyor. Terör örgütünün Suriye’nin kuzeyinde toprak kazanmasına yol açacak korumacı bir politika izliyor. Aynı zamanda terör örgütünü uluslararası alanda meşrulaştırmaya dönük adımlar atıyor.

ABD’nin İdlib Hamlesi

Peki, ABD-YPG ilişkisi önümüzdeki günlerde nasıl bir boyut kazanacak? Geçtiğimiz günlerde bu soruya yanıt vermemizi kolaylaştıracak iki önemli gelişme oldu: Birincisi ABD Başkanı Donald Trump’ın ılımlı muhalif gruplarla ilgili aldığı karardı. Trump, ABD’nin ılımlı muhaliflere verdiği desteği kesti. Yani YPG’yi sahada muhatap aldığı tek aktör haline getirdi. İkincisi ise Trump’ın DEAŞ’la mücadele temsilcisi Brett McGurk’ün yaptığı tuhaf açıklamaydı. McGurk yakın zamana kadar muhaliflerin elinde olan İdlib’in 11 Eylül saldırılarından bu yana El-Kaide’nin en büyük barınma alanı haline geldiğini açıkladı ve şunları söyledi:

Bu çok ciddi bir sorun. Bazı ortaklarımızın on binlerce silah gönderme ve yabancı savaşçılar bu bölgeye girerken yüzlerini çevirme yaklaşımından El-Kaide çok yararlandı.

McGurk’ün “bazı ortaklarımız” dediği herhalde Türkiye’ydi. Çünkü sözleri şöyle devam ediyor:

Şu anda orası Türkiye sınırının yanı başında. Dolayısıyla bu konuyu elbette Türklerle çok      yakında görüşeceğiz. Bazı DEAŞ bölgelerinde sınırı nasıl kapattıysak ve kimsenin geçmemesini sağladıysak bunu İdlib’de de yapmayı düşünebiliriz.

Bu açıklamaya Ankara’nın yanıtı sert oldu. Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sedat Önal, “Amacınız provokasyon değilse beyanlarınızı bir an önce düzeltiniz” dedi ve ekledi:

Teröre destek imalarından önce Suriye’de terörist bir örgütü destekleyip bu örgütün mensuplarını kahraman olarak takdim ettiğiniz gerçeğiyle yüzleşmelisiniz.

İdlib önemli. Çünkü Türkiye, Rusya ve İran arasında yürütülen çatışmasızlık bölgeleri konusunun dört parçasından biri. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın İdlib’in Türkiye ve Rusya tarafından kontrol edileceğini açıklamıştı. O açıklamadan bu yana çatışmasızlık bölgeleri konusunda herhangi bir adım atılmazken El-Kaide’ye yakın olduğu söylenen Heyet Tahrir Şam İdlib’in kontrolünü ele geçirdi. Yani çatışmasızlık bölgeleri konusunda bir anlaşma olsaydı Türkiye ve Rusya’nın kontrolünde kalacak olan İdlib bir anda Suriye’deki bütün aktörler gözünde öncelikli hedef haline geldi ya da getirildi.

Heyet Tahrir Şam isimli adını Türk kamuoyunun yeni duyduğu bu örgütü İdlib’in kontrolünü sağlamak için kim teşvik etti bilinmez. Ancak Brett McGurk’ün Türkiye’ye “İdlib sınırını kapa” telkininin Ankara’yı buradan uzaklaştırma amacı taşıdığını tahmin etmek güç olmasa gerek. ABD “Türkiye’yi devre dışı bırakalım, Ruslar girmeden İdlib’i biz kontrol edelim” düşüncesi taşı- yorsa Türkiye’nin güney sınırı yeni çatışmalara gebe demektir. Amerikan askerleri İdlib’e girmeyeceğine göre Türkiye YPG tehlikesiyle bu kez İdlib’de karşılaşabilir. Ankara İdlib üzerinde kurulan oyunun herhalde farkındadır. ABD’nin bu planı hayata geçerse Fırat Kalkanı Harekatı ile engellenen terör koridoru Akdeniz’e biraz daha yaklaşacak demektir.


DİĞER YAZILARI