AK Parti-MHP İttifakının Anlamı

The following two tabs change content below.
İsmet Berkan

İsmet Berkan

İsmet Berkan

Latest posts by İsmet Berkan (see all)

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli Kasım ayı içinde yaptığı iki çıkışla bugünden itibaren önümüzdeki iki yıl için Türkiye’nin siyasi haritasını çizmiş oldu. Bu iki çıkış bir arada okunduğunda AK Parti ile MHP’nin 15 Temmuz darbe girişimi sonrası başlayan, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini getiren Anayasa değişikliği ve 16 Nisan referandumu ile en yüksek noktasına ulaşan iş birliğinin artık daha kalıcı bir ittifaka evrilmesi anlamına geliyor.

Bu ittifakın akla getirdiği ilk büyük sonuç 2019’da yeniden cumhurbaşkanı adayı olacağını hepimizin bildiği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın birinci turda seçilme konusunda çok büyük bir avantaj yakaladığıdır. Bu ittifak Anayasa değişikliği referandumunda yüzde 52 oy almıştı. Cumhurbaşkanı seçmek söz konusu olduğunda bu ittifakın oy potansiyelinin çok daha yukarıda olacağını düşünebilir.

Bu Bir Çıkar İttifakı Değil

Ancak AK Parti-MHP ittifakının tek anlamının cumhurbaşkanı seçimi olduğunu düşünmek “çıkar ittifakı” gibi algılanmasına neden olur. Nitekim “Beyaz Türk” çevrelerde bu ittifakı başından beri küçümseyen ve MHP ile Devlet Bahçeli’nin ayakta kalma çabasına bağlayan yaygın bir anlatım biçimi var. Söz konusu çevreler Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanlığı sistemini gündeme getirmesiyle birlikte bu anlatıyı da geliştirmeye başladılar.

“Niye yapıyor bunu Devlet Bahçeli?” sorusunun sorulmasından daha doğal bir şey olamaz elbette. Bu soruya Devlet Bahçeli’nin kendisi bir yanıt veriyordu. Ona göre 15 Temmuz darbe girişimi Türkiye’nin bekasına karşı bir saldırıydı. Darbe halkın fedakarlığı sayesinde püskürtülmüştü ama hem devlet çok zayıf düşmüş hem de tehlike geçmemişti. Bu tehlikeden kurtulmak için çok daha kuvvetli bir yönetim biçimi gerekiyordu. Bu gücü Cumhurbaşkanlığı sistemi sağlayabilirdi.

Ancak Bahçeli’nin bu gerekçelendirmesi “Beyaz Türk” çevrelerde duyulmadı bile. Onlar Bahçeli’yi dinlemek yerine kendi izahlarını birbirlerine aktarmayı tercih ettiler. Bu izaha göre MHP artık barajın altındaydı ve Devlet Bahçeli partisinin liderliğini sürdürmek uğruna her şeyi yapmaya hazırdı. Düne kadar en ağır dille eleştirdiği Erdoğan ile bile iş birliğinden çekinmiyordu.

Bu çevrelerde hiç kimse Bahçeli’nin söylediklerinin onun samimi görüşü olduğuna, Bahçeli ve MHP yönetiminin Türkiye’nin bekasını tehlikede gördüğüne ihtimal vermedi. Bahçeli ise ısrarla ve istikrarla olduğu yerde durmaya devam etti. Anayasa değişikliğinin Meclisten geçmesine yardımcı oldu, 16 Nisan referandumunda “evet” oyu verilmesini kuvvetli biçimde savundu.

16 Nisan referandumundan yedi ay sonra da Bahçeli bir kez daha referandumda durduğu yerde olduğunu söylüyor aslında. Bahçeli’nin olduğu yerde durması ve Kasım 2019’da Cumhurbaşkanlığı sistemini hayata geçirmek için AK Parti ile iş birliği yapacaklarını söylemesi başta CHP olmak üzere muhalefet açısından pek çok parametreyi değiştirecek önemli bir gelişme.

MHP’nin 15 Temmuz darbe girişiminden itibaren muhalefet blokundan ayrılıp iktidar blokuyla bir araya gelmesi hiç kuşkusuz kendisine oy veren kitle içinde bir huzursuzluğa hatta bölünmeye neden oldu. Meral Akşener ve arkadaşlarının kurduğu İYİ Parti bu bölünmenin partisi. Kendileri çok daha geniş bir siyasi alana hitap etmek istediklerini söyleseler dahi bugün için o geniş alanı göremiyoruz. İYİ Parti MHP’nin küskün ve kırgınlarının partisi olmanın ötesine henüz geçebilmiş değil.

İttifak CHP’nin Planlarını Bozuyor

CHP açısından ise sorun 17 Nisan sabahı neyse bugün de o. Bu parti referandumda ortaya çıkan yüzde 48’lik “hayır” oyunu hem bir arada tutmak hem de kendisine mal etmek istiyor. Ama bunu nasıl yapacağını bilemiyor. Çünkü AK Parti ile MHP’nin durumunda olduğu gibi HDP ile yapacağı açıktan ittifakın götürecekleri getireceklerinden fazla olabilir. CHP’nin öncülü konumundaki SHP bunu 1991 seçiminde çok acı biçimde tecrübe etti.

CHP o yüzden kendince çok ses getireceğini düşündüğü kimi siyasi girişimlerinde kendi logosunu, bayrağını, flamasını ve adını kullanmıyor. Örneğin “Adalet yürüyüşü” esas olarak CHP’lilerin yürüyüşüydü ama CHP bayrağı hiç kullanılmadı. Benzer şekilde başka sokak eylemleri de yapılmak istendi. Adalet yürüyüşü kadar başarılı olunamadı ama yine de CHP adı bunlarda da kullanılmadı. Bir ara partinin “Adalet ve Demokrasi Platformu” adı altında bir platform kuracağı ve cumhurbaşkanı adayının kampanyasını bu platformun yapacağı söylendi.

Bütün bu çabaların ardında bir basit gerçek yatıyor. CHP kendi adayının cumhurbaşkanı olmasını istiyorsa bu adayın alacağı oy CHP’nin son üç dört seçimdir sabitlendiği yüzde 25’lik oranın iki katından fazla olmak zorunda. CHP’nin oylarını ansızın ikiye katlaması beklenemeyeceğine göre gösterilecek adayın toplumun diğer kesimleriyle ittifak yapabilmesi, hem parti seçmenleri hem de diğer seçmenlerden oy alabilmesi gerek. Bugünkü CHP’nin iki katı büyüklükte bir oy kitlesine ulaşmanın iki yolu var. CHP’nin bu iki yolun ikisini de kullanmak isteyeceğini tahmin ediyorum.

Birincisi elbette daha kapsayıcı siyaset yapmak, toplumun olası bütün kesimlerini kapsayacak politikalar geliştirmek ve savunmak. Ama bu politika genişlemesi ve yenilenmesi CHP’yi ve adayını yüzde 50+1’in birinci tercihi yapmaya yetmeyecektir. O yüzden ikinci yol da devreye girecek. Yani seçimi ikinci tura taşıyarak ve ikinci tercihi CHP olanların da oylarını alarak yüzde 50+1’e ulaşmak. Kısacası CHP adayını cumhurbaşkanı seçtirmek istiyorsa öncelikle seçimin ilk turunda Tayyip Erdoğan’ın yüzde 50+1 oy almasını engellemek zorunda.

Cumhurbaşkanlığı seçimini ikinci tura bıraktırmak için yapılması gereken belli. Bütün siyasi partilerin kendi cumhurbaşkanı adaylarıyla seçime katılması sağlanmalı. İttifaklardan mümkün olduğunca kaçınılmalı ki oylar iyice bölünsün. Erdoğan sadece kendi oyunu alsın ve bu oyun da yüzde 50’den az olması ümit edilsin.

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ittifak açıklaması CHP’nin bu planını bozuyor. Çünkü MHP’nin cumhurbaşkanı adayı çıkarmaması ve Tayyip Erdoğan’a oy vermesi durumunda seçim daha ilk turda Erdoğan’ın zaferiyle sonuçlanabilir.

 


DİĞER YAZILARI