OKUNAN

Akıncı Davasında Sivil Yönetici Sanıklar: İddialar...

Akıncı Davasında Sivil Yönetici Sanıklar: İddialar, Deliller ve Savunmalar

The following two tabs change content below.

Fatma Sümer

15 Temmuz darbe girişimi yargılamaları kapsamında o gece Akıncı Üssü’nde işlenen suçlara ilişkin davanın duruşmaları 1 Ağustos’ta başladı. İddianamenin kapsamına Akıncı Üssü’nde bulunan ve kalkışmaya katılan FETÖ üyesi askerlerle darbe girişimine katkıda bulunmak için üsse gelen mahrem imamlar ve diğer sivillerin yanı sıra farklı üslerden darbeye katkıda bulunmak amacıyla gelen askerler olmak üzere 486 kişi giriyor. Bu kişilerden kalkışmanın bir numaralı sanığı olan Fetullah Gülen ve darbe gecesinin en önemli ismi olduğu düşünülen Adil Öksüz’le birlikte 7 firari ve 18 tutuksuz sanık bulunuyor. Bununla birlikte Tuğgeneral Hakan Evrim’in ifadelerinden üsde 30 kadar sivilin bulunduğu anlaşıldığı halde iddianamede belirli sayıda sivil isme yer verilmesi dolayısıyla şayet Evrim’in gözlemi doğru ise sivillerin bir kısmının kaçtığını düşünmek mümkün.

İddianamede öncelikle sivil yöneticiler başlığı altında en önemli sivil yönetici sanık olarak Fetullah Gülen bulunuyor. Ardından Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş isimleri yer alıyor. Sivillerin ardından Akıncı Üssü asker yönetici şüpheliler ve onlardan sonra ise gerçekleştirdikleri düşünülen eylemler çerçevesinde çeşitli başlıklar altında asker şüpheliler sayılıyor. Ayrıca Adana, Kayseri, Diyarbakır gibi şehirlerden darbeye iştirak etmek için gelen kişiler ve sair iştirak şüphelileri görülüyor. Asker şüphelilerin ardından sivil şüpheliler başlığı altında Murat Bayrakçeken, Serkan Aydın, Ahmet Sürmen ve Hasan Balcı isimlerinin yer aldığı bir başlık da bulunuyor ancak bu kişilerin gerçekleştirdikleri düşünülen eylemlerin darbe girişiminin organizasyon ve yönetim faaliyeti kadar tehlikeli olarak değerlendirilmediği, iddianamede en sonda yer almaları ve haklarında verilen bilgilerden yola çıkılarak anlaşılabiliyor.

İddianamenin Temel Konuları FETÖ 1989 yılından beri yasa dışı yollar kullanarak devlet içinde kadrolaşan; eğitim, kamu ve ekonomiyi belirleyen alanlarda yapılanmaya çalışan bir örgüt. AK Parti’nin örgütün kullandığı yasa dışı yolları fark ederek bu yolları kesmesi, zamanla FETÖ’nün hükümete karşı cephe almasına yol açtı. Bu sebeple 17-25 Aralık süreçlerinde örgüt, yargı mensupları aracılığıyla hükümeti devirmek istedi ancak başarısız olunca seçim sonuçlarını bekledi. 1 Kasım seçimleriyle bu konudaki umudunu tamamen yitirmesinin ardından iddianamede yer alan ve çeşitli başka delillerde de desteklenen tanık ve gizli tanık beyanlarına göre seçimlerden sekiz gün sonra 9 Kasım 2016’da kiraladığı bir villada bazı siviller ve üst düzey komutanların katılımıyla darbeye hazırlık toplantıları yapmaya başladı. Bu toplantıları Adil Öksüz yönetti ve bir yandan Fetullah Gülen’le irtibat kurarak onu süreçten haberdar etti, onayını alarak sürece katılmasını sağladı. Darbeye hazırlık toplantılarında alınan kararların FETÖ’cü komutanlar tarafından yerine getirilmesi suretiyle darbe hazırlıkları tamamlandı.

Bu hazırlıklar sırasında darbeye hazırlık toplantılarında ileri sürülen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın örgüt üyesi olmadığı halde darbeye iştirak ederek faaliyetin başına geçeceği fikri örgüt üyeleri tarafından da benimsenmişti. Nitekim darbe girişimi gecesinde Mehmet Dişli’nin Genelkurmay Başkanı Akar’a darbeyi tebliğ ederek destek istediği ifade ediliyor. Ancak iddianamede Dişli’nin suçlandığı bölümde Akar’ın bunu şiddetle reddettiği, bunun üzerine darp edildiği ve diğer darbe karşıtları gibi Akıncı Üssü’ne götürüldüğü ileri sürülmekte.

Darbe gecesi halkın meydanlara inerek karşı çıkması ve çok sayıda can kaybı yaşanmasıyla birlikte darbe girişiminde askeri hiyerarşinin bütünüyle kullanılamaması gibi durumlar sonrasında darbeci askerler Hulusi Akar aracılığıyla pes ettiklerini açıkladılar. Darbe girişimi sabahı saat 05.47’de de darbecilerin haberleşmesi ve özellikle Akıncı Üssü 143. Filo’da verilen bombalama emirleri talimatlarının iletilmesinde kullanılan “Yurtta Sulh” isimli WhatsApp grubunda kalkışmanın iptal edildiği yönünde bir iletinin paylaşıldığı ve “Nereye ayrılalım, kaçalım mı?” sorusu karşısında verilen “Hayatta kalın, tercih sizin” cevabı kayıtlara yansıdı.

Polis ve askerlerin hakimiyet sağlamaları üzerine Akıncı Üssü’nde FETÖ’cü askerlerle birlikte bazı siviller de yakalandı. Haklarındaki delil ve beyanlardan Gülen örgütüyle iş ilişkileri ve ailevi bağlantıları dolayısıyla geçmişten bugüne irtibat halinde oldukları anlaşılan bu kişilerin Akıncı Üssü’nde yakalanmaları TBMM Darbe Araştırma Komisyonu raporunda darbenin FETÖ tarafından gerçekleştirildiğinin en önemli delili olarak ifade ediliyor.

 FETÖ’cü Sivillerin Soyut ve Çelişkili İfadeleri

1 Ağustos 2017 tarihinde Sincan Adliyesi’nde görülmeye başlanan Akıncı Üssü Davası’nda sanık ifadeleri iddianamede yer alan sivil yöneticilerin dinlenmesiyle başladı. Darbe girişiminin bir numaralı sanığı olan Fetullah Gülen’in ve üsdeki en önemli isim olarak görülen Adil Öksüz’ün bulunmaması sebebiyle duruşmada ilk olarak Kemal Batmaz’ın ifadesi alındı.

Batmaz hayatı boyunca FETÖ’nün şirketlerinde çalışmış ve örgüt bağlantısını inkar edemeyen bir isim. Her ne kadar FETÖ’yle sadece ticari ilişkileri çerçevesinde irtibatlı olduğunu söylese de örgütün şirketlerinde alanıyla alakalı olmayan bir konumda CEO olarak çalıştığı halde duruşmada herhangi bir şirket CEO’su kadar ücret almadığını söylemesi üzerine müşteki avukatları örgütle manevi bağı olmayan birinin bu durumu kabul etmeyeceğini ifade ettiler. 2015’te FETÖ’den ayrıldığını ve örgütün en önemli isimleri arasında gösterilen Mehmet Sungur’la biten iş ortaklığını konuşmak için ABD’ye gittiğini söyledi. Ancak tüm seyahatlerinin darbeyi planlayan ve yöneten diğer sivil imamların yolculuklarıyla çakışması dikkat çekici. En önemlisi Adil Öksüz’le birlikte 11- 13 Temmuz tarihlerinde darbe planını onaylatmak için ABD’ye gittikleri yurt dışı giriş-çıkış analiz raporları ve havalimanı kamera kayıtlarından anlaşılabiliyor. Bu yolculuğun darbe planının onaylatılması için yapıldığı yönünde tanık ifadeleri mevcut.

Daha önce Öksüz’ün kullandığı belirlenen telefon hattıyla 925 telefon görüşmesi tespit edilen Batmaz’ın önceki sorgusunda Adil Öksüz’ü sadece darbe girişimi sonrasında hakkında çıkan haberler dolayısıyla tanıdığını ve kendisiyle hiç görüşmediğini söylediği ifade tutanaklarına yansımıştı. Duruşmada ise Öksüz’ü, Öksüz’ün kayınbiraderi olan Abdülhadi Yıldırım’la geçmişteki iş ortaklığı dolayısıyla birkaç sefer gördüğünü söyledi. İstanbul’dan Ankara’ya nasıl geldiği ve 16 Temmuz sabahına kadar ne yaptığı yönünde sorguda iki farklı ifade vermişti. Duruşmada ise bambaşka bir açıklama yaptı. Bilirkişi eşliğinde yaklaşık 700 fotoğraf alınarak kendisine ait olduğu tespit edilen 15 Temmuz’da Akıncı Üssü’nde bulunduğuna dair kamera kayıtlarını tekrar tekrar izlediği halde görüntüdeki kişinin kendisi olmadığı iddiasını tekrar etti.

Batmaz’ın ardından Hakan Çiçek’in savunması alındı. Çiçek darbe gecesi Akıncı Üssü’ne sahibi olduğu Anafartalar Koleji’ne kayıt yaptıran bir öğrencinin velisi olan Ahmet Özçetin’in daveti üzerine yeni öğrenciler bulabileceği bir sosyal etkinlik için gittiğini, darbe faaliyetini anlayınca lojmanlar bölgesine giderek bütün gece beklediğini söylemişti. Darbe girişiminin önemli asker sanıklarından biri olan Özçetin kendisini tanımadığını söylediği halde Çiçek duruşmada bu ifadesini yineledi. Darbe girişimi gecesinde üsse girebilecekler listesinde ismi bulunmayan ve “Yurtta Sulh” parolasını bilmeyen askerlerin içeri alınmamış olması Çiçek’in bu ifadesini anlamsız hale getiriyor. Çapraz sorguda okulunu tanıtmak için üsse giderken yanına 15-20 civarında kartvizit aldığını söyleyen Çiçek’in jandarma tutanaklarına göre üzerinden hiçbir kart çıkmamıştı.

Çiçek her ne kadar uzun ve “ikna edici” savunmasına bir FETÖ’cü profiline sahip olmadığını söyleyerek başlasa da örgüt ile çeşitli bağlantıları bulunan biri. Örgüte bağlı FEM dershanesinin Altunizade şubesinde kantin işlettiği SGK kayıtlarıyla tespit edilmişti. Bu dönemde Gülen’in FEM dershanesinde kaldığı ifade ediliyor. Çiçek FETÖ’nün üst düzey yöneticileriyle olan irtibatının sebebini açıklarken kendilerine gözlük sattığını söyledi. Kantincilik yaparak 60 milyon liralık bir servete ulaştığı ve FETÖ liderinin çağrısı üzerine Bank Asya’ya para yatırdığı da tespit edildi.

Nurettin Oruç savunmasında soruşturma esnasında da söylediği gibi üs yakınlarına belgesel çekmeye geldiğini ifade etti. Ancak gittiği köyün ismini hatırlamadığını söyledi. Belgesel çekmeye bir ekiple ve darbe girişimi sabahına nazaran uygun bir vakitte gitmek daha makul olsa da Oruç bu konularda açıklama yapmadı.

Harun Biniş, mazeret belirterek savunma yapmadı.

Soruşturma sırasında Harun Biniş ve yöneticiler arasında yer almayan sivil sanık Hasan Balcı çok benzer ifadeler vererek üsse Kemal Batmaz’la birlikte arsa bakmaya geldiklerini söylemişti. Batmaz, Harun Biniş’i doğrularken Balcı’yı tanımadığını ifade etti. Batmaz’ın savcılığa verdiği ifadelerde darbe girişimi tarihine kadar emlak şirketinde hiçbir alım satım işi gerçekleştirmemesinin yanı sıra Ankara’yı iyi bilmediğini ifade etmesine rağmen sırf arsa bakmak için Ankara’ya geldiğini söylemesi de dikkat çeken bir başka husus.

Adil Öksüz’ün de arsa bakmak için üsse geldiğini söylediği düşünülecek olursa sivil sanıkların olay yerine gelirken başarısız olma ve yakalanma olasılıklarını göz ardı ettikleri değerlendirilebilir. Yanlarında taşıdıkları çantalarda yalnızca yüksek meblağlarda para ve kredi kartlarıyla bazı giysilerinin bulunması, darbe girişimi başarısız olduğu takdirde imkan bulurlarsa kaçmayı planladıklarına işaret ediyor.

Yargılama Süreci

Duruşma esnasında mahkeme başkanı sanıkların sözlerini kesmeden saatlerce dinleyerek savunma hakkını kullanmalarını sağladı. Örneğin Batmaz’ın 2 Ağustos günü yaptığı savunma neredeyse tüm gün devam etti. Her ne kadar 15 Temmuz gecesinde yakınlarını kaybeden kişiler haklı öfkelerini mahkeme salonuna yansıtsalar da mahkeme başkanının salonda sükuneti sağlamayı başardığını da söylemek gerekir. Sanıkların tavırlarının ise bu ortamı bozmaya yönelik bir tahrik içerdiğini değerlendirmek mümkün. Kendileri hakkında gerek darbe girişimi öncesinde FETÖ ile irtibatlarını ortaya koyan gerekse darbe girişimi sırasında olay yerinde olduklarını gösteren çok sayıda delil bulunan sanıkların aksi yöndeki iddiaları için somut bir gerekçeleri bulunmuyor. Bu sebeple mahkum olacaklarını tahmin etmek güç değil ancak yargılamayı manipüle ederek izleyicileri ve mahkeme heyetini tahrik etmeyi bir taktik olarak kullandıklarını düşünmek için çok fazla sebep var.

Bir ceza yargılamasında ispat öncelikle tutarlılığı gerektirdiği halde sanıkların savunmalarında çok sayıda çelişkiye rastlanması, bir savunma stratejisi geliştirmeye dahi gerek duymadıklarını ortaya koyuyor. Örneğin kendisini kurtarma çabası bile olmayan Batmaz’ın olay günü ve gecesine dair beyanlarını sürekli değiştirmesi, pek çok soruya hatırlamadığını söyleyerek cevap vermesi, defalarca kendisine izletilen görüntülerdeki kişinin kendisi olmadığını söylemeye devam etmesi, özellikle FETÖ ve Gülen’le ilgili sorulara cevap vermekten kaçınırken genellikle dava sonuçlanıp kesin hüküm ortaya çıkmadan kimseye sorumluluk atfedilemeyeceğini söylemesi, her şeye rağmen örgüt bağlantısını açıkça ikrar etmemeye yönelik bir karardan kaynaklanabilir. Bununla birlikte açık deliller karşısında bir savunma geliştirmek yerine somut bir gerekçe ileri sürmeden saatlerce süren savunmalar yapmanın davanın aydınlanmasına hizmet etmeyeceği, muhatabın zekasıyla alay etmek olarak algılanacağı ve gergin bir şekilde 15 Temmuz’un sorumlularının belirlenmesini bekleyen müştekiler için duruşmaları sükunet içinde izlemeyi zorlaştıracağı çok açık.

Çiçek’in de kendisiyle ilgili delilleri mesnetsiz bir şekilde reddederken kendisinden başka herkesi FETÖ’cü olmakla suçlaması ve diğer sanıkların bu durumu desteklemesi ya da başka bir FETÖ yargılamasında “HERO” yazılı tişörtle duruşmaya gelen sanığın davranışı gibi durumlar da bizatihi bu sükuneti bozmayı, şehit ve gazi ailelerinin gerginliğini artırarak yargılamaların şu ana değin sağlıklı bir biçimde devam eden seyrini zedelemeyi amaçlayan kasıtlı hareketler olarak değerlendirilmeli. Savunma hakkının kısıtlanmadığı ve adil yargılamaya riayet edilen bir yargılama öncelikle adaleti tesis edecektir. Devletin de tarafı olduğu ve yüzlerce kişinin mağdur edildiği tarihi bir davada hiçbir tahrike prim verilmemesi ve yargılamanın adilce gerçekleştiği algısının zedelenmemesi öncelik olmaya devam etmelidir.


DİĞER YAZILARI