OKUNAN

Apolitik Görünümlü Ultra Ideolojik “Tuhaf” Duruşla...

Apolitik Görünümlü Ultra Ideolojik “Tuhaf” Duruşlar

The following two tabs change content below.

Asım Öz

Latest posts by Asım Öz (see all)

Uzun zamandır dergi dünyasında olup bitene bakınca buradaki gelenek ve göreneklerin değişme eğiliminde olduğu gözleniyor. Büyük mağazaların hatta gıda marketlerinin mizah dergileri bölümünde satılan dergiler bunun uçlandığı mecralar olması bakımından öncelikle dikkate alınmalı. Yeni zemini dergiciliğin taze umut yaprakları olarak düşünmeyi istesek de buna pek uygun değil zira öldürücü soğuk gibi diğer dergilerin kökünü kurutuyor bu dergiler. Birikimi taşan isimler dahi daha donanımlı düşünce dergilerinde yazmak yerine bu mecraları tercih ediyor. Her şeyin yolunda olmadığını tespit etmenin yolu daha evvel düşünce dergilerinde kalem oynatanların bu dergilerde tuttuğu yere bakmaktır. En azından bu hep ezbere konuşmanın yanlışlığını fark ettirecektir bizlere.

Dergi sonrası yeni bir trendin son örneklerinden Tuhaf canhıraş bir şekilde sayıları artan yeni nesil dergilerden. Arapça bir sıfat olan derginin adı acayip, şaşılacak, garip, anlaşılmaz manalarını da içeriyor. Proje dergi üzerine, adı ilk sıraya yerleşen eski “otgiller mensubu” kadar orijinal laflar edemem. “Anılar içten değildir” diyen Andre Gidé haklı mı bilemem ama gerek ayrılıklar gerekse yeni bir araya gelişler konusunda ileride hayret edeceğimiz metinlerle karşılaşacağımız muhakkak. Daha birkaç adımlık yürüyüşünde kapağı, görsel kullanımı, kamusal doksayı oluşturan yazarları ve portreleri, tipografisi ile türünün olası sınırlarını aştığı söylenebilir.

Dergi projesinin troykasından birinin biladeriyle kavgasından sonra bu dergiden ayrılanlarla birlikte yayınlanmaya başladı. Henüz beş sayısı yayınlandığından bir ömür biçmek için çok erken. Fakat Tuhaf özelinde başka dergileri kollamakla irtibatlı hasetkar tuhaf yorumların ötesine uzanarak birtakım tespitler yapmamız mümkün. Zira “İnsan görmek istediğini görür.” Şurası açık ki devrimci ilmihali yıkıcılık bilimiyle meczeden neoliberal solun kültürel yatkınlıklarından kırılgan ve eski İslamcılara uzanan bir yazar ve takipçi ortalaması var derginin. Aslında bu Kapitalizm ve Şizofreni yazarlarının ifadesiyle bir “rizom” şeklinde ifade olunabilir. Zira, “Rizom, her nokta herhangi bir başka noktayla bağlantı kurabildiği için, sonsuz bir ağın oluşmasına imkan verir. Kopsa da, kırılsa da, yeniden uç verir ve başka yönlere yayılır. Ne başı bellidir, ne de sonu; durmaksızın doğa değiştirir, dolayısıyla başkalaşımların kaynağıdır. Bir yandan katmanlara ayrılmış ve mekanı belirginleştirilmiş olmasına rağmen, yine de mekanların dışına çıkaran hatlarla hareket eder; bu hatlar sayesinde yeni temas bağları, başka iletişim ağları oluşturarak ilerler.”

Ahlak Karartılıyor Birbirini tutmayan çok sayıda unsuru uç uca getiren, bundan dolayı resmi karmaşıklaştıran şey tam manasıyla bu olsa gerek. Mehmet Akif’in “okuryazar denilen eski baş belası” dediği fazileti hep başkalarından bekleyen aydınlar da var tabii. İpin ucunun kaçırılması biraz da bundan olabilir. Hayatın alevini başkalarından ödünç almaya yatkın olanlar bekleneceği üzere bu tür mahfillere sıklıkla uğruyorlar. Geç doksanların gazetelerinin liberal kontenjanını anımsatıyor ikinci gruptakiler. Çünkü sayıları çok fazla değil. Diğer taraftan dergi, yazarları açısından bir tür vitrin işlevi görüyor gibi de.

Gelgelelim ünlü fil hikayesini andıran tanımlama güçlüğüne de katkı sunuyor bu çeşitlilik. Dolayısıyla derginin biçim verdiği şeyin ne olduğu üzerine kafa yorarken tuhaf bir melezlikten söz edebileceğimizi düşünüyorum. Elbet bunun için tek tek kelimelere, deyimlere ve cümle yapılarına odaklanmamıza gerek yok. Sadece şunu anımsayalım şimdilik: “Benlerimin toplamından fazlayım elbet. Benlerimin yöneticisi değilim, onlardan biriyim.” Dilde tezgahlanıp tekrarlanarak dayatılan bir şeyler var. Altını çizerek ifade etmeliyim ki bu, çağdaş siyaset felsefesinden dindarlık biçimlerine değin, gelmekte olan daha büyük bir halet-i ruhiyenin ön habercisidir.

Dahası çağıyla hemzaman olma iddiasındaki yeni orta sınıfların su yüzüne çıkışını da eklememek olmaz. Bu önemsiz gibi görünmemektedir. “Bizim” çelişki gibi gördüğümüz şey bu dergi cenahı açısından bir erdem olarak görülebilir. Hiçbir bağı bağlamı olmaksızın afaki olarak söylüyor değilim bunları. Düşüncenin kelimeler aracılığıyla var olduğunu ve biz istemesek de en gizli halleri çığlık çığlığa ifşa edişini dikkate alıyorum en azından. Demokrasiye dair hayırhah yorumlar yapmayan bir teorisyenin dediklerinden ilham alarak söylersem: “Karamsar değilim, iyimser de değilim. Gerçekçi olmaya çalışıyorum. (…) Olan bitenin ne olduğunu insanoğlunun davranışlarını gözlemleyerek, düşüncelerini karşılaştırarak hem niyetlerini hem de sözlerini eylem ve davranışlarının sonuçlarını karşılaştırarak anlamaya çalışıyorum.”

Klişe olacak ama doğrusu derginin kurumsal olarak bir marifetmiş gibi neredeyse aynı anda iki farklı şeyi kutlayabilmesi bununla alakalı: Önce Ramazan Bayramı tebriki ardından “Onur Yürüyüşü” desteği, dilin içinden iletileni tespit etmek sadedinde tipik bir göstergedir. Herhalde birlikte düşünme ve tartışma kültürünü hedefleyen derginin “kamu selameti”ni amaçlayan “résistance” (direniş) anlayışı açısından bir anlamı var bunların. Reklamcı dinamiğinin slogan sözlerinin ahlaki aklı karartmasından bahsettiğimizde “mega totaliterizm” ile suçlanacağımızı bile bile bunu demek gerekir. Zira tutumları izhar eden kelimeler bir etki meydana getirmiyor gibi görünürler ama bir zaman sonra etkilerini gösterirler. Sorgulamayı en uç noktaya taşımak istersek şunu söyleyebiliriz: Sosyolojinin kurucu babalarından öğrendiğimiz kadarıyla anomi, marazilik oranı bakımından en korkunç krizlerin habercisidir. Haliyle çağdaş gevezeliğin ayırt edilememe halinin bir yansıması olan melezliği düşünmeden edemiyor insan. Belki de günümüz politikası buradan biçimlenecek. Önemli olan bu politik şartlandırma sürecine teslim olup olmayacağımız.

Nasılsa George Orwell Hayranlığı Depreşmiş

Yazarlar, sanatçılar ve düşünürlerin yeni tarz dergiciliğin mutfak robotundan geçirilişine yahut “sulandırılış”ına sıkça şahit oluruz. Kişileri ele alış biçimi yöndeşlerinden iyice ayrılan Tuhaf üçüncü sayısında, muhtemelen yaz mevsimine uygun düşeceğinden hareketle Vincent van Gogh’u soft bir versiyonla öne çıkardı. Ardından Shakespeare’i son olarak da George Orwell’ı… Ayrıca önceki sayılarındaki gibi yeni dönemin mottoculuğunu yansıtan hayli örnek var.

Yazarlar düzleminde de iyiden iyiye çetrefil hale gelmeye başlayan bir karma söz konusu. Bu değişken ama her halükarda tuhaf olan bu karma hakkında en azından isimler bahsinde birkaç kelam etmeyi denemeyeceğim. “Tuhaf ve gizli bir arzu”yu içereni de dahil olmak üzere ruhsal bilişim atölyesini andıran öyküsel metinlere de bu cümle hariç laf etmeyeceğim. Kaldı ki bunlar derginin özünü oluşturan kaynaklarından belki de en önemlisi. Duygularla oynama yolunu seçen tuhaf bir evrensellik anlatısı başköşede çünkü. Artık varlık yok, hiçlik var.

Derginin üçüncü sayısında semantik kalpazanlığa oynayan bir yazar, başka şeyler yanında sadece kulak tırmalamakla kalmayan ama aynı zamanda ruhlarda da rahatsızlığa neden olacak şekilde şunu yazmış: “Ya Müslümanlar? Onlar da tövbe ettiklerine sevap deseler?” Karşı metafizik düşünce denilebilir mi buna, bilemiyorum.

“Tarih-lenk” unvanına da sahip tarihçimizin yıllar yıllar evvel Edebiyat ve Toplum kitabını kaleme alan meslektaşını anımsatan edebiyat yorumlarına eğilmek istedim. Çünkü başlığı harikaydı: “Piyasa başka, edebiyat tarihi başkadır.” Fikir vermek için hayli dil dökmüş “hubris”i yüksek hoca. Lakin Dostoyevski ile ilgili olarak aynı sayfada yer alan çelişkili yorumları beklentimi boşa çıkardı. Ardından bu mülakatın derginin üçüncü sayısının 45. sayfasındaki ilanla alakalı olduğunu düşündüm nedense. Bir sonraki sayıda Süleyman Uludağ’ın Mukaddime çevirisini en sonda zikretmiş olmasını da hubrisini düşünmeden anlamak mümkün olmaz bana kalırsa.

Eklemem gerekir ki siyasi ihtirası az gibi görünüyor derginin. Ama bunu daha sofistike bir biçimde yaptığını göz ardı edemeyiz; etik, estetik ve vicdana sarmalanmış bir kavram alanına yaslanılıyor burada. Harcıalem karşıtlıklar Türkiye üzerinden değil dışarıdan ve adı Hitler olmayan politikacılar tayfasının adları anılarak devreye sokuluyor. Mesela George Orwell konuşulurken bile bu böyle yapılıyor. Ha bir de bu tür dergilere adeta genetik kod gibi kazınmış dumanlı liyakat anlatısı var ki ona bir şey demeye takatim kalmadı. Doğrusu yukarıdan bakmamayı hedeflediğini iddia eden dergi açısından da izahı zor bunun. Kendimizi beğenmeyi bir yana bırakıp hazırlopçu olmadan gelmekte olana odaklanmak en iyisi.


DİĞER YAZILARI