OKUNAN

“Bu Vatan Toprağın Kara Bağrında Sıradağlar Gibi D...

“Bu Vatan Toprağın Kara Bağrında Sıradağlar Gibi Duranlarındır”

The following two tabs change content below.

Ebrar Üzümcü Takış

Latest posts by Ebrar Üzümcü Takış (see all)

15 Temmuz 2016’da FETÖ tarafından gerçekleştirilen alçak darbe girişimini milletimizin evlatları meydanlarda, sokaklarda canları pahasına, destan yazarak durdurmuş ve ülkelerine sahip çıkmıştır. Sene-i devriyesinde 15 Temmuz’a bedenleriyle şahitlik eden gazilerimize o günler hakkında düşündüklerini, onları sokağa çıkartan motivasyonu sorduk. O gece 249 vatandaşımız şehit oldu. 2 bin 194 vatandaşımız gazi oldu. Her biri ayrı bir kahramanlık örneği gösteren gazilerimizden Hatice Yılmaz, Metin Doğan, Safiye Bayat ve Üzeyir Civan’ın anlattıkları hepimiz için ders niteliğinde.

Hatice Yılmaz (20)

Ben evdeydim, bir arkadaşım aradı, “Hatice darbe oluyor” dedi. En başta pek ciddiye almadım. Zaten kimse ciddiye almadı. Sonra televizyona Başbakan bağlandı ve o an ciddiye almaya başladım. Sonra televizyona Cumhurbaşkanı bağlanıp, “Tüm halkı sokağa davet ediyorum” deyince tamamdır dedim. Ablama, “Hadi çıkalım” dedim. Sokaktan korna sesleri de gelmeye başlayınca bana bir cesaret geldi. Sonra kimliklerimizi alıp hemen çıktık. Meydana indik, orada bir sürü insan vardı. Bazıları sadece “Asker kışlaya” diye bağırıyordu o kadar. Bir de “Allahu ekber!” diyorlardı. Askerler beş dakika ateş ediyorlardı, on beş dakika duruyorlardı. Erkekler bize hep yardımcı olmaya çalıştı, kadınlar azınlıktaydı. O an çok duygulanmıştım. İki adam yanımıza geldi, biri ağlıyor gibiydi. Bir tanesi, “Önde beş kişi vuruldu, bir tanesi benim kucağımda öldü” dedi. O an sanki hayal aleminde gibiydim, gerçek değilmiş gibi geldi. Şaşkındım, asker nasıl koruması gereken halka silah sıkar diye düşünüyordum. Sonra tekrar ateş edildi.

Ben öne doğru gidip yaralılara yardım etmek istiyordum. Bir genç elinde bayrakla otobüsün önüne gitti, silah sesi geldi. Ablama, “Neresinden vuruldu?” diye sordum, “bacağından” dedi. Ben “Askerler zarar vermek istemiyor sadece yaralamak istiyorlar” diye düşündüm. Meğer direkt kafasına sıkmışlar. Genç düşerken bayrak onun üzerine serilmişti.

Önde dört-beş tane yaralı vardı, bir tanesi hareket etmiyordu, çoğu da gençti. Öne doğru gittik, ateş edilince geri çekiliyoruz, ateş bitince tekrar yardıma gitmeye çalışıyoruz. En sonunda ben, yere yatarak hareket etmeyen yaralıya bakmaya çalışırken vuruldum ve direkt yere düştüm. Kurşun omurgama geldi, bacaklarımı hissetmedim. Ablam beni kolumdan tuttu, arabanın arkasına doğru çekti. Vücudumda öyle bir dalgalanma vardı ki ağzımı açıp bir şey söyleyemiyordum.

O ara “Ölecek miyim?” diye düşünmedim, sadece “Asker halkına nasıl sıkar?” diye düşündüm. Sonra beni arabaya bindirdiler, hastaneye gittik. Yoğun bakıma aldılar, en ağır ilaçları verdiler, ağrılarım biraz dindi. Sonra ameliyat olmuşum. Gün boyunca yoğun bakımda kalmışım. Uyandığımda ablam bana, “Hatice tarihe geçtin, halk darbeyi püskürttü, gazi oldun” dedi. Ben orada çok şaşırdım ve sevindim, “Tamamdır” dedim.

Metin Doğan (43)

15 Temmuz akşamı spor salonundan çıkıp eve giderken otobüste öğrendim. Bulunduğum ortamda insanlar çok sevinçlilerdi. “İyi ki oldu, tam zamanıydı, kendini başkan ilan edecekti” gibi şeyler söylüyorlardı. Bir tek üzgün olan bendim. Eve gittim, televizyonu açtım, canlı yayında adam, eline mikrofonu almış, arkasında tanklar, askerler var, hiç heyecan yok, korku yok, çok rahat konuşuyor. “Bu adam niye korkmuyor?” dedim. İnsanlara korkarak anlatırsa darbeye karşı olanları galeyana getirir, o yüzden insanları korkutmuyor, rahat rahat anlatıyor diye düşündüm.

O an aklıma geldi, canlı yayında o paletlerin altında biri ezilse, insanlar da o ezilen kişiyi görse, herkes hiçbir şey düşünmeden sokaklara dökülür diye düşündüm. Bunu düşündüğüm anda da o kişi olmaya karar verdim.

Havalimanına ulaştığımda televizyondaki görüntüleri, tankları, askerleri gördüm. O sırada havaya ateş açmaya başladılar. Askerlere, tanklara doğru tüm gücümle koşmaya başladım. “Ben Türk askeriyim, siz kimin askerlerisiniz!” diye bağırdım.

Ellerimi havaya kaldırarak tankın ortasında durdum, tank da durdu. Tankın üstünden, “Ateş edeceğiz” diye bağırdılar. Hareket ettiklerinde çok yakın bir mesafedeydim, hızlıca sağ paletin altına attım kendimi. Bir fren sesi geldi ve tank durdu, ikinci kez hareket ettiğinde bu sefer diğer paletin altına yattım. İkisinde de ilk işim hızlı bir şekilde Kelime-i Şehadet getirmek oldu. Ayağa kalktığımda insanlar bağırıyorlardı ve tankın etrafını sardılar. Amacım insanları cesaretlendirmekti. Canımı vererek cesaretlendirmek istedim ama Allah canımı almadı.

Safiye Bayat (35)

Ummadığımız anda en ağır silahlarla, tanklarla, F-16’larla, keskin nişancılarla vurdular bizi. Türk milleti asla yılmaz, yorulmaz, korkmaz ve asla boyun eğmez. Sanırım hainler bunu unutmuşlardı. Hatırlattık ama tabii çok acı kayıplarla. Çünkü biz yaralı almaya bile gitsek ateş hattına girerek alıyorduk yaralılarımızı. Ateş hattına girdim ben, vuruldum, bile bile. Onlar ellerini silahlarından çekmediler, devam ettiler, yaralılarımızı almamıza müsaade etmediler. Silahla taramaya devam ettiler. Ben giderken tanktan taciz ateşi yaşadım. Allah beni kız kardeşime giderken gazilikle şereflendirdi. Ben Allah için çıktım, ödülü de Cenab-ı Hakk’tan istedim ve Rabbim de en uygun şekliyle en münasip yerde beni şereflendirdi.

Ben öncelikle o hainlerle konuşmayı yaptıktan sonra dualar ettim ve birkaç topluluğu durdurmaya çalıştım. “Gitmeyin bunlar bizim askerimiz değil ilerlemeyin, bunlar bizi öldürmeye gelmişler” dedim ve beni gerçekten derinden etkileyen, dimdik durmamı sağlayan söz şuydu: “Abla biz şahitlik etmeye geldik, kaçımızı öldürebilirler, yüz mü, iki yüz mü razıyız abla, yürüyeceğiz.” Tabii bu yiğit, cengaver ümmet kardeşlerimizin arkasından biz de yürüdük. Bir ümmet düşünün ki sizi düşünen, sizin için ölmek isteyen. “Abla sen zaten gidip konuş- muşsun, sen bayansın arkaya geç, ne olur abla sana bir şey olmasın” diyen ümmet kardeşlerimiz vardı o gece, etkilenmez mi insan? Birkaç kardeşimin son anına şahitlik etmem, şehadete ulaşmanın nasıl olduğunu izlemem bana ziyadesiyle güç verdi.

Devlet başkanım Recep Tayyip Erdoğan halkına, vatanına, milletine sahip çıktığını gösterdi. Dik duruşuyla, cesaret ve ferasetiyle, kaçmayarak, saklanmayarak, sığınmayarak, bizle beraber burası bizim, bu sokaklar bizim, bu yerler bizim, hep birlikte sahip çıkalım dedi. Eğer iyi bir devlet başkanının arkasından giderseniz, iyiliğe tabi olur ve zaferi hak edersiniz. Bu bir şereftir elhamdülillah.

Üzeyir Civan (50)

“Bu böyle olmaz, birilerinin bir şey yapması lazım, darbeye dur dememiz lazım” diye etrafımdakilerle konuştum. On kişiyle birlikte bize en yakın nokta olan Sabiha Gökçen Havalimanı’na gitmek için çıktık. Dört erkek, iki araçla havalimanına giderken trafik durduğundan biz de mecburen araçlarımızdan indik. Yaklaşık beş yüz metre kadar sağ tarafımızda gişelerin bulunduğu kısımdan silah sesleri geliyordu. O gişelerin altında bulunan kardeşlerim bir direniş halindeydiler. Ben de oraya gidip darbe yapmak isteyen insanlara direnmeliydim, onları uyarmalıydım.

Bariyerlerin üstüne çıktım ve arkadaki bizden olan yirmi beş-otuz kişilik gruba, karşı tarafın uyanması için “Asker, polis kardeştir” diye üç-dört sefer slogan attırdım. Yere indiğim esnada da bu hainlerle, bu kandırılmış insanlarla aramızda araçlar vardı. O araçları biz adeta bir siper gibi, bir mevzi gibi kullanıyorduk. Bir de kafamı kaldırdım ve baktım ki diğer yolun bitiminde, hemen on beş-yirmi metre kadar ileride, çimlerin üzerinde yedi-sekiz tane asker gördüm. Başlarında miğferler, ellerinde silahlar, yüzlerinde bir korku ifadesi vardı. Mevzi değiştiriyorlardı o esnada.

İki elim havada koşarken de, “Durun, yapmayın silahlarınızı bırakın, hepimiz kardeşiz!” diye bağırıyordum. Bir de baktım ki orta parmağımın üzerinde bir şarapnel parçası gibi, kan pıhtısı gibi bir şey var. Sonra sol tarafıma doğru toparlanmak istediğim esnada kolumda bir ağırlık hissettim. O an anlamıştım ki kolum sarkıyor ve kolumdan vurulmuştum. Ve yaralı olan sağ elimle sol kolumu tutarak gelmiş olduğum yere koşarak gittim. Üç tane Iraklı Türkmen genci bana yardımcı oldular.

Yaralandığım haberi biraz ötede mücadele eden eşime kadar ulaşmıştı. Eşim o heyecanla “Ona bir şey olmaz, biz kalalım da mücadelemize devam edelim” diye düşünmüş. Derdi, tasası bu vatanın selametiydi. Sonra tekbir getirerek yürüyüşe geçmişler. Yaklaştıkları esnada onların da üzerine ateş açılınca bazıları duraksamış. 19 yaşındaki İmam Hatip lisesi mezunu kızım o heyecanla, “Niye duruyorsunuz, biz buraya niye geldik, ileri gitsenize!” diye bağırmış. Yani bir kapı tıkırtısından korkan kızım o akşam Rabbimin bize vermiş olduğu güç ve cesaretle adeta bir aslan kesilmişti. Orada insanların vurulacakmışız, ölecekmişiz diye bir derdi, tasası yoktu. Oradaki tek gaye, amaç bu vatana, bu millete, bu bayrağa sahip çıkma duygusuydu.


DİĞER YAZILARI