CHP Fabrika Ayarlarına Mı Döndü?

The following two tabs change content below.
Halime Kökçe

Halime Kökçe

karakashalime@gmail.com

Türkiye 15 Temmuz 2016’da tarihinin en önemli kırılma noktalarından birini yaşadı. Şükür ki milletin basireti, feraseti ve cesaretiyle bu kritik dönemi demokrasi ve millet olma bilincini yükselterek atlattı. Böylece 15 Temmuz’da millet siyasetin omuzlarına yeni bir sorumluluk daha yüklemiş oldu. O sorumluluğun çerçevesini çizen iki kriterden biri vatanseverlik duygusu diğeri ise demokrasi bilinciydi.

15 Temmuz’da milletin demokrasiye sahip çıkması siyaset kurumuna olan güvenin de tezahürüydü. Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişimine karşı yürütülen “millet savunması”, iktidar ve muhalefete demokrasiyi yükseltme ve milli bağımsızlık için mücadele etme ödev ve sorumluluğu da yüklüyordu.

15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım milleti darbeye karşı sokaklara çağırdı. Kısa sürede millet darbecilerin ele geçirmeye çalıştıkları mevkilerde toplandı ve darbe girişiminin akim kalmasında en önemli etkiyi oluşturdu. Muhalefet partileri de darbe girişimine karşı demokrasinin yanında yer aldıkları mesajını verdi. Her ne kadar CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun darbe girişimi gecesi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli kadar hızlı tepki vermemiş olması eleştirilse de 15 Temmuz’un oluşturduğu varlık-yokluk mücadelesi, küçük ayrıntıları mevzu etmemeyi gerekli kılıyordu. Ayrıca darbeye amasız karşı çıkmak ve bedenlerini tankların önüne süren milletin yanında durmak, CHP söz konusu olduğunda zaten yeterince önemli ve şaşırtıcıydı. Hoş CHP’nin şehit ve gazilere dertlenmeden önce darbeci askerlerin darp edildiğini dile getirmesi epey tepki topladı ama CHP bu tavrını çok da devam ettirmedi.

CHP, demokrasi nöbetlerine parti düzeyinde katılım gerçekleştirmese de Taksim ve İzmir’de darbeye karşı kendi mitinglerini yaptı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 5 milyondan fazla kişinin katıldığı ve eş zamanlı olarak ülkenin tüm illerinde gerçekleştirilen Yenikapı Mitingi’ne iştirak etmesi de 15 Temmuz’dan sonra oluşan beraberlik ruhunun tezahürü olarak değerlendirildi. Taksim ve İzmir mitinglerindeki “Ne darbe, ne dikta” vurgusu ve Yenikapı’daki kitlenin coşkusunu karşılayamaması ise CHP’nin ontolojik imkanlarının sınırlılı- ğıyla tevil edildi. Geçmişinde darbecilik olan CHP bu kadarını yapabildiyse bu da bir şeydi!

Birlik Beraberlik Fotoğrafı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iktidar ve muhalefet partilerini Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne daveti ve Kılıçdaroğlu’nun da davete icabeti, “kaçak saray” ifadesiyle Erdoğan’ı itibarsızlaştırmaya çalıştığı günleri bile handiyse unutturacak gibiydi. Vatandaşın en çok ihtiyaç duyduğu şey gerçekleşiyordu, ülkenin bekası söz konusu olduğunda ihtilaflar bir kenara bırakılıyordu. Oysa kısa zaman önce CHP, Erdoğan’ı yıpratmak için her yolu mübah görüyor ve kutuplaştırıcı bir nefret dili kullanmaktan çekinmiyordu.

Hükümet bu süreçte sorumlu bir dil kullandı, ülkenin FETÖ ve PKK başta olmak üzere tüm terör örgütlerinden köklü şekilde temizlenmesi kararını tüm siyasi partilerin ortak kararı olarak ele aldı. PKK’nın bir aparatı olarak çalışan HDP dışında hiçbir partinin 15 Temmuz öncesinde FETÖ ya da PKK’nın amaçlarına hizmet eden tutumlarını söz konusu dahi etmedi. Bu vesileyle hükümet hiç olmadığı kadar muhalefetle temas halinde oldu. Başbakan Binali Yıldırım’ın gerek Bahçeli gerekse Kılıçdaroğlu ile OHAL kapsamındaki KHK’lar ve Fırat Kalkanı Operasyonu çerçevesinde sıkça bir araya gelmesi de 15 Temmuz sonrası oluşan uzlaşma iklimini besleyen görüntüler oluşturdu.

Suikast Girişimi Mesaj mıydı?

Kılıçdaroğlu’nun darbe kalkışmasından sonra “FETÖ” demesi biraz zaman almıştı ama yine de kem gözlerden saklanası bir kısa saadet dönemi yaşandı. Bir görüşe göre PKK’nın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik suikast girişimi CHP’deki uzlaşmacı tutumu değiştirdi. CHP’nin fabrika ayarlarına döndüğü yorumlarına da yol açan bu değişim kendini en çok Selin Sayek Böke gibi CHP’nin HDP çizgisine yaklaştığı dönemde ön plana çıkan isimlerde gösterdi.

En bariz söylem FETÖ operasyonları üzerinden muhaliflerin susturulmaya ve devletten temizlenmeye çalışıldığı şeklinde tezahür etti. Bu itham devletten ihraç edilen ya da soruşturma kapsamında tutuklu olan herkesin masum ve mağdur olduğuna dair bir algının oluşmasına hizmet edecek kadar ileri boyuta taşındı. Rahatsızlığın bir sebebi de KESK ve DİSK gibi sendikalara üye kimi devlet memurlarının açığa alınması ya da ihraç edilmesiyle ilgiliydi. Oysa söz konusu sendikalar PKK ve DHKPC’ye yakın isimlerin pekala örgütlenebildiği yapılardı.

İtiraz noktalarından en önemlisini ise OHAL kapsamında çıkartılan KHK’lar oluşturdu. Stratejisi takiye yoluyla devleti ele geçirmek olan bir örgütün devletten nasıl sökülüp atılabileceği konusunda verilmiş tatmin edici bir cevabı olmamakla beraber CHP, 15 Temmuz sonrasında OHAL ilan edilmesine de karşı çıktı.

FETÖ’nün nasıl bir yapı olduğunu ve Türkiye’nin 15 Temmuz’da nasıl büyük bir tehlike atlattığını idrak edemeyen bu yaklaşım, bir süre sonra KHK’ları AYM’ye taşımak şeklinde kendini gösterdi.

Fetullahçı örgüt, 17-25 Aralık’la birlikte devlet tarafından FETÖ olarak adlandı- rılmaya başlanmış, özellikle emniyet ve yargıdaki güçlerini kırmak noktasında azami gayret sarf edilmişti. Buna mukabil olağan süreçlerle bu yapıyla etkin mücadele edilemediği görüldü. Muhalefet FETÖ’yle mücadelede hükümetin yanında yer almadı. Kılıçdaroğlu’nun yakın zamanda bir televizyon röportajında sarf ettiği, “17-25 Aralık girişiminin ardında FETÖ olduğunu biliyorduk” şeklindeki ifadeleri durumun vahametini ispatlar niteliktedir.

Hal böyle iken bugün OHAL’e kar- şı çıkmak ve KHK’ları Anayasa Mahkemesi’ne götürmek hem samimiyet sorgulamasına hem de siyasi fırsatçılık yorumlarına sebep olmaktadır.

CHP’nin Kayyum İtirazının Sebebi

CHP’nin “Yenikapı ruhu”ndan kopuşunu “Yenikapı ruhundan anladıklarımız farklı” şeklinde tevile başladığı aşama aslında OHAL’in FETÖ ile sınırlı kalmayacağının anlaşılması oldu.“CHP neden Yenikapı ruhundan koptu?” sorusunun en net cevabını burada aramak daha isabetli olacaktır. Türkiye terörle mücadelede örgüt ayrımı yapmamaktadır. Terörle mücadele sadece silahlı unsurlarla sınırlı tutulmamaktadır. Terörün propaganda gücü ve lojistiğini de elinden alacak şekilde bir mücadele taktiği benimsenmiştir. Nasıl ki FETÖ ile doğrudan ilişkili olan devlet memurları- nın ihracı gündeme alınmıştır, aynı şekilde PKK ve DHKP-C gibi terör örgütleriyle irtibat ve iltisaklı olduğu tespit edilen isimlerin de ihracı söz konusudur.

Terör örgütlerine yardım ettiği belirlenen belediyelere kayyum atanması da aynı şekilde hem evrensel hukukun tanımladığı bir haktır hem de Türkiye özelinde terörle etkin mücadele için bir gereklilik halini almıştır. CHP’yi Yenikapı ruhundan kopartan gelişmelerden biri de PKK’ya yardım ettiği sabit olan belediyelere kayyum atanmasına yönelik tutumu olmuştur. CHP burada da terörle mücadelenin FETÖ ile sınırlı tutulması şartını ileri sürmüştür. Bu çerçevede ilki dışındaki KHK’ları AYM’ye götüreceklerini çünkü OHAL’in FETÖ ile sınırlı olduğunu ifade etmişlerdir. Hükümet kanadı ise OHAL ilanından sonra çıkartılan ilk KHK’nın 2. maddesinde yer alan “Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı belirlenen” şeklindeki ifadeye atıfla OHAL kapsamında çıkartılan KHK’ların FETÖ ile sınırlı tutulamayacağını iddia etmektedir.

CHP’nin 15 Temmuz öncesi ayarlarına döndüğünü düşündüren bir başka husus da Fırat Kalkanı Harekatı ile ilgili itirazlarıdır. CHP, OHAL uygulamasının FETÖ ile sınırlandırılmasını istediği gibi Fırat Kalkanı Operasyonu’nun da DAEŞ ile sınırlı tutulmasını istemektedir. CHP bu tutumuyla içeride PKK’yı, Suriye’de ise PYD’yi sakınır bir görüntü vermektedir.

CHP’nin eleştirileri ABD ve AB temsilcilerinin Türkiye’ye yönelttikleri eleştirilerle de paralellik arz etmektedir. CHP, Türkiye merkezli bir meşruluk sorgulaması yapmadan Batı’dan gelen eleştirilere göre pozisyon almaktadır. FETÖ’nün işlevi sona erdikten sonra nihayet bu yapıya karşı bir tavır alabilmiştir. Ama PKK’nın tezlerini HDP adına dolaşımda tutmaya devam etmektedir. Bu anlamda CHP, PKK’ya HDP’nin veremediği desteği vermektedir.


karakashalime@gmail.com

DİĞER YAZILARI