OKUNAN

Değişiklik Beklenmeyen Bir Durum Değildi

Değişiklik Beklenmeyen Bir Durum Değildi

The following two tabs change content below.
Serdar Karagöz

Serdar Karagöz

serdar.karaagoz@dailysabah.com
Serdar Karagöz

Latest posts by Serdar Karagöz (see all)

AK Parti, Genel Başkanı’nı (aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti hükümeti Başbakanını) hızlı bir karar ile değiştirdi. Türkiye siyasetini yakından izleyenler için bu beklenmeyen bir durum değildi. Ben de şaşırmadım. Zaten parti içinde de bir kriz yaşanmadı. Kimse şok olmadı ve kimse bu değişime direnme ihtiyacı duymadı. Görevi bırakan Başbakan Ahmet Davutoğlu bu değişimi “bir zaruret” olarak nitelendirdi.

Bu değişimi zaruri kılan ve süreci bu noktaya getiren gelişmelerin kökeninde, bürokratik vesayetin 2007 yılında Meclis’e cumhurbaşkanı seçtirmeyerek siyaseti kilitlemesi var. AK Parti yönetiminin o gün bu krizi çözmek için bulduğu “cumhurbaşkanını halkın seçmesi ara formülü” ülke yönetiminde bir sistem sorununa yol açtı. Cumhurbaşkanını halkın seçmesi ara formülü beraberinde AK Parti için de yepyeni siyasal gerilim hattı oluşturdu. Seçilen cumhurbaşkanının başbakan ile ilişkisi ülke için bir kriz potansiyeli taşırken, aynı şekilde seçilen cumhurbaşkanının içinden çıktığı siyasi parti ile ilişkisi de problem üretmeye elverişli bir zemin hazırlamaktaydı.

Siyaset dinamik bir alan. Türkiye siyasi gerilimi çok yüksek bir ülke. İşte böyle bir atmosferde krizler aşılmaya çalışılırken AK Parti kusursuz stratejiler geliştirme ve kalıcı sistemler üretme lüksünü bulamadı. Bu yeni durumun AK Parti’yi nasıl şekillendireceği üzerinde de çok durulamadı. Partinin genel baş- kanlık koltuğu Recep Tayyip Erdoğan’ın tercihiyle Ahmet Davutoğlu’na verilirken sistemin üreteceği çift başlılık konusunda var olan endişeler “kardeşlik hukuku” ve “lidere vefa” gibi yoruma açık muğlak ve naif ifadelerle geçiştirildi. Fakat çift başlılık kaçınılmazdı. Teoride “Problem çıkartır” denilen durum pratikte beklenildiği gibi oldu. Doğal bir iktidar genişletme ve genişletilmiş yeni iktidar alanlarının korunma refleksi hemen karşımıza çıktı.

Başbakan Davutoğlu ve ekibi bu ara formülün getirdiği “yeni gerçekliğe” karşı kendilerini pozisyonlandırmada zorlandılar. Tayyip Erdoğan tarafından üretilmiş iktidar alanlarını devşirme süreci yaşanmaya başladı. Hatta kırılma yaşayacakları krizle yüzleşmek için çok da çekingen davranmadıklarını söylemek mümkün.

Davutoğlu kendisini hiçbir zaman bir emanetçi olarak görmedi ve ikinci adamlık gibi bir rolü benimsemedi. Kendi tarzını ortaya koydu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çatışacağını bile bile bazı tasarruflarda bulundu. Çatıştı ve geri adım attı. Örneklerini bu süreçte çok konuştuk. Yüce Divan meselesi, çözüm süreci, Hakan Fidan’ın milletvekili adaylığı gibi…

Siyasi analistler değişimin ilk zamanlarından itibaren Davutoğlu’nun kullandığı siyasi retoriğin kendine özgü bir iktidar alanı kurma eğilimini ve kendisini öncesinden ayrıştırma çabasını fark etmişlerdi.

Normal bir atmosferde bir zenginlik hatta gelecek için umut olarak kabul edilebilecek özgün ve ayrıksı bu tarz, sistemin siyasi çatışmayı körüklediği böylesi bir ortamda sadece sorun üretti. Sistemin çift başlılık üretme potansiyelini soruna dönüştüren sadece Davutoğlu’nun kendine özgü siyaset tarzı ve iktidar alanını genişletme eğilimi değildi. Uluslararası aktörlerin de Davutoğlu’nu Erdoğan’ın alternatifi olarak kendi içlerinde konumlandırması bu gerilimi artık yönetilemez kıldı. Partinin ortak aklı devreye girdi ve suhuletle yeni dönemin gerçekliğine uygun bir değişim yaşandı.

 


DİĞER YAZILARI