OKUNAN

Devlet FETÖ ve Darbecilik Zehrinden Temizleniyor

Devlet FETÖ ve Darbecilik Zehrinden Temizleniyor

Cumhuriyet döneminde demokratik rejime geçilmesinin ardından devletin yeniden yapılandırılmasında temel belirleyici unsur askeri darbelerdir. Cumhuriyet sonrası başarılı olan her darbenin ardından devlet cuntacıların istediği bir formatla yeniden yapılandırıldı. Sivil siyasetin nispeten güçlendiği dönemlerde ise vesayet düzeni demokratikleşme lehine esnetilmeye çalışıldı. 1960, 1971, 1980 ve 1997 askeri müdahalelerinin ardından devlet vesayet düzenine göre şekillendi. 27 Nisan 2007 ve 15 Temmuz 2016 başarısız darbe girişimlerinin ardından ise devlet, sivil irade tarafından vesayet düzeninin aleyhine dönüşüme zorlandı.

Askeri darbelerin ardından devletin yeniden yapılandırılmasına yönelik adımlar, askerin devlet yönetimi içerisinde “özerk”liğini sağlamlaştırmayı amaçladı. Atılan bu adımlarla siyasal alan daraltılmış ve sivil siyasetin denetim ve bekçiliği askere verilmişti. Devletin yeniden dizaynı ile çok geniş kurumsal yetkilere sahip olan ordu sadece kendi alanının değil tüm kamu politikalarının belirleyiciliği misyonunu üstlendi. Ayrıca oluşturduğu yeni kurumlarla darbelerin yeniden şartlarını oluşturdu ve uzun yıllar boyunca kendi iktidarını yeniden üretme imkanı buldu.

Darbe Anayasaları ve Vesayet Mekanizmaları

27 Mayıs 1960 Darbesi’nin ardından yazılan Anayasa ile devlet yeni vesayet kurumları oluşturularak yeniden yapılandırıldı. Genelkurmay başkanının statüsü başbakana bağlanarak yükseltildi, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) sivil siyaseti denetleyecek bir yapıda tasarlandı, çift meclis sistemine geçilerek Cumhuriyet Senatosu ile halk iradesi sınırlandırıldı. Anayasa Mahkemesi vesayet düzeninin bekçiliğini yapacak şekilde konumlandırıldı. 12 Mart 1971 Muhtırası’ndan sonra vesayet mekanizmalarının genişletilmesine yönelik yeni ve daha etkili düzenlemeler yapılarak askeri yargı sivil yargı aleyhine genişletildi. MGK’nın işlevi ve yetkileri artırıldı. 1980 Darbesi’nden sonra yazılan Anayasa ile birlikte devlet tamamen bir cunta rejimine göre dizayn edildi. Devletin tüm yargı ve yürütme organları askerlerden atanan üyeler tarafından kontrol edilecek şekilde yapılandırıldı. Anayasa’da cuntacıların yargılanmasını engellemeye dönük “çıkış garantileri” oluşturularak askeri alan yargısal denetimden tamamen muaf hale getirildi. 28 Şubat 1997 postmodern darbesi ise devletin tüm icrai alanlarını “güvenlik rejimi” etrafında yeniden şekillendirerek sadece devleti değil sivil toplum başta olmak üzere ekonomiden medyaya tüm alanları “milli güvenlik siyaset belgesi”ne göre yeniden yapılandırdı.

27 Nisan e-muhtırasına sivil siyasetin direnmesi ile ilk kez darbe girişimi başarısız olmuş, devletin yeniden yapılandırılmasına yönelik fırsat üstünlüğü ilk kez sivil iktidara geçmiştir. 2007 referandumunda cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin anayasal güvenceye kavuşturulması, bu anlamda tarihsel bir kırılmayı ifade etmektedir. 2007 referandumu ile vesayet kurumlarının devletten arındırılması ve demokrasinin pekiştirilmesine yönelik adımlar 2010 referandumu ile sürdürülmeye çalışılmış ancak devletin kılcal damarlarına kadar sızan Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensuplarınca bu süreç akamete uğratılmıştır. Böylece ordu ve devlet içinde FETÖ’cü cunta yapılanması kendisine korunaklı alanlar oluşturmuş ve 17-25 Aralık 2013 ve 15 Temmuz 2016’da iki büyük darbe girişiminde bulunmuştur.

FETÖ tarafından gerçekleştirilen 15 Temmuz darbe girişiminin ardından devletin yeniden yapılandırılması hayati bir zorunluluk haline gelmiştir. 15 Temmuz darbesi bir işgal girişimi olarak terör yöntemleri ile gerçekleştirilmeye çalışılan ve Cumhuriyet tarihinde devletin karşılaştığı en önemli beka sorunuydu. Dolayısıyla devletin kriz üreten siyasal sistemi başta olmak üzere güvenlik yapılanması da vakit kaybetmeden ve acil olarak yeniden dizayn edilmeliydi. Bu anlamda 15 Temmuz’dan bugüne kadar devletin yeniden yapılandırılmasında iki alanda önemli mesafe kat edilmiştir.

Güvenlik Kurumlarının Yeniden Yapılandırılması

İlki güvenlik kurumlarının yeniden yapılandırılmasıdır. 15 Temmuz darbe girişiminin ortaya çıkardığı en önemli gösterge, TSK başta olmak üzere güvenlik bürokrasisinin özerk yapılanmasının sivil siyaset tarafından denetime kapalı olmasıdır. Bu özerklik bilhassa TSK’nın içindeki cunta yapılanmalarının sivil siyaset tarafından fark edilmesini engellemiştir. Sivil siyasetin denetimine tamamen kapalı devre modelinde faaliyet gösteren bu yapı, elinde tuttuğu asimetrik bilgi üstünlüğü ile seçilmiş iktidarları yanıltmıştır. Kendisinin farkında olduğu ancak kurum taassubu gereği içerisine kırk yıldan fazla bir sürede her türlü gayrimeşru yöntemi kullanarak sızan bir terör örgütünün tehdit kapasitesini kamuoyunun bilgisi ve tartışmasına açmamıştır.

Daha geniş bir açıdan bakıldığında sadece TSK değil emniyet ve istihbarat kurumları da benzer zafiyetleri içerisinde barındırmıştır. 15 Temmuz darbe girişiminin ana aktörü ordu içindeki FETÖ’cü cunta olsa da bu cunta diğer güvenlik bürokrasisinden de yardım almıştır. 17–25 Aralık darbe girişiminin ardından emniyet ve istihbarat birimleri içerisinde kısmi de olsa FETÖ’den arındırma gerçekleşmiş olmasaydı darbenin başarılı olma ya da ülkenin iç çatışmalara gitme ihtimali artacaktı. Dolayısıyla 15 Temmuz sonrası tüm güvenlik kurumlarındaki yapılanma ihtiyacı iki açıdan aciliyet gerektirmekteydi: İlki bu kurumları FETÖ’den bir an önce arındırma, ikincisi de güvenlik bürokrasisinin yapısal sorunlarının giderilerek bir an önce iç ve dış tehditlere karşı asli görevini etkin bir şekilde yerine getirme kabiliyetine kavuşturmaya yönelikti.

15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından güvenlik bürokrasisinin yeniden yapılandırılması için önemli adımlar atılmıştır. Bu yeniden yapılandırmada güvenlik birimlerine yönelik sivil kontrolün tamamen sağlanması, gücün tek elde toplanmasını önlemeye dönük dengeleyici güvenlik mekanizmasının oluşturulması ve personel alım sisteminin çeşitlendirilerek ideolojik odaklanmalar üzerinden otonom yapılanmaların engellenmesine yönelik bir arayış söz konusu olmuştur.

Bu anlamda yapılan düzenlemelerin en önemlileri şunlardır: Yüksek Askeri Şura’nın (YAŞ) yapısı sivil idarenin lehine değişmiştir. Kurula İçişleri, Dışişleri, Adalet Bakanları ve Başbakan Yardımcıları dahil edilmiştir. Jandarma Genel Komutanı, Donanma Komutanı, Ordu Komutanları ve diğer orgeneral ve oramirallerin kurul üyelikleri kaldırılmıştır. YAŞ’ın sekretaryası Genelkurmay Başkanlığından Milli Savunma Bakanlığına (MSB) geçmiştir. Kara, Hava ve Deniz Kuvvet Komutanlıkları MSB’ye bağlanmıştır. Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı TSK bünyesinden çıkartılarak İçişleri Bakanlığına bağlanmıştır. Harp Akademileri kapatılmış, Milli Savunma Üniversitesi kurulmuştur. GATA başta olmak üzere tüm askeri sağlık hizmetleri Sağlık Bakanlığına bağlanmıştır. Askeri okullara giriş- teki engeller kaldırılarak tüm lise mezunlarına başvurma hakkı getirilmiştir. MSB’nin personel yapısı üzerindeki yetkiler Genelkurmay Başkanlığından alınarak MSB’nin kontrolüne verilmiştir. Bu anlamda MSB yeniden yapılandırılmıştır. Subay ve astsubayların atanmalarına MSB onayı getirilmiştir. Şehir içindeki kışlaların şehir dışına taşınması kararlaştırılmıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Askeri Yargıtay kaldırılmıştır.

16 Nisan: Vesayetçi Sistemin Çöküşü

15 Temmuz sonrası devletin yeniden yapılandırılmasında ikinci alan, siyasal sistemde kalıcı istikrar ve güçlü bir siyasi liderlikle desteklenen yeni bir yönetim yapısının oluşturulma zorunluluğuydu. Bu anlamda 16 Nisan referandumu ile birlikte Türkiye’nin istikrarsızlık üreten vesayetçi parlamenter sistemi Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine dönüştürülmüştür. Böylece yeni sistemin gerektirdiği şekilde devletin yeniden yapılandırılmasına yönelik ilk adımlar atılmıştır. 2019’a kadar yapılması gerekli olan uyum yasalarının çıkarılmasına yönelik çalışmalar önemlidir. Yasama, yürütme ve yargı erklerinin bu yeni sisteme göre yapı ve işlevleri ile ilgili dönüşüm başlatılmıştır. Örneğin yargıda HSYK’nın yapısı değişmiş, yasamada meclisin fonksiyonunu artırmaya dönük iç tüzük çalışmaları başlatılmış, yürütmede ise bürokratik dönüşümü sağlamak için bazı adımlar atılmıştır.

Sonuç olarak 15 Temmuz’un devletin yeniden yapılandırılmasına en önemli etkisi Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişi mümkün kılan uzlaşmanın sağlanmasına yöneliktir. Bu yeni sistem kuşkusuz birçok alanda değişim ve dönüşümü zorunlu kılmaktadır. Bu değişim alanlarının bazıları şunlardır: Yasama-yürütme ilişkileri, siyasal partilerin sistem içindeki konumları ve siyaset üretme tarzları, yürütmenin hiyerarşik yapısı, kurumsal dizaynı ve normlar hiyerarşisi, kamu yönetiminin örgütlenmesi, bürokrasi sınıfının kurumsal ilişkiler ağının yeniden tanımlanması, kamu politikalarının oluşturulma mekanizmaları ve karar alma süreçleri. Dolayısıyla 15 Temmuz’la başlayan devletin yeniden yapılandırılması birkaç yılı alacak bir çabayı gerektirmektedir.


DİĞER YAZILARI