Doların Küresel Yükselişi

The following two tabs change content below.
Nurullah Gür

Nurullah Gür

nurullahgur@yahoo.com

Trump’ın Başkan Seçilmesi ve Doların Küresel Yükselişi

Donald Trump’ın ABD başkanı seçilmesiyle birlikte dolar küresel ölçekte değer kazanmaya başladı. Dolar endeksi ABD’nin Irak’ı işgal ettiği 2003’ten bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Dolar, yen karşısında son 28 yılın en güçlü iki haftalık yükselişini kaydetti. Öte yandan Meksika pesosu Trump’ın başkan olduğu günün ertesinde yaklaşık yüzde 10 değer yitirdi. İstisnasız bütün gelişmekte olan ülke para birimlerinin değeri dolar karşısında eridi. Türk lirası (TL) da dünyadaki bu genel trende bağlı olarak değer kaybetti ve USD/TL kuru tarihi zirveleri gördü. Başarısız darbe girişimi, Ortadoğu’daki jeopolitik gelişmeler ve Avrupa Birliği (AB) ile yaşanan gergin süreç yabancıların Türkiye’ye yönelik yatırım iştahını belirli ölçüde azalttığı için TL bu dönemde bazı gelişmekte olan ülke para birimlerinden biraz daha negatif olarak ayrıştı.

Peki dolar Trump sonrasında neden yükseldi? Ekonomi çevreleri Hillary Clinton’ın ABD Başkanı olmasına neredeyse kesin gözüyle bakıyordu. Yatırımcılar seçim öncesinde Clinton’ın kazanacağı düşüncesiyle pozisyon alarak yatırımlarını şekillendirdi. Trump’ın seçimi kazanması sonrasında ise yatırımcılar haliyle panik düğmesine basarak hızla pozisyon değiştirmeye başladı. Piyasalar şu anda Trump ile ilgili en marjinal senaryoları fiyatlıyor. Bir başka deyişle yatırımcılar Trump’ın ABD’de kamu borcunu hızla artıracağını, Meksika ile sınıra duvar öreceğini, Çin’den gelen mallara yönelik gümrük vergilerini yükselteceğini ve AB ile müzakere edilen Transatlantik Yatırım Ortaklığı (TTIP) anlaşmasını çöpe atacağını hesap ederek pozisyon almaya çalışıyor. Trump’ın seçim öncesinde FED’in faizleri Clinton’ın işine gelecek şekilde bilerek düşük tuttuğunu ve kendisi başkan seçilirse FED Başkanı Janet Yelen’ı göndereceğini belirtmiş olması da piyasaları endişelendiriyor.

Trump’ın vaat ettiği politikaların hangilerini gerçekleştireceğini bugünden görmek mümkün olmadığı için piyasalardaki belirsizlik hızla yükseldi.

FED’in Adımları

Trump’ın büyümeyi artırmak için altyapı yatırımlarına hız vereceğini taahhüt etmesinden dolayı ilerleyen yıllarda ABD’de kamu açığı ve borcunun hızla artması öngörülüyor. Artan kamu açığı ve ekonomik büyümenin hızlanmasının enflasyon üzerinde baskı oluşturacağı hesap edilerek FED’in faiz artırmada daha cesur davraması bekleniyor.

Bütün bu beklentiler ABD tahvil faizlerinin yükselmesine neden oldu. FED Başkanı Yelen’ın seçim sonrası yaptığı ilk konuşmasında mevcut noktada ABD ekonomisinin tam istihdama yakın olması ve enflasyonun yükselmesinden dolayı faiz artışının görece yakın bir zamanda gerçekleşeceğini belirtmesi, FED’in Aralık ayındaki toplantısında faizi artıracağına yönelik beklentileri iyice yükseltti.

Amerikan tahvil faizlerinin artması ve FED’in politika faizini yükselteceğine yönelik beklentinin güçlenmesi yatırımcıların paralarını gelişmekte olan ülkelerden çekerek ABD’ye yönlendirmesine neden oluyor. Trump’ın uluslararası ticarete yönelik politikalarının başta Meksika ve Çin olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin birçoğunun zararına olacağı beklentisi de yatırımcıların gelişmekte olan ülkelerden çıkmaları için ikinci bir neden oluşturuyor. ABD seçimleri sonrasında yaşanan bu gelişme ve beklentilerin bir neticesi olarak doların değeri dünya genelinde hızla yükseliyor.

TCMB Ne Yapabilir?

Peki doların TL karşısındaki yükselişi para politikası araçları ile önlenebilir mi? Yukarıda bahsettiğimiz üzere doların yükselişinin en önemli nedeni ABD’de yaşanan gelişmeler olduğu için Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) para politikası araçlarını kullanarak dövize müdahale etmesinin etkin sonuçlar doğurması zor. TCMB geçmiş deneyimleri ışığında dışarıdan kaynaklı bir şoka karşı rezerv silahlarını kullanarak kura müdahale etme konusunda aceleci davranmadı.

TCMB kurdaki yükselişi engellemek adına rezerv opsiyon mekanizmasının (ROM) katsayılarında belli değişikler yaptı. Ancak bu değişikliklerin kur üzerine etkisi sınırlı oldu. TCMB Para Politikası Kurulu 24 Kasım’da yapmış olduğu toplantıda politika faizini yüzde 7,5’den yüzde 8’e, marjinal fonlama oranını yüzde 8,25’ten yüzde 8,50’ye yükseltti. Faizleri artırmak gün içerisinde ilk etapta kuru aşağıya çekse de Avrupa Parlamentosu’ndan gelen Türkiye’nin adaylığını dondurma kararı ve doların bütün dünyada yükselmeye devam etmesiyle birlikte USD/TL kuru tekrar yükselişe geçti.

TCMB’nin faizle ilgili almış olduğu karar iki hususu gözler önüne sermektedir: Birincisi, doların yükselişi küresel olduğu için TCMB’nin faiz silahını kullanması ilk etapta istenen etkiyi yaratmadı. Ancak bu politika değişikliğinin etkisini küresel piyasalar durulduğunda ilerleyen haftalarda görmemiz mümkün. Dolayısıyla TCMB’nin önümüzdeki dönemde faiz ile ilgili alacağı kararlarda aceleci davranmaması ve tedrici bir yaklaşım izlemesi daha doğru olacaktır. TCMB’nin şu aşamada yapması gereken öncelikli politika piyasaları sözle yönlendirme (forward guidance) olmalıdır. Hükümet yetkilileri de TCMB’nin elini güçlendirmeye yönelik açıklamalarla bu sözle yönlendirmeye katkı sağlayabilir.

İkincisi, TCMB’nin almış olduğu karar yurt içi ve yurt dışında merkez bankasının bağımsızlığı ile ilgili yapılan tartışmaların ne kadar yersiz olduğunu göstermiştir. Siyasi iradenin vatandaşı doğrudan ve dolaylı etkileyen para politikalarıyla ilgili yorumda bulunması gayet doğaldır. Bu durumun TCMB’nin bağımsızlığına karşı yapılan bir eylem olmadığı artık anlaşılmalıdır.

Yukarıda değindiğimiz üzere piyasalar şu anda Trump’ın uygulamayı vaat ettiği politikalarla ilgili en marjinal senaryoları fiyatlıyor. Trump başkanlık koltuğuna oturduğunda vaat ettiği bazı uçuk politikaları uygulamasının mümkün olmadığını anladığı ve belirsizlikler azaldığı zaman doların küresel ölçekteki hızlı yükselişinin sonlanması beklenebilir. Ancak önümüzdeki aylarda doların gidişatını belirleyecek bir diğer kritik faktörün de FED’in 2017’de kaç sefer faiz artıracağı olduğu unutulmamalıdır. Önümüzdeki aylarda faiz artışına dair FED’den gelecek sinyaller gelişmekte olan ülkelerin merkez bankalarının 2017’de para politikalarını nasıl şekillendireceği üzerinde belirleyici bir unsur olacak.

 

 


DİĞER YAZILARI