OKUNAN

FETÖ İle Daha Merkezi ve Organize Bir Mücadele

FETÖ İle Daha Merkezi ve Organize Bir Mücadele

The following two tabs change content below.
Serdar Gülener

Serdar Gülener

sgulener@sakarya.edu.tr

15 Temmuz darbe girişiminin ana faili olan Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile devletin gerçekleştirdiği mücadelenin ilk yılını doldurduğumuz bugünlerde, gelinen aşamanın başta uygulayıcılar olmak üzere muhatapları tarafından muhasebesinin yapılması her şeyden önce 15 Temmuz’un baş kahramanları olan şehitlerimize karşı yüklendiğimiz bir borçtur. Kuşku yok ki çok sofistike yollarla devlete sızmayı ve onu ele geçirmeyi hedef haline getirmiş FETÖ ile mücadelenin yalnızca 15 Temmuz sonrasında başladığı söylenemez.

7 Şubat 2012’de FETÖ’cü savcıların Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan’ı ifadeye çağırmalarıyla başlayan, ardından 17-25 Aralık 2013 tarihlerinde bir yargı darbesi ile seçilmiş sivil hükümeti devirme aşamasına geçen FETÖ’nün asıl kalkışması 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşmiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerindeki (TSK) uzantıları aracılığıyla daha öncekilerden farklı bir biçimde silahlı bir darbe girişimine cüret edebilmiştir. Böylece FETÖ’nün aslında kendini dini bir cemaat biçiminde kamufle etmeye çalışan silahlı bir örgüt olduğu da kesinleşmiştir.

FETÖ’nün giriştiği darbe girişiminin başarısızlığa uğratılmasının hemen ardından devletin birçok birimi, oldukça hızlı bir refleksle örgütün devlet içine sızmış unsurları ile mücadelesini farklı bir paradigmatik zemin üzerinde inşa etmiş ve mücadelenin en önemli sacayağı olarak “arındırma süreci”ni başlatmıştır. Böylece devletin FETÖ ile olan mücadelesi çok daha radikal bir biçime kavuşmuştur.

FETÖ ile mücadelenin mevcut bilançosunu ortaya koyması noktasında çeşitli başlıkların öne çıktığı söylenebilir. Bunları mücadelenin hukuksal temelini oluşturan olağanüstü hal (OHAL) ilanı ve bu çerçevede çıkarılan OHAL Kanun Hükmünde Kararnameleri (KHK), OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonunun kurulması, örgütün “mahrem imamları” olarak adlandırılan üst düzey yöneticilerine karşı gerçekleştirilen operasyonlar ve “FETÖ/darbe davaları” meydana getirmektedir.

OHAL İlanı ve KHK’lar

FETÖ ile mücadelenin anayasal/hukuksal altyapısını 21 Temmuz 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan OHAL meydana getirmektedir. Anayasa’da sayılan olağanüstü hal rejimlerinden biri olan OHAL’in ilanı ile beraber mücadelenin hızı ve etkinliği noktasında oldukça önemli bir aşama katedilmiştir. Hem yargı hem de kolluk kuvvetlerinin elini güçlendiren OHAL’in en önemli aracı OHAL KHK’larıdır.

23 Temmuz 2016 tarihinde çıkarılan 667 sayılı KHK’dan bugüne (sonuncusu 29 Nisan 2017’de yayınlanan 690 sayılı KHK olmak üzere) toplamda 23 KHK çıkarılmıştır. Bu KHK’lar devlete sızmış olan örgüt üyelerinin tasfiyesi ile birlikte çeşitli kurumsal düzenlemelerin de gerçekleştirilmesini sağlamıştır. Hatta FETÖ’ye aidiyeti, irtibatı veya iltisakı olduğu şüphesi ile kamu görevinden uzaklaştırılanların bir kısmı yine bu KHK’lar ile görevlerine iade edilmiştir.

Hakkında işlem yapılan FETÖ üyelerinin profillerine bakıldığında devletin hemen her kademesinden kişinin yer aldığı görülebilir. Bunların içinde generaller, emniyet müdürleri, yüksek mahkeme üyeleri ve mülki idare amirleri gibi üst düzey kamu görevlilerinin yanı sıra daha alt düzeyde kişiler de yer almaktadır. Bu da örgütün organizasyonel yapısı ve yöntemlerinin ne ölçüde tehlikeli olduğunu göstermektedir.

OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonunun Kurulması

FETÖ ile mücadelede atılan önemli kurumsal bir adım ise 685 sayılı KHK ile kurulan Olağanüstü Hal İşlemlerini İnceleme Komisyonudur. Temmuz ayı itibarıyla faaliyete geçmesi beklenen komisyon FETÖ şüphelilerinin başvurularını değerlendirerek, gerektiğinde örgüt ile bağlantısı olmayanların tekrar görevlerine iade edilmelerini sağlayacaktır. OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonunun faaliyete geçmesi arındırmanın merkezileşmesi ve kamudan uzaklaştırılan FETÖ şüphelilerinin başvuruları için yargı yolunun açılması noktasında da önemlidir. FETÖ’nün, devletin mücadelesinin akamete uğratılması adına büyük umutlar bağladığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yakın bir zaman önce verdiği “Köksal ve diğerleri v. Türkiye” kararı ile komisyonu FETÖ şüphelileri tarafından tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu olarak işaret etmiştir. Komisyonun bu yönüyle FETÖ ile mücadelenin hukuksal çerçevesi açısından önemli bir güvenceyi sağlayacağı da söylenmelidir. Zira devletin FETÖ’den arındırılmasına ilişkin oluşan muhalefet bloğunun başlıca dayanaklarından olan “KHK işlemlerine karşı yargı yolunun kapalı olduğu” söylemine de darbe vurmaktadır. Çünkü komisyon kararlarına karşı idare mahkemelerine dava açılabilecek hatta sonraki aşamalarda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılabilecektir.

Mahrem İmamlar Operasyonu

Geçtiğimiz aylarda FETÖ ile mücadelede atılan bir diğer önemli adımın örgütün yönetici kadrosu içinde yer alan “mahrem imamlar”ına karşı gerçekleştirilen operasyon olduğu söylenebilir. Emniyet güçleri tarafından ele geçirilen bir mikro SD kart aracılığıyla örgütün çok sayıdaki üst düzey yöneticisi ve bunlara bağlı olan daha alt düzey elemanlara/hücrelerinin listesine ulaşılmıştır. Yaklaşık 30 bin kişinin yer aldığı ifade edilen bu listede devletin çeşitli kademelerine sızmış ve kendini gizlemeyi başaran (kripto) örgüt elemanlarına ulaşıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim bu operasyonun ilk somut adımı derhal 9 bin 103 Emniyet personelinin açığa alınması ile atılmış, ardından listelerde yer alan kişiler hakkında gözaltı ve tutuklama süreci başlatılmıştır.

FETÖ/Darbe Davaları

Kuşkusuz ki FETÖ ile mücadelenin nihai sonuçlarının ortaya çıkacağı yerler mahkeme salonlarıdır. Hem bizzat darbenin içinde yer alan FETÖ üyeleri hem de darbenin doğrudan içinde yer almamakla birlikte örgüt üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı olan diğer unsurların hak ettikleri cezalar gerçekleştirilen yargılamalar sonucunda verilecektir. Bu çerçevede FETÖ ile mücadele kapsamında gerçekleştirilen yargılamaların iki ayrı grupta ele alınması gerektiği belirtilmelidir. Bunlardan birincisi 15 Temmuz darbecilerinin yargılandıkları davalar iken diğer grubu örgüt üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı olanların yargılandığı davalar olarak saymak mümkündür. Bunların sanıklarını ağırlıklı biçimde kamu görevinden uzaklaştırılan FETÖ mensupları/şüphelileri meydana getirmektedir.

Bunlar içinde darbe girişimi ile hesaplaşılması noktasında kamuoyunun gündemini meşgul eden davaların ayrı bir önemi haiz olduğu belirtilmelidir. Bugün itibarıyla FETÖ’nün darbe girişimine ilişkin Türkiye genelinde 23 ilde toplam 101 dava görülmektedir. Bunların bir kısmının iddianamesi tamamlanmışken bir kısmı ise henüz iddianamenin hazırlanması aşamasındadır. Hatta hükümle sonuçlanan davalar da mevcuttur.

Görülmekte olan darbe davalarının bazıları “Genelkurmay Başkanlığı (çatı) davası”, “Akıncı Hava Üssü davası”, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’a suikast girişimi davası” gibi ana/çatı davalar iken diğerleri ülkenin farklı yerlerinde gerçekleşen ve darbe girişimi ile yakından ilgili suçlara ilişkin görülen davalardır.

Görülmekte olan darbe davalarında FETÖ sanıklarının organize bir biçimde hareket ettikleri, haklarında yazılan iddianamelerdeki iddiaları reddettikleri, örgütün elebaşı Fetullah Gülen ile ilgili sorulan sorulara cevap vermedikleri görülmektedir. Ayrıca özellikle TSK içinde darbeye bulaşmamış ve engellenmesinde rol almış kişileri kendileri ile iş birliği içindeymiş gibi göstererek kamuoyunu yanıltıcı bir algı oluşturmaya çalıştıkları da gözlenmektedir.

Etkin Mücadele Devam Etmeli

15 Temmuz’un üzerinden bir yıl geçmesine ve bu süre içinde çok sayıda FETÖ üyesinin devletten arındırılmasına rağmen halen örgüt ile ilgili yeni kanıtlar ortaya çıkmakta ve güvenlik güçlerinin gerçekleştirdiği yeni operasyonlar kamuoyuna yansımaktadır. Bu durum bile FETÖ’nün ne ölçüde tehlikeli bir örgüt olduğu gerçeğini gözler önüne sermek için yeterlidir. Aynı zamanda Cumhuriyet tarihimizin yarısından fazla bir süre çeşitli yöntemlerle kendini gizleme becerisini gösteren FETÖ ile mücadelede ne kadar hassas bir denge üzerinde hareket edildiğine işaret etmektedir. FETÖ ile mücadelede atılan tüm adımlara rağmen halen devlet kademelerinde çok sayıda örgüt üyesinin olabileceği şüphesi de söz konusu arka plandan beslenmektedir.

Bir yıllık bilançoda dikkate alınması gereken bir diğer husus FETÖ ile mücadelenin daha merkezi bir yapı içinde sürdürülmesidir. Hem FETÖ ile mücadeledeki uygulamalarda koordinasyonun sağlanması hem de ortaya çıkması olası mağduriyetlerin engellenmesi adına böylesi bir yapının sunacağı imkanlar daha etkin sonuçlar doğuracaktır. OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonunun kuruluş amacı da dikkate alındığında bu işlevi üstleneceği söylenebilir.

FETÖ ile mücadelenin hiç kuşkusuz ki en önemli sacayağını FETÖ/darbe yargılamaları meydana getirmektedir. Toplumun vicdanının tatmin edilmesi mücadelenin başarısı için hayatidir. Ancak bundan çok daha önemli olan bir husus darbecilere vücutlarını siper eden 15 Temmuz şehitlerimize karşı üstlendiğimiz borçtur. Bu nedenle yargılamaların en ufak bir şüpheye yer vermeden evrensel hukuk standartları çerçevesinde yürütülmesi önemlidir. Darbeciler ve FETÖ’nün diğer unsurlarının buradan ortaya çıkabilecek bir mağduriyeti kullanmak hususunda oldukça ehil oldukları unutulmamalıdır. Örgüt ulusal ve uluslararası kamuoyunda FETÖ ile mücadeleye dair oluşabilecek kötü bir algıya bel bağlamakta ve bunun için elinden geleni yapmaktadır. Buna imkan vermemek ve duruşma salonlarında “gösteri” yapmalarını engellemek adına bu davalara sahip çıkmak ve gereken özeni göstermek hepimizin boynunun borcudur.


DİĞER YAZILARI