OKUNAN

İhvan-ı Müslimin Mısır’daki Türkiye’dir

İhvan-ı Müslimin Mısır’daki Türkiye’dir

The following two tabs change content below.
Hüsamettin Arslan

Hüsamettin Arslan

husamettinarslan@icloud.com

Krizlerden çok şey öğreniriz. Katar krizinden de öğreniyoruz. Müslüman coğrafya kendi doğalgazı ve petrolünde boğuluyor. Enerji savaşları… Bütün savaşlar gibi enerji savaşları da iktidar savaşlarıdır. “Güneşin altında yeni bir şey yok!” Dünyanın sözüm ona bütün “demokratik” orduları Müslüman coğrafyada. Silah başına! Silah başına “harita başına!” demektir. “Haritalar tarihin gözleridir.” Tarih aksini iddia edenlere rağmen tekerrürdür. Tarih Aden’de Portekiz, İspanyol ve İngiliz donanmaları, Mısır’da Yavuz Sultan Selim’dir. Yirminci yüzyılın sömürgecileri ABD, İngiltere, Almanya, Hollanda ve Rusya modern teknolojiyle teçhiz edilmiş ordularıyla Peygamberimiz’in (a.s.m.), Yavuz Sultan Selim’in mirası bir nüfus coğrafyasının haritasını Müslüman dünyanın aleyhine ve kendi çıkarlarına uygun şekilde yeniden bölmek için Aden, Mısır, Irak ve Suriye’de. Pasaportsuz ve vizesiz bizim “burada”mızda kanlı ve kirli postallarıyla kutsallarımızı ve ekmeğimizi çiğniyorlar.

Yirminci yüzyıl enerjiyi kutsallaştırdı; seküler amentüsü e=mc2. Ordular artık bu seküler kutsal için var. Demokratik ülkeler ordularına “demokrasi” ve “barış” için değil bu yeni kutsal için milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. Ultra demokrasi çağında bütün devletler/iktidarlar “enerji” için silahlanıyor. Ne muhteşem bir çelişki. Hayat demokrasiye rağmen enerjidir.

İhvan-ı Müslimin

İhvan-ı Müslimin “devlet” ya da “örgüt” değil “ümmet”tir. “Ümmet” bir şey, “devlet” başka bir şeydir. Ümmet halktır, devlet iktidar. Başka dünyalarda olduğu gibi Müslüman dünyada da devletler birbiriyle çatışabilir, savaşabilir, birbirine düşman olabilir. Oysa “ümmet” devletler arası çatışmalar dahil Müslüman coğrafyadaki bütün çatışmaların panzehiridir. Ümmet barış ve kardeşliktir. Devletler kardeş olamaz fakat halklar olabilir. Bütün Müslümanlar “ihvan”dır. Bu “genetik” kardeşlik değil, “örgüt” kardeşliği değil, “iman ve itikat” kardeşliğidir.

İhvan-ı Müslimin Allah’a iman ve secde edenlerin birliğidir. Kardeşler birliği olarak Müslüman ümmet tek parça, tek renk, homojen bir entite/varlık değildir. Hayatın kendisi kadar renkli ve heterojendir. İhvan-ı Müslimin Müslüman ümmetin Mısır versiyonu, AK Parti’nin seçmeni durumundaki milyonların Türkiye versiyonudur. Türk milleti Türkiye’deki Müslüman ümmettir ve başka Müslüman ülkelerde Müslüman ümmetin başka versiyonlarını tespit etmek mümkündür. Bu sebeple her İhvan-ı Müslimin’in içeriği farklı bir Rabia’sı vardır ve olabilir. Ne kadar İhvan-ı Müslimin varsa o kadar “Rabia” vardır. Türkiye’de Rabia “Tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet”tir.

Türkiye’nin “zavallı” ana muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu, Katar kriziyle ilgili ilk açıklamasında “Rabia” işareti için şunu buyurmuştur: “Ne yerli ne de milli.” Zırva! Rabia annemin adı. Eğer kastettiği “isim” ise Rabia “yerli ve milli” değilse Kılıçdaroğlu’nun “Kemal”i de değildir. “Yerli ve milli” sıfatlarını çok az kelime Mısır kadar, Suriye ve Filistin kadar hak edebilir! Mısır Kaliforniya ya da Bavyera değildir. “Yerli ve milli” olmak yerli/ mahalli halkın, Müslüman ümmet/halk bahis konusu ise Müslüman halkların, Türkiye’de Müslüman ümmetin içinde bir ümmet durumundaki Türk(iye) milletinin ekonomik, politik, kültürel çıkarlarını savunmak; dünyanın egemen güçlerine payanda ve dümen suyu olmamak; kendini, dünyayı ve sorunları kendi ülkesini ve onun hinterlandını merkeze alarak düşünmek, politika üretmek ve eylemde bulunmak; pergel olmak ve pergelin sabit ucunu memlekete dikmek, memleket merkezci olmaktır. Yerli ve milli olmak İhvan-ı Müslimin’e destek olmak, ABD ve onun güdümündeki güçlere karşı Katar’ın yanında yer almaktır.

Keza hem Mısır hem de başka Müslüman ülkelerdeki İhvan-ı Müslimin ABD ve Batılı egemen, emperyalist devletlerin sömürü ve zulmü karşısında Müslüman ümmetlerin/halkların bel bağlayabileceği yegane Müslüman harekettir. İhvan-ı Müslimin Batılı emperyalizmlere Müslüman dünyadaki sessiz direnişin adıdır. İhvan-ı Müslimin “İslamcı”, “fundamentalist/kökten dinci” değildir, “İhvan-ı Müslimin”dir. “İslamcı” sıfatı oryantalist ideolojilerin Müslümanları ötekileştirerek lanetlemek için kullandıkları bir terimdir. İhvan-ı Müslimin yerli ve millidir, “İslamcı” yerli ve milli değildir. Emperyalist güçler işte bu yüzden Mursi karşısında Sisi’yi destekledi. Emperyalizm karşıtlığı Türkiye’nin İhvan-ı Müslimin’i dahil bütün İhvan-ı Müslimin’lerin alamet-i farikası, Rabia da sembolüdür. Esed Sisi’dir, Kılıçdaroğlu Türkiye’nin Sisi’sidir.

Katar krizinde Kılıçdaroğlu’nun “Türkiye taraf olmamalıdır” gibi en iyimser yorumu bile olsa olsa “Emperyal güçlerin tarafında saf tutmalıdır” anlamına gelebilir. Tarafsızlık güçlünün yanında yer almaktır. Batılı egemen güçlerin Türkiye’nin İhvan-ı Müslimin’ine karşı CHP ve CHP versiyonu politik grupları ve politik liderleri desteklemesinde şaşılacak bir şey yok. Seni kimin desteklediğini, senin kimi desteklediğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yağmalanmasını müteakip tarih sahnesine çıkan, varoluşlarını Batılı egemen güçlere borçlu ve onların kuklası, Müslüman ümmeti veya Müslüman halkları temsil kapasitesinden yoksun “hanedan/aşiret” devletçikleri HAMAS ve İhvan-ı Müslimin’i desteklemekle suçlayarak Katar’ı köşeye sıkıştırdılar. DEAŞ yakında ölecek, Batılı emperyal güçlere Ortadoğu’daki meşruiyetlerini devam ettirmelerini sağlayacak yeni bir çatışma unsuru, yeni bir çatışma kalemi, yeni bir DEAŞ yani Müslüman dünyaya dayak atmalarını, aşiret devletlerinden haraç kesmelerini sağlayacak bir çekiç lazım. Egemen Batılı güçler ve onların dümen suyundaki Kılıçdaroğlu bu ihtiyacı İhvan-ı Müslimin’e “terör” örgütü damgası vurarak yapmak istiyorlar. Fakat “İhvan” ABD’nin ve müttefiki emperyal güçlerin elinde patlayabilir. Çünkü İhvan-ı Müslimin DEAŞ gibi “yamyam”, “maşa” bir örgüt değildir. “Örgüt” değildir, halktır ve silahsızdır. İhvan-ı Müslimin Mısır’dır, Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı! İhvan-ı Müslimin Mısır’daki Türkiye’dir.

Bu durumda Türkiye’nin ana muhalefet partisinin liderine şöyle bir ölümcül soru yöneltilebilir: “CHP Katar krizinde gizlenemez hale gelen Ortadoğu’daki ‘haraç kesme’ savaşında kimin tarafındadır?” Cevabı basit: ABD ve Batılı emperyalizmlerin. Kılıçdaroğlu’nun “terör örgütünün dört parmağı” diye nitelediği şeyin yani Rabia’nın CHP’nin “tarafsızlık” telkininden daha “yerli ve milli” olduğu bedahettir.

ABD ve diğer Batılı emperyalist güçler öğrendiler, artık Şiilere yatırım yapamazlar. Çünkü Şiilik Müslüman dünyadaki en radikal Batı karşıtı kitleyi temsil ediyor. Sünni İslam’a yatırım yapamazlar çünkü Sünni toplumlar da genelde ABD, Batı, emperyalizm ve sömürgecilik karşıtıdır. ABD ve Batı için Müslüman dünyada “güvenilir ve desteklenebilir” demografik failler Esed ve Sisi gibi liderler, dine karşı, seküler liberal ya da sol paramiliter örgütler (PYD, PKK) ve onların destekçileridir. Bu paramiliter kişi ve grupların tümü faşisttir. Faşisttir çünkü İslam dünyasında İslam’ı reddeden her ideoloji ve grubun kaderi faşizmdir. Bu ideoloji ve gruplar kendilerini “demokratik” veya “sosyalist” olarak tanımladıklarında bile. Sağ, sol ya da Siyonist faşizm. Ne fark eder? Faşizm faşizmdir. Onlar mini “Siyonist” gruplardır. Ve İhvan-ı Müslimin bu “çakma” Siyonizmlere karşıdır.

Katar Krizi ve Türkiye

Egemen güçler Türkiye’yi Mohaç ve Viyana’da değil Mısır, Bingazi, Halep ve Bağdat’ta tehdit ediyor. Kısa bir süre önce DEAŞ ve PKK ile tehdit etmişlerdi. Şimdi Katar’la birlikte HAMAS ve İhvan-ı Müslimin’i destekleyen ülkeler kategorisine yerleştirerek tehdit ediyorlar. Farklı gerekçelerle de olsa İran, Türkiye gibi Katar’ın safında yer aldı. Nedendir bilinmez Almanya da öyle yaptı.

Katar krizinde Türkiye’nin başka birkaç ülkeyle birlikte Katar’ın yanında yer alma cesaret ve basireti göstermesi Türk-Amerikan ilişkileri ve ABD’nin Ortadoğu’daki hükümranlığında çok önemli ve yeni bir gelişmedir. Çünkü tek kutuplu dünyanın tek kutbunu sarsan büyük bir olaydır. ABD’ye rağmen Katar’a açık destek tek kutuplu dünya düzeninde büyük bir sarsıntı ve kırılmadır. ABD’nin İslam dünyasındaki gücü “sorgulanabilir” hale gelmiştir. Süper güç ABD Ortadoğu’da derin bir yara almıştır. Türkiye, Katar’a verdiği açık destekle dünyanın “şerif”i ABD’nin bu statüsünü sarsmıştır. ABD’ye rağmen Türk tank ve birlikleri Katar’dadır. Katar karşıtı Arap devletlerine rağmen Türk tırları ve ticaret gemileri Katar’dadır. Türkiye’nin Katar’da hatırı sayılır büyüklükte bir askeri üs kurması Ortadoğu’daki bütün denklemleri değiştirecektir. Türkiye yakın tarihinde ilk kez bu kadar büyük oynamış ve büyük bir risk almıştır. Başarısızlık riskin bedeli, başarı riskin ödülüdür. ABD ve Batılı müttefikleri çok güçlüdür fakat demografi, kültür ve coğrafya bakımından Türkiye Ortadoğu’da potansiyel olarak ABD’den daha güçlüdür. Türkiye Ortadoğu’da ABD ile sıcak çatışmayı göze alamaz fakat tersi de geçerli olabilir. ABD de Türkiye ile sıcak çatışmayı göze alamaz.

Türkiye söz konusu krizde Katar’a destek olarak “büyük” oynamıştır. Bu büyük ve dolayısıyla riskli tercihinin altını doldurmalı ve potansiyel güçlerini bu tercihin doğuracağı risklere göre seferber etmelidir. Müslüman dünya söz konusu olduğunda Türkiye’nin elinde ABD, Rusya ve diğer Batılı güçlerin elinde bulunmayan stratejik kalemler var. İlk akla gelen demografi ve demografik coğrafya. Demografik yapı, insan unsuru ya da nüfus bu noktada eşine az rastlanır bir stratejik nimettir. Türkiye geçmiş ve tarihini bile stratejik bir silah olarak kullanabilir. Bunu bugün yapamıyor olabilir fakat mutlaka yapmalıdır.

İhvan-ı Müslimin’e bu açıdan yani “stratejik” açıdan da bakılabilir. ABD “sol”u, İngiliz “sol”u, Alman “sol”u bunu anlayabilir. Sovyet komünistleri bile anlardı. Hatta başka her ülkenin sosyalistleri anlardı fakat Türkiye’nin “sol”u bunu yapamaz. Çünkü Türkiye’nin “sol”u egemen güçlerin Türkiye’deki ileri misyonu gibidir ve egemen güçlerin misyonuymuş gibi hareket eder. Sık sık “hainlik” ile suçlanmasının nedeni budur. Aslında “hain” değildir. Sadece “yerli olma”, “kendisi olma” yeteneğinden yoksundur. Bu onun tarihsel yazgısıdır. Kılıçdaroğlu bundan vareste değildir. Türkiye’nin “sol”u -elbette genelleme yapıyorum- bize ait her şeye küfreder ve küfrettiği için Batılı egemen çevrelerin onayı ve desteğini kazanır. Joe Biden’ın Can Dündar’ı ziyaret etmesinin nedeni budur. Tam da bu sebeple FETÖ ve cemaat elitleri Sam Amca’nın desteğini kazanmıştır.

Türkiye’nin “sol”unun bunu anlaması “daire”yi “kare”ye dönüştürmek kadar imkansızdır. “Sol” paramiliter güçleri sever ve uluslararası politikayı paramiliter örgütlere göre düşünür. “Meşruiyet” “sol”un korkulu hayaletidir. Onlar açısından Katar krizi kapitalizmin krizlerinden biridir sadece.

Fakat artık krizde olan Marx’a rağmen kapitalizm değil sol ve sosyalizmdir.


husamettinarslan@icloud.com

DİĞER YAZILARI