Nasıl Bir Yeni Devlet?

The following two tabs change content below.
Burhanettin Duran

Burhanettin Duran

bduran@setav.org
Burhanettin Duran

Latest posts by Burhanettin Duran (see all)

Sistem krizi yaşayan Türkiye’de güncel sorunların altında yatan yakıcı temel bir soru bulunmaktadır: Nasıl bir yeni devlet?

Merkez-çevre, millet iradesi-bürokratik vesayet, millilik-gayri millilik, güçlü devlet-demokrasinin konsolidasyonu gibi ikilemlerin ve Batı ile ilişkilerin sorgulandığı düzlem aslında devlet tasavvurunun krizine işaret etmektedir.

Bu sorgulama Cumhuriyet’in birikimini olduğu kadar AK Parti’nin süregelen iktidarını da problematize etmektedir.

Bu sebeple AK Parti iktidarına yöneltilen “otoriter”, “faşist” ve “İslamcı” gibi suçlamaların da, “Cumhurbaşkanlığı Sistemi”ne geçişe yapılan muhalefetin de arkasında aslında yeni bir devlet inşası tartışması yatmaktadır.

Ve tartışmanın ana mihveri Kemalist ceberut devletin yerine ne koyulması gerektiği üzerinedir.

Bu tartışma Batı liberal demokrasilerinin büyüsünün bozulduğu, sağ-popülist bir dalganın geldiği dönemde eskiden cevapları verildiği düşünülen soruları yenilemeyi gerektirmektedir:

Devletin ideolojisi, misyonu olmalı mı?

Ortak bir iyi ya da kimlik öngörmeli mi?

Farklılıkları tanıyan ancak kapsayıcı da olan bir milli kimlik mümkün mü?

Devlet farklılıklarla ortak kimlik ihtiyacını nasıl sentezleyebilir?

Devletin nötr davranması mümkün mü?

Tarih ve coğrafyanın dayattığı ortak ve aşkın bir maslahat söz konusu mu?

Küresel içe kapanma trendinin yükseldiği bir dönemde nasıl bir devlet inşa edilmeli?

Güvenlik ile haklar, güçlü kurumlar ile demokratik açılımlar nasıl mezcedilebilir?

Bölgesel türbülansın ortasında sınırlarımızdaki iki iç savaş ve üç terör örgütü ile mücadele esnasında nasıl bir yeni devlet pratiği şekillenmektedir?

Bütün bu soruların cevabı Cumhuriyet dönemi devlet tasavvurumuzu olduğu kadar “liberal” eleştirilerini de tashih etmemizi gerektirmektedir.

Devlet Tasavvurundaki  Değişimin Arka Planı

Cumhuriyet’in Osmanlı’dan güçlü bir devlet geleneğini tevarüs ettiği kabul edilir.

“Güçlü devlet” kavramı genellikle negatif bir şekilde, merkezin çevrenin taleplerinin fevkinde örgütlenmesi ve aşkın konumuna atıfla kullanılmıştır.

Kemalistlerin devleti de bürokratik merkezin gücünü millet iradesi aleyhine olacak şekilde tahkim etmesiyle sonuçlanmıştır.

Bu düzenin kontrol ideolojisi laikliktir.

Homojen ve seküler bir milli kimlik empoze eden Kemalist devlet İslamcıları, Kürtleri ve Alevileri dışlayan bir mahiyet arz etmiştir.

Demokrasi tarihimizi kimlik, entegrasyon ve daha da önemlisi katılım krizi ile sonuçlanan Kemalist devlet tasavvurunu dönüştürme çabasının uzun hikayesi olarak görebiliriz.

İşte AK Parti iktidarı tecrübesi de bu hikayenin en etkili ve kritik son halkasını oluşturmaktadır. Bu yönüyle halihazırda Kemalist devletten yeni bir devlete geçişin arayışı, sancıları ve inşa süreci yaşanmaktadır.

AK Parti 2002’den itibaren “halka hizmet etmeyi” önceleyen politikaları ile devleti halkın isteklerine daha fazla cevap veren bir konuma getirmeyi hedefledi.

Özelleştirme ve demokratikleşme ikilisi AB ve küresel entegrasyon süreçleri üzerinden yürütüldü.

Bürokratik vesayeti sona erdirme çabası da, çözüm süreci de devletin liberal bir dönüşüme uğratılması gibi bir ana paradigmayı önemsedi.

Devletin toplumsal taleplere duyarlı olması anlamındaki araçsallık  iktidarın aşkın (ortak iyiyi temsil  etmek gibi) iddialarını törpülemek için desteklendi.

Liberal yaklaşımın devleti ideolojiden soyunduracağı ve daha önemlisi bunun mümkün olduğu düşünüldü.

Batı “liberal” demokrasilerinin “yumuşak” devlet ideolojilerini her daim diri tuttuğu gerçeği göz ardı edildi.

Bu gerçeklik Kemalist ulus devletin meşruiyeti buharlaştığında kendini gösterdi.

2010 referandumundan günümüze kadar yaşananlar devletin renksiz ve kimliksiz bir tarafsızlığının mümkün olmadığını gösterdi.

Yine Arap isyanlarının getirdiği güvenlik ve beka sorunları devletin aşkın yanının hiç de kenara bırakılamayacağını ispatladı.

Devletin sert bir ideolojiye değil ancak yeni bir tasavvura, birleştirici bir ruha ihtiyacı vardı.

Farklılıkları tanıdığı kadar entegre de eden bir milli kimlik kaçınılmazdı.

Milletin ortak maslahatı devletin bekası ile harmanlanmak durumundaydı.

Aksi takdirde güçlü kurumlar sahibi bir demokratik devlet mümkün değildi.

İhtiyacımız Olan Devlet?

Yeni devlet her şeyden önce araçsallık ile aşkınlık arasında sağlıklı bir dengenin temini ile inşa edilebilir.

Bu da birbiri ile rekabet halinde olan iki farklı devlet anlayışının bir sentezlemesi demektir.

Toplumsal kesimlerin kimlik başta olmak üzere talep ve menfaatlerini temsil eden araçsal devlet anlayışı ile ortak iyiye karşılık gelen aşkın devlet anlayışını meczeden yeni bir terkibe kavuşulması elzemdir.

Türkiye devleti, bölgesinde ulus devletlerin çöktüğüne tanıklık ederken, bütünlüğünü ve güvenliğini koruyacak ölçüde misyon sahibi olmak zorundadır.

Buna yumuşak ve kapsayıcı bir milli kimlik kolajını da eklemek gerekir.

İslami talepleri tanıyan ancak devleti ele geçirme arayışlarını sonlandıran yeni bir laiklik anlayışı yeni devletin mütemmim cüzlerinden birisi olmalıdır.

Yeni devletin dış politikası ise aktif, ön alıcı ve gerektiğinde sert güç kullanan bir düzleme oturmak mecburiyetindedir.

Sınırlarının ötesi ile ilgilenmeyen, içe kapanmış bir ulus devletin bekasını temin edemeyeceği de ortadadır.

Alternatifi ise yeni bir imparatorluk tahayyülü değildir.

Etnik ve mezhepçi kimliklerin kışkırtıldığı bir coğrafyada yayılmacı emeller taşıyan bir devlet kısa ömürlü bir istikrar oluşturabilir.

Sentez, bölgesel nüfuz alanlarını hem kendi varlığı hem de etrafının istikrarı için yapıcı şekilde belirlemekten geçmektedir.

Bu ise dışa dönük, barış ve iş birliği temelinde düzen kurma hedefi taşıyan, müdahil bir yeni demokratik ulus devlettir.

 


bduran@setav.org

DİĞER YAZILARI