NATO’da Sona Doğru Mu?

The following two tabs change content below.
Bercan Tutar

Bercan Tutar

Bercan Tutar

Latest posts by Bercan Tutar (see all)

15 Temmuz darbe ve işgal girişiminden sonra Türkiye, Rusya ve İran arasındaki stratejik yakınlaşma artarken başını ABD’nin çektiği Atlantik dünyası ile ilişkilerdeki makas hızla açılmaya başladı. İşgal girişiminin ardından Atlantik ile birçok kriz yaşadık. Avrupa ve ABD’nin darbeci FETÖ’cülere yataklık etmesi, Suriye’de “terör koridoru” projesi kapsamında Pentagon’un YPG’ye aktardığı silahlar, Kuzey Irak’ta gerçekleştirilen İsrail ve ABD güdümlü referandum hamlesi, Rusya’dan S-400 savunma sisteminin alınmasına yönelik Amerikan Savunma Bakanlığından gelen tepkiler, Rıza Sarraf davası üzerinden Türkiye’ye verilmek istenen siyasi ve ekonomik dizayn çabası, Rakka’da PKK/YPG, DEAŞ ve ABD’nin sergilediği terör ittifakı ve son olarak Kuzey Atlantik Paktı NATO’da Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan ile Mustafa Kemal Atatürk’ün düşman hedefleri arasında gösterildiği skandal.

Katar Krizini Anımsatıyor

Norveç’teki NATO tatbikatında gerçekleşen planlı rezalet her ne kadar münferit bir olay olarak yansıtılmaya çalışılsa da Türk kamuoyunda skandalın sistematik bir saldırının devamı olduğu kanısı hakim. Bazılarına göre bu Türkiye’ye yönelik bir operasyonun hazırlığıdır. Planın asıl amacı ise Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden yalan söylemlerle psikolojik savaşa hizmettir.

Bu açıdan NATO’daki skandalın Katar krizi ile benzerlikler göstermesi ilginç. Katar krizinde de fitili sahte hesaplar üzerinden yayılan yalan haberler ateşlemişti. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)-Suudi Arabistan bağlantılı korsanlar Katar yönetiminin resmi haber ajansını hackleyip Katar Emiri’nin ağzından İran’ın bölgedeki politikalarını savunarak ABD ve Suudi Arabistan karşıtı sahte demeçler servis etmişti.

NATO tatbikatında da “RTerdogan” adında sahte hesap açılarak buradan Sayın Cumhurbaşkanı’mızın “NATO düşmanı” diye gösterilmesi, Atatürk’ün fotoğrafının da düşman ülke liderleri arasında hedefe konulması, skandalın tasarlanmış bir saldırının devamı olduğu izlenimini güçlendiriyor.

Çünkü NATO’nun tatbikatlarına ilişkin senaryolar aylar öncesinden en ince detaylarına kadar emir komuta hiyerarşisi içerisinde belirlenir ve tatbikatlarda kullanılacak tüm materyaller, konu başlıkları, dost ve düşman kuvvetler ile diğer stratejik unsurlar titizlikle saptanır.

İlginç olan skandalın Sayın Erdoğan tarafından duyurulduğu 17 Kasım günü NATO’dan peş peşe yazılı ve sözlü özür açıklamaları gelirken ABD yönetiminin ise aynı saatlerde Türkiye’yi Rusya’dan alınan S-400 füze savunma sistemleri konusunda yaylım ateşine tutarak tehdit etmesiydi.

Tazelenen Hayal Kırıklıkları

NATO skandalı bu örgüte dair geçmişte yaşanan ve bazılarının etkilerini hala hissedilen birçok hayal kırklıklarını da yeniden tazeledi. Örneğin 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda Türkiye, NATO üyesi müttefiklerinin ihanetiyle karşı karşıya kaldı. NATO üyesi olmayan Yunanistan’ı destekleyen örgüt Türkiye’ye silah ve ekonomik ambargolar uygulamıştı.

Buna ek olarak NATO Türkiye’nin tüm gayretlerine rağmen PKK terörüyle mücadeleye tatmin edici destekte bulunmadı. İttifak Türkiye’ye en büyük ihaneti ise kuşkusuz Suriye’de yaptı. İttifakın en güçlü üyesi ABD, PKK’nın Suriye’deki kolu PYD/YPG’yi binlerce tır dolusu silahla adeta bir ordu gibi donattı, DEAŞ ile açıktan ittifak yapmaktan kaçınmadı.

Suriye savaşının en hararetli dönemlerinde ve Rusya ile jet krizinin yaşandığı 2015 Kasım’ından sonraki yedi aylık sürede NATO sözleşmesinde yer alan, “Taraflardan birine yapılan saldırı, herkese yapılmış kabul edilir” şeklindeki beşinci maddeye uygun davranmadı.

“Teröre Karşı Müttefikiz” İronisi

Aynı NATO 15 Temmuz darbe girişiminden sonra da yüzlerce FETÖ’cü subaya kucak açarak Türkiye’nin iade taleplerini göz ardı etti. Teröre karşı savaşta Türkiye’yi hayati önemde bir müttefik olarak tanımlayan NATO’nun en güçlü ülkesi ABD ile Almanya’nın FETÖ lideri ve örgüt mensuplarını koruması ise ayrı bir ironidir. NATO’daki son skandalın Türkiye ile Atlantik arasında siyasi ve askeri atmosferin gerildiği bir döneme denk gelmesi hem tepkilerin hem de kuşkuların dozunun yeniden yükselmesine yol açtı.

Özür gelse de skandaldaki her ayrıntının milimetrik hesaplarla yapıldığı açık. Norveç’teki Müşterek Harp Merkezinde ilk olayda simülasyonla ilgili arka plan belgeleri çerçevesinde “Düşman Liderler Biyografisi” hazırlandı. Ancak hazırlığı yapan ekip teknisyeni Atatürk’ün heykelini bu biyografilerden birine yerleştirdi.

Diğer skandal ise NATO içinde kullanılan sohbet programlarında yaşandı. Kürt kökenli bir Türk vatandaşı “Recep Tayyip Erdoğan” adlı sahte hesap açtı. Erdoğan’ın simülasyonda “düşman ülke liderleri” ile yakın ilişki kurduğu ve iş birliği yaptığı mesajını verdi.

Skandaldaki Siyasi Kodlar

Bu iki eylem aslında NATO’nun Türkiye’ye bakışının ne tür kodlara dayandığını ifşa ederken Türkiye’nin bu rezaleti nasıl okuduğu, algıladığı ve tepki gösterdiği de dikkat çekti. Bu açıdan bakıldığında yirmi sekiz ülkenin üye olduğu NATO’da emir ve planların kaynağı da yetkisi de herkes biliyor ki ABD’dedir. Her emir Pentagon’dan gelir. Bir anlamda NATO’da ABD’deki ilgili birimden bağımsız bir kararın alınması çok zor. Karar alınsa da hayata geçirilmesinde sorun çıkar.

Zaten skandala gösterilen tepkilerde de NATO’dan çok onun hamisi ABD ve diğer Atlantik ülkeleri hedef alındı. Türkiye’ye düşmanlık edenlerin Türk milleti ve devletinin sevdalısı olan liderleri sevmediğini ve onlara karşı düşmanlıklarını gizleyemediğini söyleyen Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ skandala dair ilk açıklamasında, Atatürk’ün geçmişte yedi düvele karşı mücadele verdiğini anımsatarak şunları kaydetti:

Aradan geçen yaklaşık 100 yıl sonra Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a karşı da bir uluslararası iş birliği olduğunu görüyoruz. Bu iş birliği, bir tatbikatta görev yapan askerin, NATO üyesi ülkenin hem kurucusu hem de bugünkü lideri hakkında düşman hedeflemesi yapacak kadar cesaret verdiğini de maalesef görüyoruz ve gördük. Geçmişte yedi düvel nasıl ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını yenmeyi ve yok etmeyi başaramadıysa bugün Türkiye Cumhuriyeti devletinin Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı yenmeyi ve yok etmeyi de başaramayacaklardır. Milletimiz Cumhurbaşkanı’na her zamankinden daha fazla sahip çıkacaktır.

Öfkeli Bilinçaltının Dışa Vurumu

Sayın Erdoğan’ın da skandaldan sonra yaptığı tespitlerde sık sık dile getirdiği gibi bu rezalet aslında Türkiye’ye yönelik ABD içindeki bazı kesimlerin öfkeli bilinçaltının dışa vurumudur. Dolayısıyla bu tablo bize Türkiye’ye karşı çaresizliği artan ABD içindeki bazı mahfillerin gelecekte giderek mutantlaşacağı ve daha da yıkıcı bir pozisyona geçeceğini gösteriyor.

Unutmayalım NATO krizinin sebeplerinden biri de bölgemizdeki güç savaşlarında Türkiye’nin aldığı pozisyon ile yakından ilgilidir. Bu anlamda NATO skandalı Türkiye’ye yönelik bütün fay hatlarının harekete geçirildiği yeni bir dönemi de işaret ediyor. Kim ne derse desin Moskova, Ankara ve Tahran arasındaki ittifakın pekişmesi Atlantik’i adeta çıldırtıyor. Yoksa NATO tatbikatında Türkiye ve liderleri “Skolken ülkesi” adı altında toptan düşman ilan edilebilir miydi? Skolken’in suçu ise S-400 pazarlığı yapması ve onu üreten ülkeyle yakınlaşmasıydı.

Kapılar Kapalı Olsa da Her Şey Çok Açık

NATO’daki kepazelik Atlantik dünyası ile yaşadığımız krizlerde buz dağının sadece görünen kısmıdır. Asıl faktör Türkiye’nin hem savunma sanayii hem de yakın çevresinde NATO’nun kurucu patronu ABD ile güvenlik ve tehdit algılarında giderek açılan makastır. NATO’nun ikinci büyük gücü olarak Türkiye, Atlantik dünyası için hayati öneme sahip bir aktördür. Zaten bu gerçeği NATO yetkilileri her fırsatta söylüyor. Son olarak NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg böyle bir olayın tekrar yaşanmayacağı konusunda Ankara’ya güvence verdiklerini vurgulayarak, “Türkiye, Irak ve Suriye sınırında, terörle mücadelede ittifaka katkıda bulunuyor. Aynı zamanda Rusya sınırında Karadeniz’deki faaliyetlerimizde önemli bir müttefik” dedi.

Yani Ortadoğu’daki kriz bölgelerinde, terör ile savaşta ve İngiltere’nin artık açıkça “düşman” diye nitelediği Rusya’nın kontrol edilip çevrelenmesinde Türkiye hala en etkili güçlerden biri olarak görülüyor.

Soğuk Savaş döneminde Türkiye’nin anlamı daha çok SSCB’ye karşı bir ileri kanat ülkesi veya kamuoyundaki ifadesiyle bir “karakol veya garnizon” olmaktan ibaretti. Oysa Türkiye’nin NATO üyeleri için arz ettiği stratejik ve jeopolitik önem buradaki tanımdan çok daha fazlasını kapsar. Zira Atlantik dünyasının Balkanlar, Kafkaslar, Karadeniz, Akdeniz, Batı Asya, Orta Asya ve Ortadoğu’da yani Türkiye’nin dört bir yanındaki bölgelerde dün olduğu gibi bugün de Rusya ve Çin gibi küresel aktörlere karşı stratejik üstünlük kurabilmesinin yegane yolu Ankara ile ittifaktan geçiyor.

Oyun Değiştirici Hamleler

Birçok yorumcu Rusya’nın Türkiye’ye S-400 füze savunma sistemini hiçbir kısıtlama olmadan vermesini küresel ve bölgesel ölçekte “oyunu değiştirici” bir hamle olarak yorumluyor. Bu silah anlaşmasıyla Türkiye bir anlamda 15 Temmuz işgal ve darbe girişiminden sonra müttefiklerine pek güvenmediğini de ilan etmiş oldu. NATO ve ABD’den umudunu kesmeye başlayan Türkiye güvenliğini yeni savunma konsepti ve yeni ittifak dinamikleriyle kendisi sağlamaya çalışıyor. Bu yeni bir denge arayışı aynı zamanda.

Nitekim Katar, Musul, el-Bab ve İdlib’de askeri üs ve kontrol noktalarının kurulması ile devam eden bu yeni güvenlik konseptine uygun hamleler Ortadoğu’nun yeniden dizayn edildiği süreçte ABD’de bazı kesimlerde büyük öfkeye yol açıyor. Eğer Atlantik dünyası öfkesine yenilip Türkiye ile krizi derinleştirirse kuşkusuz bu NATO için sonun başlangıcı olacaktır.


DİĞER YAZILARI