OKUNAN

Panama Terzisi Kendi Söküğünü Dikebilir mi?

Panama Terzisi Kendi Söküğünü Dikebilir mi?

The following two tabs change content below.
İbrahim Altay

İbrahim Altay

altayibrahim@gmail.com

21. asrın ilk çeyreğinde yaşanan sistem içi tartışmalarda “gazeteciler, yargıçlar ve sivil toplum gönüllüleri” gibi bazı meslek gruplarının özel bir misyon üstlendiğini görüyoruz. Capitol’ü koruma görevini politikacılar, bürokratlar ve askerlerden devralan bu “kaz sürüleri”ne akademisyenleri de dahil etmek yanlış olmaz.

Bu dönemde gazeteciliğin özel bir türünün ön plana çıkmaya başladığı görülüyor. Kısaca “sızıntı gazeteciliği” adıyla tanımlanabilecek bu tür gazetecilikte tek ve güçlü bir merkezden planlı bir şekilde yayılan içerikler kamuoyunu ve dolayısıyla ekonomi-politiği belirliyor. Bu anlamda Panama Belgeleri son örnek olarak okunabilir.

Şüphesiz, Panama Belgelerini daha önceki “Wikileaks” ve “NSA” sızıntılarından ayıran bir husus var. Önceki iki örnekte sızıntının kim tarafından ve nasıl gerçekleştirildiğini “teknik olarak” biliyorduk. Assange’ın Ekvador büyükelçiliğinde, arkadaşlarının bir kısmının ABD hapishanelerinde nihayete ermiş gibi görünen serencamını, Snowden’ın havaalanlarının bekleme salonlarında devam eden yaşantısını izleyebildik. Sızıntının taşıyıcıları aynı zamanda “yayıncı” olarak da çıktılar karşımıza.

Bu defa sızıntıyı tasnif edip arz etme işi bir konsorsiyuma havale edilmiş. İlk fail  gizlenmiş. Anlatıya inanırsak kaynağımız “amacı suçluları ifşa etmek olan ve can güvenliğinden endişe ettiği için kimliğini gizleyen” bir sorumlu vatandaş.

Tuhaf olan bu gizliliğin hikayeye gizem katmaktan çok uzak olması. Çünkü “bu işin arkasında kim var” sorusunun muhatapları kimliklerini gizleme ihtiyacı duymuyorlar. International Consortium of Investigative Journalists adlı platformun web sitesinde Açık Toplum Vakfı ve Ford Vakfı gibi misyon kuruluşlarının hatta Amerikan devlet kurumlarının adları açık açık yazılmış.

İfşa Eko-Sistemi

Kaynağın niyetinin “ifşa” olduğunu söyledik. Belgelerin dağıtımını gerçekleştiren kuruluşun adında geçen “araştırmacı gazeteciler” ibaresi de hepinizin dikkatini çekmiştir. Bu adlandırmalar meşruiyeti en yüksek düzeyde verili ve tartışmasız bir eko-sistemin ürünleri. Meselenin gazetecilikle ilgili boyutunu tartışmaya da buradan başlamak yerinde olur sanırım.

Kimi çevreler bu belgelerin ortaya çıkmasını ve yayımlanmasını “gazetecilik başarısı” olarak yorumlama eğilimine girdiler. Sızıntıların kurak medya ortamına can suyu verdiğini, gazeteciliği dirilttiğini, gazetecileri ön plana çıkardığını iddia ettiler. Yeterince haksız da sayılmazlar. Çünkü medyanın görevlerinden biri de suçları, gizli ağları, kirli sırları ifşa etmektir. Hiçbir medya kuruluşu onlarca devlet başkanını, sanatçıyı, sporcuyu ilgilendiren ve bir ön kabulle skandal olarak nitelendirilen böylesi bir “habere” bigane kalamaz. Fakat bu durum sızıntının niteliğini ve sızdırıcının amacını gazetecilik etiği açısından sorgulamamıza engel olmuyor.

“Gerçek Kesit” Oburluğu

Belgeleri, gazeteciliğin can simidine sarılması olarak yorumlayanlar olduğu gibi gazeteciliğin belge havuzunda boğulması olarak da yorumlayanlar var. Bu kişiler belge yığınlarının medyayı

oburlaştırdığını, bir operasyon aracı haline getirdiğini, en önemlisi odaklanma sorununa yol açtığını iddia ediyorlar. Bu da kendisine verilenle yetinmeyi, yayılmak yerine derinleşmeyi tercih eden bir “araştırmacı gazetecilik” için ölüm demek. Özellikle kaynak ile haber arasındaki bağlantı koptuğunda.

Çünkü şu sorular halen tatmin edici şekilde cevaplanmış değil: Belgelerle oynanmış mıdır, belgeler gazetecilerle paylaşılmadan önce herhangi bir elemeden geçirilmiş yani  kurgulanmış mıdır, adı geçen konsorsiyum “bazı belgelerin yayımlanmayacağını” açıkladığına göre yayımlanmayan belgelerde neler vardır?

Bu soruların yanıtları bize “gerçek kesit” ile mi yoksa o kesitin kurgulanmış bir versiyonu ile mi karşı karşıya olduğumuzu anlatacaktır. Maalesef her iki durumda da konu bağlamından saptırılmış olacak.

Neyi Tartışıyoruz?

Panama Belgeleri tartışmasının servet gizleme, vergi kaçırma ya da vergiden kaçınma eğilimleri üzerinden parametreleştirildiğini düşünmek bizi bir yanılgıya sürükleyebilir. Olayların merkezinde yer alan Mossack Fonseca adlı hukuk ve danışmanlık şirketinin “arşivi” belgeleri yayanlar için büyük olsa da off-shore dalaverelerini anlamak için küçük bir göstergedir.

Nedeni çok basit: Her ülke bir başka ülkenin vergi ya da finans cenneti olma potansiyeline sahip. Finans ve vergi kanunlarının özgünlüğü bütün “uyanıklara” bu imkanı sağlıyor zaten. Arka kapıdan dolaşarak sistemi kandırmak için ille de Panama’ya gitmek gerekmiyor. Dünyadaki bütün paravan şirketler Panama bandıralı değil, yahut Panama’da faaliyet göstermiyor. Kaldı ki adı geçen hukuk ve danışmanlık firması Panama üzerinde çalışan en büyük şirket dahi değil.

O halde burada gazetecilik açısından iki soru sormamız gerekiyor. İlki “Biz neyi tartışıyoruz?” sorusu. Bu soruya kabaca “kurumlar, kişiler ve suistimaller” yanıtı verilebilir. Belgelerde adı geçenler, onların işlediği iddia edilen suç ya da kabahatler… Rüzgar bu yönde.

İkinci ve esas soru “neyi tartışmadığımız” hakkında olmalıdır. Gömülmek istenen hazine oradadır çünkü. Gazeteciliği, yukarıda bir nebze de olsa tartıştığımıza göre bu sorunun yanıtı hiç şüphesiz “sistem” olacaktır. Panama belgeleri, içine atıldığımız belge havuzlarından çıkmak, etrafımıza örülen görünmez çitleri aşmak ve oyuncuları değil oyunun kendisini sorgulamak için bir fırsat olarak görülmediği sürece bir “reality show”dan ibaret kalacaktır.

Panama programına hoş geldiniz! Kameramanları, güvenlik görevlilerini, sağlıkçıları, dekorcuları ve yapımcıları ekran önünde göremeyeceksiniz. Çektiğimiz görüntülerin çok az bir kısmını sizlere izlettireceğiz. Yine de gözlerinizi perdeden ayıramayacak, bize rating yaptıracaksınız.


DİĞER YAZILARI