PKK’nın Hesabı Tutmadı

The following two tabs change content below.
Necdet Özçelik

Necdet Özçelik

necdetozcelik40@gmail.com

PKK’nın Hesabı Tutmadı

Necdet Özçelik

Öncelikli olarak PKK’nın bu süreçte stratejik olarak ne yapmak istediğine bakmak lazım. PKK “devrimci halk savaşı” aşamasına geçebilmek için çatışmayı halka götürmeyi planladı. Suriye’deki gelişmelerle de eklemlenerek, stratejisini özellikle Nusaybin, Cizre, Silvan, Silopi ve Sur üzerinde hayata geçirmeye çalıştı. Ama halk ile arasındaki bağını kuvvetlendirecek şekilde bunu gerçekleştiremedi. Öngöremediği husus şuydu; ayaklanma aslında halk odaklı bir mücadele şeklidir ama terör ayaklanmadan daha bağımsız bir şeydir. Halkı mağdur ettiğiniz zaman siz zaten şiddeti hukuksuz olarak uyguluyorsunuz demektir. Dolayısıyla bir terör örgütü olarak halk ile kendi aranızda bir bağ kuramazsınız ve ayaklanma çabalarınız boşa çıkar. PKK da bunu bu şekilde yaptı. Şehir savaşı hem PKK hem de devletin güvenlik güçleri için yeni bir kavramdı. PKK, “Suriye’nin kuzeyinde meydana gelen gelişmeleri Türkiye’de de uygulayabilirim” şeklinde yaklaştı ve bu konuda yanıldı. Karşısında DAEŞ gibi bir terör örgütü değil, bir devletin savaşma geleneğine sahip silahlı kuvvetleri vardı. Terör örgütünün askeri manada kaybetmesinin temel nedeni budur. Siz şehirde savunma yaparak savaşma geleneğine sahip bir devletin güvenlik güçleriyle mücadele edemezsiniz. PKK’nın yaptığı hata buydu. PKK kırsal geleneğe sahip bir terör örgütü. Dolayısıyla şehir merkezlerinde artık bu kadar büyük kapsamlı eylemler yapacağını öngörmüyorum. Kendi örgütlerinde de şu an çok sıkça özeleştiri yapıyorlar. En son Murat Karayılan, bunun stratejik bir hata olduğunun altını çizdi. Bu, örgütün kendi liderlerinin de üzerinde uzlaşamadıkları bir konu. Duran Kalkan’ın bu konuyu çok fazla arzu ettiğini ama Murat Karayılan’ın buna karşı durduğunu biliyoruz. Eğer şehirlerde eylemler devam ederse bunun PKK liderliği içinde birtakım kırılmalara neden olacağını düşünüyorum.

Terörle Mücadelede Hava Kuvvetleri Daha Etkin Kullanılmalı

Hava kuvvetlerinin terörle mücadelede etkin olarak kullanılmaya başlandığını görüyoruz. Bence bunların daha etkin olabilmesi için yakın hava desteği şeklinde kullanılmasına ihtiyaç var. Ancak hava kuvvetlerinin yapılanmasının buna pek müsait olmadığını değerlendiriyorum. Çok yakın mesafeden vurabilecek uçaklara ihtiyaç var. Bu F16 ya da F4 şeklindeki jetlerle yapılacak şey değil. Amerikalıların kullandığı A10 Thunderbolt denilen uçaklar var. Bunun gibi sabit kanatlı uçaklarla bu sağlanabilir. Sınır ötesindeki hava harekatlarının etkin olduğunu biliyoruz. Bu sürekli devam etmeli. Türkiye içindeki harekatların küçük birlik harekatları şeklinde yapılması lazım. Özel kuvvetlerin, jandarma özel harekat ve polis özel harekat birliklerinin nasıl şehir içindeki operasyonlara yoğun bir koordinasyonla katılımını gördüysek, bunu kırsala da yaygınlaştırmak gerektiğine inanıyorum. Özellikle Bingöl, Lice ve Genç üçgeni arasındaki bölgede, ayrıca Pülümür ile Tunceli arasındaki hat üzerinde özel birlik harekatlarının yapılması gerektiğini düşünüyorum. Operasyonlara katılan birliklerinin moral ve motivasyonlarının yüksek seviyede olması çok önemli. Onların ne idari ne de hukuki bir hususla uğraşmamaları lazım. Operasyonel kişilerin buna ihtiyaçları var. Yoksa kendilerini korumayan yasaların doğurduğu sonuçlarla karşılaşırlarsa kesinlikle teröristle mücadelede etkin bir şekilde yol kat edemeyiz.

PKK’nın Hendek Siyaseti

Mahmut Övür

PKK, terörü şehirlere yayarken bir biçimde Suriye’yi Türkiye’ye taşımayı hedefledi. Türkiye’yi zora sokarak masada daha güçlü olmak istiyordu. “90’ların Türkiye’sine dönüldüğünü” söyleyerek bu çatışma ile devleti zora sokmayı, devletin şehirlerde mücadele etme olanaklarını kısıtlamayı amaçladılar. Ama Türkiye’nin 1990’lardan farklı olduğunu hesaplayamadılar. PKK şunu görmedi; devlet paradigması değişmişti. Yani inkar ve ret politikasından vazgeçen bir devletle karşı karşıyaydılar. Ayrıca 90’lardan farklı olarak toplumdan ciddi destek alan bir parti ve lider vardı. Toplumsal dayanakları güçlü AK Parti’nin yönettiği devlete karşı bu savaşa başladılar. Hendek savaşını başarısızlığa uğratan bir başka tecrübe daha yaşandı Türkiye’de. Bu da çözüm süreciydi. Çözüm sürecinde Kürt toplumu 90’lardan farklı olarak barış sağlamanın, sorunu çözmenin yolunun siyaset olduğunu gördü. Çözüm süreci bu meselede şiddetin devreden çıkacağını, silahların miadının dolduğunu ortaya koydu. O zaman “Ne için savaşıyoruz?” sorusunun Kürtler açısından bir anlamı yoktu. Geçmişte kimlik inkarı vardı, Kürtçe üzerinde yasak vardı ama şimdi öyle değildi. Artık Kürt meselesiyle ilgili her şeyin tartışılabileceği bir siyasi zemin vardı. Bu gerçek çözüm süreci sayesinde ortaya çıktı. Bu yüzden PKK o öngörüsünü gerçekleştiremedi. Şiddeti şehirlere taşıyarak devleti ve siyaseti zora sokabileceğinin hatta Türkiye’de siyaseti değiştirebileceğinin hesabını yaptı. Tayyip Erdoğan’ın gideceğini, AK Parti hükümetinin yıkılacağını düşündü. Bu hesapların hiçbiri tutmadı. Hepsi o kazdıkları çukurlara gömüldü.

PKK, Küresel Güçlerin Etkisinde

PKK’nın bu girişiminin arkasında küresel güçlerin aslında 2010’da başlayan ve özellikle Gezi ile açığa çıkan kuşatma hareketi vardı. Küresel sistem, Türkiye’yi, onun bölgesel ve özellikle İslam coğrafyasındaki etkisini zayıflatan bir siyaset izlemeye başladı. Bu siyasetin farklı versiyonlarını ortaya koydular. Suriye savaşı bunun için inanılmaz bir zemin sundu. DAEŞ denilen bir belayı devreye soktular. Bununla Türkiye’yi sıkıştırmaya başladılar. Bu yetmeyince devreye PKK’yı da soktular. Böylece Suriye ve bölge konusunda Türkiye’nin eli zayıflayacaktı. Türkiye, PKK eliyle başta ABD olmak üzere küresel güçlerin istediğine zorlanacaktı. Peki PKK’ya ne vaat ettiler? Rojava’yı vaat ettiler. Yani PKK’nın hedefi ile küresel güçlerin hedefi bir biçimde bütünleşti. Ama her ikisinin de hesaplayamadıkları bir şey vardı. Türkiye’de güçlü halk desteği alan bir siyasi lider vardı. Ayrıca Kürtler nezdinde devletin algısı da değişmişti. Kürt meselesinde Kürtlerin taleplerini siyasetle çözmeyi bekleyen bir devlet vardı. Bunların etkisini hesaba katmadılar. PKK, şiddetten beslenen, bölgedeki konjonktürel değişimler üzerine hesap yapan, birçok küresel gücün de etkisinde olan bir yapı. Bu süreçten çok kolay vazgeçeceğini sanmıyorum. Şiddeti devam ettirecekler. Ama örneğin Murat Karayılan’dan “Şiddeti şehirlerin merkezine taşımak doğru değildi” şeklinde itiraflar gelmeye başladı. Peki ne yapacaklar? Bence bölgesel hesaplar üzerinden Türkiye’yi çatışmacı ülke gibi göstermeyi sürdürecekler. Ben bunun ABD seçimlerine kadar devam edeceğini düşünüyorum. Belki ondan sonra bir değişim olabilir.

 

PKK’NIN DEĞIŞMEYEN STRATEJISI: Propaganda ve Dezenformasyon

Hüseyin Alptekin

PKK amacına ulaşmak için uyguladığı terör stratejisine kıra dayalı şehir savaşı adını verdi. Taktiksel olarak kır savaşı vurkaç yöntemiyle daha büyük, yerleşik ve dolayısıyla atıl olan düzenli ordulara karşı çevreden merkeze doğru bir yıpratma mücadelesi izlerken kıra dayalı şehir savaşı belirli bir bölgede alan hakimiyeti sağlamaya çalışmakta, merkezden çevreye doğru yayılmayı gütmekte ve bu amaçla meskun mahal çatışması sürdürmektedir. PKK’nın şehirlerde ayaklanma başlatma çabaları aslında yeni bir yöntem değil. Bu yöntem 1990’larda Cizre’de, 2000 ve 2010’larda Hakkari’de denendi. Ancak bugün örgüt tarafından kıra dayalı şehir savaşı adıyla uygulanan yöntem kitlesel halk ayaklanmasından ziyade bir şehir savaşıdır. Bu amaçla yerleşim yerlerinde sokaklara hendekler kazılmakta, binalar arası tünellerle kaçış ve destek koridorları oluşturulmakta, meskenler patlayıcılarla tuzaklanmakta, kırdan gelen silahlı unsurlar (HPG) şehirde oluşturulan güçlerle (YDG-H) beraber hareket etmektedirler. Ancak görünen o ki PKK bu şiddet dalgasından umduğunu bulamadı ve bölgede alan hakimiyeti sağlayamadı. Örgüt liderlerinden Murat Karayılan alan hakimiyeti hedefine ulaşılamamasını genç direnişçilerin iyi bir eğitimden geçmemesine, pek çok durumda amatörce davranmasına ve silahlı direnişin -kendisinin daha önemli gördüğü- kitle direnişini gölgede bırakması gibi unsurlara bağlıyor. Terör örgütü PKK, 2015 yazından beri şehir savaşından intihar saldırılarına, yol kesmelerden vur-kaç saldırılarına kadar eski ve yeni birçok yöntemi birlikte denedi. PKK’nın repertuarında bunlara ilave edebileceği başka bir silahlı mücadele yöntemi yok. Örgüt bu metotları sürdürebildiği kadar sürdürecek, gücünün tükendiği noktada ise muhtemelen yine ateşkes ilan edecek ve müzakere zemini yoklayacak. Kandil’deki merkezi ve Suriye’deki manevra alanı var oldukça örgüt güç kaybettiği anlarda bu noktalarda geriye yaslanabilecektir. Ayrıca bir yandan Suriye üzerinden uluslararası meşruiyet arayışını sürdürürken gücünü toparlamaya çalışacak bir yandan da barışın şartlarını müzakere etmeyi deneyecektir.

Örgüt bu süre zarfında Türkiye içindeki kitlesinin desteğini üst düzeyde tutmak için Türkiye’nin DAEŞ’le işbirliği içinde olduğu ve Suriye’de Kürtlerin kazanımlarına engel olmaya çalıştığı propagandasını yapacaktır. PKK, halihazırda vurguladığı gibi, “çözüm sürecini sonlandıran tarafın Türkiye hükümeti olduğu, PKK’nın meşru bir savunma savaşı verdiği, bu meşru savaşa karşı Türkiye devletinin toptan bir savaş başlattığı, sivilleri hedef alarak fiziki bir soykırıma giriştiği, Kürt şehirlerini yaşanılmaz kılıp buradaki insanları göçe ve yine kendi tabirleriyle kültürel soykırıma maruz bıraktığı” iddialarını işleyecektir. Yani silahlı çatışmaya ara verilse de örgütün gelecekteki silahlı gücünü devşirecek propaganda savaşı devam edecektir. PKK, eski alışkanlığın devamı olarak yeni dönemde de aynı stratejiyi sürdürecektir. Türkiye için Sur’u, Nusaybin’i, Cizre’yi kontrol altına almak zor değil ancak asıl zor olan, PKK’yı Kandil ve Rojava’daki üs ve lojistik destek noktalarından koparmak, ülke içinde ise PKK’ya sempati besleyen özellikle genç ve çocuk yaştaki kitlelerin mağduriyet hissi ve öfkelerini kontrol altında tutabilmektir. Ayrıca olayların gerçek sorumlusunun PKK olduğunu daha kapsamlı bir şekilde anlatabilmek gerekiyor.

PKK ve HDP Hiçbir Zaman Ayrı Olmadı

İlhami Işık

PKK’nın terörü ve çatışmayı şehirlerde yeniden canlandırması Türkiye’nin iç meselesinden kaynaklanan bir strateji değildi. Yani iddia edildiği gibi Türkiye’de Kürtlerin problemleri, demokratikleşme sorunları ya da iktidarın otoriterleşmesi gibi nedenlerle bir şiddet ve terörizm dalgasıyla karşı karşıya değiliz. Bunu açık olarak ortaya koymak gerekiyor. Çünkü bu saydığım meseleler siyaset tarafından halledilebilir, belli bir zaman ölçeğinde rayına sokulabilir. Yani kimin hangi sorunu varsa, gerek sözlü gerek yazılı gerek örgütsel gerek siyasal anlamda herkesin kendisini ifade edebileceği bütün kanallar bu ülkede açık. Bunun da ötesinde Kürtlerin sorunlarını çözmek için siyasal olarak örgütlendiğini söyleyen HDP, 7 Haziran sonrasında bu ülkeyi yönetmeye aday bir konuma gelmişken şiddet, hendek ve terörizm yoluna başvurulması bunun sebebinin Türkiye’nin iç meselesi olmadığının en somut kanıtı.

7 Haziran öyle bir tablo çıkardı ki HDP iradi anlamda iktidar olmaktan vazgeçti. HDP siyasette bu kadar öne çıkmışken PKK terörüyle karşılaştık. Sorun tam da burada. PKK’nın bu şiddet dalgası, Türkiye’de siyasetin tıkanmasından ya da sorunların siyasetle çözülememesinden kaynaklanmıyor. Tüm siyasi koşullar açıkken şiddet ve hendek çatışmalarına başvurmak bu meselenin özüyle alakalı olamaz. O çok söyledikleri Dolmabahçe deklarasyonu ya da izleme heyetinin kurulmamasından kaynaklanan bir şey de değil bu. Sen bir ülkeyi yönetmeye adayken gidip o ülkenin çeşitli sokaklarında, ilçelerinde hendek çatışmalarına ve bombalı saldırılara başvuruyorsan senin niyetin başkadır. 7 Haziran ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde “PKK ayrı HDP ayrı” söylemi sunuldu. Bunlar hiçbir zaman ayrı olmadı. O dönemde PKK-HDP ayrımı yapay bir söylem olarak üretildi. Ayrı olsalardı zaten HDP kendi iradesine sahip çıkardı. “Ben seçim barajını aştım, 80 parlamenter kazandım, aldığım oyun yarıdan fazlası batıdan geldi” derdi. Şimdi iradesine sahip çıkmıyorsa, demek ki bu çatışma kararını alanlara bağımlıdır. PKK ve HDP Kürtleri Tanımıyor Güç bazen kör eder.

7 Haziran’daki siyasal tabloyu PKK ve HDP askeri tablo olarak okudu. Yani “Bana oy veren insanlar, ben şiddete de başvursam benim arkamda olur” diye düşündü. Bu yanlış bir okumaydı. İkincisi, Kürtlerin içinden çıkmasına rağmen Kürt sosyolojisinden habersiz bir örgütün varlığını görüyoruz. Yani PKK ve HDP Kürtleri tanımıyor. Kürt sosyolojisini, Kürtlerin taleplerini, hayallerini, beklentilerini okumadılar. Bu büyük bir yanılgıydı. Onun için de Kürtlerin olmadığı bir hendek çatışmasını başlattılar ve saf bir terörizmle başbaşa kaldılar. PKK açısından bu yenilgiden sonra bir kırılma yaşanacağı açık. Ancak PKK pragmatik bir örgüt. Şimdiden başladılar “Bu hataydı” demeye. Yarın kendi içlerinden birini çıkarırlar, bütün günahları ona yükleyip özür dileyebilirler. Geçmişte yaptıkları gibi. Dolayısıyla devlet sadece “PKK’yı askeri olarak yendik, tamam” şeklinde bakarsa PKK’da bir kırılma yaşanmaz. Bundan dolayı devletin bu konuda güvenlik boyutunun yanında Kürtlerin yüreğine dokunacak adımlar atması önemli. Yani Kürtler “Bu devlet bizim de devletimizdir” inancını yüreğinde hissetmeli.

 


necdetozcelik40@gmail.com

DİĞER YAZILARI