Siyaset-İhanet Kıskacında CHP

The following two tabs change content below.
Avni Özgürel

Avni Özgürel

aozgurel@gmail.com
Avni Özgürel

Latest posts by Avni Özgürel (see all)

CHP derken 1950’den bu yana yani ikinci bir partinin varlığında katıldığı hiçbir seçimi kazanamamış bir partiden söz ediyoruz. Kendisi de bunu veri kabul ettiği için ümidini askeri/bürokratik darbelere bağlamış parti görünümünde bir “kast” oluşumundan, cemaatten söz ediyoruz. Efsane genel başkanı Bülent Ecevit’i 12 Eylül rejimi yabancı basına demeç verdi diye tutuklayıp yargılarken cezaevi ve mahkemede onu tek başına bırakan, siyaset yasaklarının kalkmasını takiben Milli Emlak’tan partinin anahtarlarını alıp gelen eski genel sekreter Mustafa Üstündağ, “Makam odanız dahil binayı temizlettim, makam arabanız da kapıda efendim” dediğinde, “Sizler ne düşünürsünüz, ne karar verirsiniz bilmem ama bana göre CHP’nin misyonu sona erdi” diyen Bülent Ecevit’in liderliğinden adeta kaçarak kurtulduğu partiden söz ediyoruz.

Sonraki yıllarda da CHP’nin serencamı Bülent Ecevit’in teşhisini haklı çıkaracak olaylar dizisi. 28 Şubat kurgusunu mu istersiniz, 367 kriziyle siyaseti altüst etme girişimi mi, AK Parti hakkında kapatma davası kurgulamak mı? Ne ararsanız var CHP’nin karnesinde. Kaset skandalıyla genel başkan değişimi bile CHP ekseninde gelişen komplolar zincirinin son halkalarından biri sadece.

Batı’dan Aferin Alma Çabası

Olaylar öylesine hızlı akıyor ki düne kadar yakın zamanda meydana gelen hadiseler toplumsal hafızada kolaylıkla geri sıraya düşüyor, silikleşiyor. O nedenle bazı olayları üzerinden çok zaman geçmemiş olsa bile ara ara hatırlatmakta yarar var.

2013 senesi Haziran’ıydı. İki senedir CHP genel başkanlığını yapan Kemal Kılıçdaroğlu Avrupa gezisine çıkmış, bu çerçevede Avrupa Parlamentosunu ziyaret etmişti. Kılıçdaroğlu orada yaptığı konuşmada dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’ın Suriye devlet başkanı Beşar Esed’e benzediğini söyleyip “Bizim başbakan da katil” deyince Avrupalı siyasetçiler ne diyeceklerini bilememişlerdi. Sonunda Sosyalist Grup Başkanı Hannes Swoboda, “Burada misafirsiniz. O sıfatla Meclisimizde seçimle iş başına gelmiş bir siyasetçiyi kendi halkını katleden bir diktatörle kıyaslayamaz, hakkında bu ifadeleri kullanamazsınız. Sözlerinizi geri almadığınız takdirde görüşme randevularınızı iptal etmek zorundayız” demişlerdi.

Kemal Kılıçdaroğlu’ndan “Gandi” çıkarmaya çalışan yerli basın bu skandalı örtmek için atmadık takla bırakmadı. Aynı taklaları Kılıçdaroğlu’na bu gezide refakat eden ve onun diplomasi sahasında deneyimsizliğini bilmesi gereken eski büyükelçi Faruk Loğoğlu da atmıştı.

 “Kontrollü Darbe”

Aradan geçen dört yılda Türkiye’de ve dünyada köprülerin altından çok su aktı, pek çok hadise yaşandı ama teslim etmek gerekir ki elhak Sayın Kemal Kılıçdaroğlu hiç değişmedi. Dün ABD ve Avrupa’yı kutup kabul eden, bu odakların Türkiye siyasetinde belirleyici olduğuna inanan bir anlayışa sahipti, bugün de kanaatinde en ufak değişiklik olmadı. Dün ABD ve Avrupa’nın Tayyip Erdoğan’a olumsuz bakışına güveniyor, o olumsuz bakışın kendisini iktidara taşıyabileceğine inanıyordu, bugün de. “Eninde sonunda, şöyle ya da böyle Tayyip Erdoğan’ı devirecekler, bizim devrimiz başlayacak” inancıyla yürümeye devam ediyor. Keza dün “Savaş hiledir” kanısıyla siyasette neticeye gidilebileceğine inanıyordu, bugün de o yoldan caymamak gerektiğine…

O nedenle şaşırmamak gerekiyor yaptığı açıklamalara. Yani sözlerinin arkasında önü sonu ölçülü bir siyaset, düşünsel derinlik aramamak gerekiyor attığı adımlarda.

“15 Temmuz mu? Kontrollü darbe… E’canım bunu bilmeyen mi var…”

Soran yok Kılıçdaroğlu’na, onca şehit kontrollü olarak mı katledildi, 2 bin 500 gazi? Cumhurbaşkanı neden yakın dostlarını uyarmadı da direnişe katılıp şehit oldular?

Neydi hazretin İstanbul’a gelip adeta “sotaya yatıp” neticeyi bekleyişinin gerisindeki hesap? Bakırköy Belediye Başkanı’nın evinde bekleyiş… Tekneyle Kadıköy’e gidiş… Bağdat Caddesi’ne yansıyan farklı kutlamalara kulak kabartıp Tayyip Erdoğan’ın meydan okuyuşu, milletin silah karşısında galebe çalışı sonrası kerhen gelen yazılı açıklama: “… Demokrasimize sahip çıkıyoruz…”

Ve yine soran yok. Madem 15 Temmuz’un kontrollü darbe olduğuna inanıyordunuz, neden Yenikapı’ya geldiniz? Katılıp katılmamakta tereddüt geçirdiğiniz günlerde “iyi sıhhatte olsunlar”la temas kopukluğu mu oldu ki Binali Yıldırım’a verdiğiniz “Evet gelirim” sözünden cayamadınız?

Ya da “Her durumda AK Parti’nin dümen suyuna girmekten kaçının… Tayyip Erdoğan’a güç katacak her hamle bize telafisi imkansız zarar verir. Kontrollü darbe tezini savunmanız lazım” notu/ talimatı elinize ulaşınca mı değişti kanaatiniz?

MİT Tırları Düğümü

Sonra çok kişinin başını yakmaya aday “MİT tırları” meselesi…

Örgütün amacı neydi bu “kontrollü ihanet”le; o tarihte oyun bozulunca farklı mecrada tuzağı yeniden kurmaya talip olan, bunun taşeronluğunu, kuryeliğini üstlenen neyi murad ediyordu?

12 Mart Kurgusu mu?

Kemal Kılıçdaroğlu bu oyundan ne bekliyordu diye düşünüyorsanız bunun için 12 Mart 1971’i hatırlamanız gerek.

1969’da “Milli Bakiye” adı verilen karmaşık seçim sistemine rağmen tek başına iktidar olmayı başarmış bir parti Adalet Partisi (AP) iş başındaydı. Ve Washington AP’nin lideri Süleyman Demirel’den haşhaş tarımını yasaklamasını talep etmişti. “Bizde Afyon diye vilayet var, bu isteğinizi yerine getiremeyiz” denilerek reddedilince, aldığı cevaptan fevkalade rahatsız olan ABD’nin örtülü bir operasyon için düğmeye bastığı artık biliniyor. 12 Mart 1971’de halkın oylarıyla iktidara getirdiği siyasi kadro ordu tarafından muhtıra verilerek istifaya zorlandı, tehdit edildi. Bu sayede hükümetten uzaklaştırılan AP yerine “tarafsız davranması” tavsiyesiyle CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün danışmanlarından Prof. Nihat Erim başkanlığında bir hükümet kuruldu. Oluşan kabinenin ilk bakanlar kurulu toplantısında ne karar alındığını tahmin etmekte herhalde zorlanmazsınız. Türkiye’de haşhaş ekimi yasaklandı…

Aynı oyun bugünün dünyasında tekrarlanır mı diye bir kuşku çengeline takılmanıza gerek olmadığını düşündürecek bir yakın geçmiş var. 7 Haziran 2015 seçim sürecini öncesi ve sonrasındaki gelişmelerle birlikte hatırlayın kafi.

Bir yerlerde pişirilen AK Parti-CHP koalisyonu hesaplarının nasıl ve nereden döndüğünü, “istikşafi” yani keşfetme görüşmeleri tablosunda CHP’nin tutumuna hakim olan tek çizginin Tayyip Erdoğan’ın siyasetin dışına itilmesi olduğunu gözden uzak tutmamak lazım…

Ve FOCUS Skandalı

Bugünlerde savruluş farklı bir tabloyla gündemde: Kemal Kılıçdaroğlu’nun Almanya’nın ünlü haber dergisi FOCUS’la röportajı. Olay malum; CHP Genel Başkanı, “Türkiye’de kimsenin can güvenliği yok. Bu bağlamda Türkiye’ye gelen, gelmeyi düşünen turistin de…” mealindeki sözleriyle gündemde. Ve CHP’den alışageldik açıklamalar: Öyle söylemedi, söyledi ama onu kastetmedi, muhabir konuşmayı çarptırmış, aslında tekzip ettik dergiyi… Hiçbiri gerçek değil elbette… Dergi konuşmayı yayınlanacak haliyle Ankara’ya iletip CHP’den onay almış…

Genel başkanı konuşur da “sahibinin sesi” oturur mu, o da yan kulvardan katılıyor polemik kervanına: “15 Temmuz tiyatrodur… Aksini ispat ederlerse…”

CHP’nin Hesabı Ne?

Bütün bu yaşananlar bence sadece siyasi acemilik, acullük ya da ağızdan çıkan lafın önünü ardını ölçememekle izah edilemez.

Kemal Kılıçdaroğlu bir şekilde çizgiyi aşıp gözaltına alınmayı hatta sağlayabilirse tutuklanmayı planlıyor olabilir mi? Emniyetteki, yargıdaki FETÖ artıklarının “Cumhurbaşkanı’mıza söz söyletmeyiz” ambalajına sarıp böyle bir kurguyu gerçekleştirmesi mümkün mü, değil mi bilemem. Ama olursa şaşırır mıyım, hayır…

Avrupa’nın nasıl ayağa kalkacağını, hazretin nasıl vaveylayı basacağını varın siz hesap edin.

Son bir not:

CHP’nin 2019 hesabı -seçim erkene alınırsa 2018- sandığa HDP ile birlikte gitme üzerine inşa edilmiş durumda. Daha ötesi sadece CHP’de değil onu da içine alan başkaca “mehafil”de Cumhurbaşkanlığı seçiminde Tayyip Erdoğan’ı ilk turda seçtirmemenin, milletvekili seçiminde ise AK Parti’nin TBMM’deki çoğunluğunu kaybettirmenin hesabı yapılıyor.


DİĞER YAZILARI