OKUNAN

Siyasi Partilerin Darbeye Karşı Tavrı: 1 Yıl Önce,...

Siyasi Partilerin Darbeye Karşı Tavrı: 1 Yıl Önce, 1 Yıl Sonra

The following two tabs change content below.
Nigar Tuğsuz

Nigar Tuğsuz

ngrtgsz@gmail.com

15 Temmuz darbe girişimi devam ederken siyasi partilerin verdiği ilk tepkiler, ertesi gün yaptıkları TBMM konuşmaları ve 7 Ağustos Yenikapı Mitingi darbe karşıtı birlikteliğin en somut delilleriydi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve MHP genel başkanı Devlet Bahçeli darbe girişimini haber alır almaz demokrasiden yana olduklarını deklare ettiler. CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve HDP de aynı şekilde darbe karşıtı açıklamalar yaptılar. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın darbe girişimi devam ederken telefon bağlantısı ile verdiği direniş mesajı bu birlikteliğin asıl motivasyonu olmuştu.

16 Temmuz’daki Meclis konuşmalarında da tüm siyasiler darbeye karşı ortak bir tavır aldılar. O an Mecliste bulunan Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar da şüphesiz darbe karşıtı bloğun bir parçasıydı. İlk söz alan Meclis Başkanı İsmail Kahraman, “İstiklal Marşımız bir manifestodur, bütün bir millet olarak tek vücut halindeyiz” cümlesini kurmuş, Başbakan Yıldırım konuşmasına parti başkanlarına tavırlarından dolayı teşekkür ederek başlamış ve “Bu işe kalkışanın rütbesi ne olursa olsun haindir” demişti.

Kemal Kılıçdaroğlu, “Yaşadığımız olay doğrudan bir darbe girişimidir. Cumhuriyetimize ve tarihsel birikimimize yapılan bir darbedir” ifadesini kullanmıştı. Devlet Bahçeli’nin söylemi “demokrasinin yanındayız içeriğinde ve orduya sızmış iş birlikçilerin darbe ile ortaya çıktığı” şeklindeydi. HDP genel başkanı Selahattin Demirtaş şehir dışında olduğu gerekçesiyle Meclis toplantısına katılmamış, onun yerine kürsüye çıkan İdris Baluken konuşmasında askeri darbelere her koşulda karşı olduklarını söylemişti.

Neticede 16 Temmuz’da dört partinin Mecliste okunan ortak bildirisinde öne çıkan hususlar “milletimize ve Meclise yapılan saldırının kınanması” ve “dört partinin farklı görüşleri olsa da milli iradeye birlikte sahip çıktıkları” şeklindeydi. Mecliste okunan bildirinin ardından günlerce darbe karşıtı mesajlar yinelendi. Fakat darbenin üzerinden çok geçmeden CHP ve HDP’nin takındığı tutum bu iki partiyi 16 Temmuz’daki duruşlarının uzağına taşıdı. Bu iki parti darbelere karşı olduklarını her fırsatta söylemeye devam etseler de ortaya attıkları delilsiz iddialar henüz netleşmemiş konuların aydınlatılma sürecini de sulandıracak cinstendir.

Esasında darbe girişimi öncesinde siyasi partiler arasında var olan gerilim, darbe anında ve hemen sonrasında tüm partilerin katılımı ile ortak bir tutuma dönüşmüştü. Sadece siyasi partilerin değil farklı toplumsal kesimlerin de desteği ile oluşan Yenikapı bloğunun en güçlü tarafı hiç şüphesiz darbe karşıtlığı ve darbeyi yapanların kimliği ve hedefleri ile ilgili net tavırlarıydı. Son yıllarda devlet içindeki örgütlenmeleri ve illegal hareket tarzları deşifre olan FETÖ üyelerine karşı asker-sivil birlikteliği ile milli bir duruş ortaya çıkmıştı. CHP ve HDP’nin tutumuyla bu birliktelik kısa süre içinde çatırdamaya başladı.

İlk Savrulan HDP Oldu

7 Ağustos Yenikapı Mitingi 16 Temmuz’daki birlikteliğin görüleceği ikinci önemli sahne olarak düzenlendi. Fakat HDP ikinci sahnenin dışında kalan ilk parti oldu. Demirtaş 15 Temmuz’un hemen sonrasında hem yurt dışı hem de yurt içindeki beyanlarında AK Parti’nin darbede parmağı olabileceği şeklinde mesnetsiz iddialarda bulunmuştu. Böylece HDP’nin Kürt siyasetinde yakalandığı terör kapanı darbe konusundaki tavrını da içine almış oldu. İdris Baluken’in Twitter hesabından “AKP-CHP-MHP ortaklığı yeni değil, devletin bekası ve terörle mücadele kılıfında 7 Haziran’dan beri sağlanan Kürt karşıtı bir ittifaktır“ içeriğini paylaşması, HDP’nin kendisini darbe karşıtı ittifakın dışında tutuşunun teyidi ve beyanı olmuştu. HDP’nin Yenikapı tablosunda yer almaması aynı zamanda Türkiye siyasetindeki savruluşunun o günlerdeki resmiydi.

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Yenikapı Mitingi’ne ilk cevabı ise “Erdoğan’ın muhalefet üzerinden prim yapmaya çalıştığı” gerekçesiyle ret şeklindeydi. Fakat önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ardından Başbakan Yıldırım’ın daveti üzerine CHP lideri “darbe gecesi hangi gerekçe ile Mecliste olduysak aynı gerekçe ile mitinge katılacağız” diyerek karar değiştirdi ve daveti kabul ederek Türkiye siyasetinin legal bir aktörü olarak devam edeceğini göstermiş oldu. MHP genel başkanı Devlet Bahçeli 15 Temmuz gecesi darbeye karşı olduklarını ve hükümeti desteklediklerini ilan etmişti. Bahçeli bu tutumunu 7 Ağustos Yenikapı Mitingi için de sürdürdü. 16 Nisan 2017’de yapılan Anayasa referandumu sürecinde de AK Parti ile MHP değişimden yana olan evet cephesinde yer aldı.

Delilsiz İddialar CHP’yi Çıkmaza Soktu

Kemal Kılıçdaroğlu 16 Nisan referandumu sürecinde Erdoğan karşıtı siyasetin ve hayır kampanyasının bir parçası olarak darbe meselesine el attı ve böylece öngöremediği riskleri de almış oldu. Bu ara dönemde CHP öncülüğünde darbe delilleri partiler arası siyasete malzeme edildi. FETÖ lideri Gülen’in henüz 16 Temmuz’da ima ettiği 15 Temmuz’un “kontrollü darbe” olduğu yönündeki açıklamasını tekrarlaması CHP ile FETÖ’nün yaklaşımlarını aynı yerde buluşturmuş oldu. Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu açıklaması da altından kalkamayacağı yanlış işlere girişmesinin örneklerinden biri olarak hafızalarda kaldı. 15 Temmuz’dan kısa bir süre sonra başlayan darbe tartışmalarının alamet-i farikası Erdoğan siyasetine mukabele edebilmek ve daha başka amaçlarla darbenin ihanet ve katliam vasıflarını örtecek çıkışlar oldu. Çekimser darbe karşıtları bu süreçte kendi aralarında eylemsel ve söylemsel ittifaklar kurdular. Milli duruşun dozajı bu ittifaklara giren HDP ve CHP çatısı altındaki siyasiler aleyhine bir hayli bozuldu.

CHP milletvekilleri tarafından hazırlanan Darbe Komisyonu Raporu’nda da “kontrollü darbe” ifadesi tekrarlandı ve “darbeyi bilenler vardı” ifadelerine yer verilerek 15 Temmuz terörüne karşı mücadeleye zarar verecek bir söylem üretilmiş oldu. CHP tarafından dolaşıma sokulan içerik ve iddialar her zamanki gibi içi boş, daha çok AK Parti’nin genel politikalarına yönelik eleştirilerden ibaret kaldı. Bu adımlarla yapılmaya çalışılan biraz da hükümetin darbenin bastırılmasındaki başarı hikayesinin partiler arası siyasete malzeme yapılarak geçiştirilmeye çalışılmasıdır. Sonuçta darbeye maruz kalmış bir hükümeti darbeden sorumlu tutmaya çalışmak CHP siyasetinin tarihsel geleneğinin ürünü olarak görüldü. Bu yüzden Kılıçdaroğlu’nun darbe girişimlerinde suç işlemiş taraf ile aynı safta yer alması kendi siyasetinin de sonunu hazırlıyor.

Kısa bir süre önce CHP’nin başlattığı Adalet Yürüyüşü’nde başta FETÖ olmak üzere devlete ihanet suçundan yargılanan kişi ve iddiaların sahnede olması partinin malum siyasetinden geri adım atma niyetinin olmadığını gösteriyor. Yürüyüşün gerekçesi de devletin gizli bilgilerini kullanmaktan yargılanan bir kişinin serbest bırakılmasının istenmesidir. Asıl tehlike ise daha önce terörle arasına sınır çizmemiş ve kanlı darbe girişimini desteklemiş kişi ve grupların bu yürüyüşe destek ve dahil olmasıdır. Bunun işaretleri de ortaya çıkmaya başlamıştır. Bundan dolayı eylemin kısa süre içinde alabileceği şekiller ülke gündemi ve CHP siyasetine aşina olan herkesi düşündürmektedir.


DİĞER YAZILARI