Sol Mukavemet ve CHP

The following two tabs change content below.

Asım Öz

Latest posts by Asım Öz (see all)

 

Seçim sandığından iktidar çıkartamayan CHP uzun zamandır sokak muhalefetinin yeni imkanlarını kolluyor. Bu bağlamda Türkiye’de sol temayüllerin neredeyse tüm renkleri ile yan yana gelme çabasında. Sokakta yan yana geliş, bazı sol çevrelerce gereken cesareti toplamanın neticesi, dahası önemli bir açılım görülüp selamlanırken bazılarında “Maltepe solculuğu” terkibiyle itham ediliyor. Öyle ki bu çevrelere göre yeni eylem biçimleri sosyalist solun kalabalıklar içinde solgunlaşma ve hizaya gelişinin ileri evresinden başka bir anlama gelmiyor. Okuyucularının/takipçilerinin CHP’nin “Adalet Yürüyüşü”ne bakışını farklılaştırma çabasındaki Mesele ile Birikim dergisi arasındaki bakış farkından TKP ile Vatan Partisi’ne uzanan sol içi konum arayışından kaynaklanan bu yaklaşımlar, çiçeği burnunda Mukavemet dergisine de çeşitli halleriyle yansımış durumda.

Bilindiği üzere siyasal düzlem, toplumsal alanın düzenlenmesi ve dönüşümü süreçlerinin denetim altına alınması mücadelesini yürüten çeşitli aktörlerin aldığı pozisyonların dinamik bir biçimde devam ettiği yerdir. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yayın hayatına başlayan Mukavemet dergisinde korku, öfke, cesaret, umut, inat, aşk, duyular gibi dosyalarla kitleleri “devrimci ilmihalde” buluşturmak için Gezi Parkı Şiddet Eylemleri’nden 7 Haziran seçimlerine uzanan devasa bir gösteri birikimi ve ete kemiğe bürünen kanaatler mevcut. Görsel dönemin temel bileşeninden yani kitleler ve sol hafızadan yararlanmak suretiyle hayat, siyaset ve toplum üzerine birtakım değerlendirmeler yapılıyor. Böylece hem sokakta birleşmenin hem de 2019 seçim sürecinde nasıl bir araya gelinebileceğinin imkanları aranıyor.

Mukavemet’te mütemadiyen “cumhuriyet, laiklik ve adalet” temelinde mevcut iktidarı geriletecek, hatta değiştirecek güçte bir direniş koalisyonunun inşası için inisiyatif alınmasının elzem olduğu vurgulanıyor. Ayrıca bunun hemen ardından “eşitlik, özgürlük ve barış” temelli bir değişim koalisyonu vurgusunun yapılmış olması CHP ve HDP arasında kurulmaya çalışılan ve hayli mesafe kat eden cephe siyasetiyle yakından alakalı. Sosyalist sol kimliği öne çıkarmaya çalışan yayınlara bakıldığında cumhuriyet, laiklik ve adalet vurgusunun iktidara kapı açacağı düşünülüyor. Fakat bunun için öne çıkarılan yöntem yine masalların kırkıncı odasının kapısında buluşur gibi nostaljik “direniş” koalisyonu yöntemlerine dayandırılıyor…

Bu bakımdan gerek biçim gerekse aciliyet vurgusu açısından son dönem sol muhalefet dergilerinin, 1960 sonrasının önemli ve etkili yayınlarından Yön’ün tavrının hammaddesine özendiklerini söyleyebiliriz. Türkiye gerçeğine baktığımızda bu tür dergi çeşidinin (şüphesiz derme çatma kitapların da) adeta salgın gibi hızla yayıldığını ama etkilerinin Yön kadar olmadığını görüyoruz. Elbette bu etkinin oluşmayışında Türkiye’deki dönüşüm süreçlerinin büyük rolü var.

Eski Klişelerin Tekrarı ve CHP’de Buluşmak

Sol dergiler son günlerde gerek öğretim programlarının değişmesi gerekse yeni eğitim öğretim döneminin başlamasıyla gündeme yerleşen eğitim konusuna gelince enternasyonal solculuk kimliklerinden soyunup Kemalist reflekse bürünerek onlarla coşkuyla sarmaş dolaş oluyor. Haliyle eğitim meselesi tartışılırken anonim hale gelen “eğitimin ve öğretim programlarının dincileştiği” söylentilerine mağrur “laik ve bilimsel eğitim” şablonculuğu eşlik ediyor. Üstelik tüm bunlar solun yerleşik alışkanlıklarının hilafına, hakikat araştırması babındaki büyük çabasıyla bahusus Mişkatü’l-Envar eseriyle olumlu bulunan Gazali nakilleri ile Karl Marx’ın bir araya getirildiği dış görünüş ve şeylerin özünün doğrudan doğruya çakışmadığının altının çizildiği bir dergide yapılıyor. Hakikate ulaşmak için gördüğümüzün ötesine geçmek için mukavemet şart ama mukavemeti sadece siyasi muhalefetle sınırlandıran şaşı bakışlıların buna gönül indirmeleri şimdilik mümkün değil.

Yakın plandan bakıldığında inatla sahiplenilen Gezi Parkı Şiddet Eylemleri’nin hayli zamandır sol melankolinin bir parçası olduğunu biliyoruz. “Uzun geceden sonra gelen tan kızıllığı”nı görme sabırsızlığını nüksettiren bu durum, “kendi geçmiş nostaljisinden beslenen, geleceği de bu geçmiş nostaljisinin sınırladığı çerçeve içinde tasarlayan bir ruh hali”nin yansımasıdır. Solun mağlubiyet ve maluliyetinin altında yatan semptomatik ögenin siyasi ahlakçılık olduğunun en önemli göstergesi, Türkiye gerçekliğini kavrama sürecinde sıklıkla “popülist sağ iktidarlar” kavramına sığınmasıdır. Bu sığınma hali Türkiye’de vuku bulan gelişmelerin tümünü “sağ popülist parti atakları”yla izah etmenin konformizmini devrimcilik hayaliyle sürdürmekle perçinlenir.

Siyasi ahlakçılığın bir benzeri eğitim tartışmalarında karşımıza çıkıyor. Büyük bir iş için kolları sıvayan Yön özentili dergilerin din, İslam ve din dersleri başta olmak üzere ortaya koyduğu ön yargılı dil CHP’nin yeni yönelimleriyle belli noktalarda çelişiyor gibi. Düzenin birtakım uygulamalar noktasında normalleşmesinin yansıması olarak ele alınabilecek gelişmeler eğitim ortamlarının niteliksiz hale gelmesine hamlediliyor. Bu süreçte Eğitim-Sen’in köy enstitülü yazarları yeniden keşfedişinin beraberinde getirdiği devrimcilik Samed Bahrengi’nin Maocu devrimciliğini yansıtan Küçük Kara Balık anlatısına kadar uzanıyor. Eğitimde odaklandığı evrim, Atatürkçülük vb. Bir iki mevzuyla arasına mesafe koyamadığından görünene dair yapılan sığ yorumlarla yetiniyor, dahası bakar körlüğü besleyen patolojik özellikler de ihtiva eden kanaatler üretiyor.

Önceki yıllarda görünmez olan kof Kemalizm’den kalma izleri eğitim alanına söz üreten yapılar adeta bir damga gibi taşıyor. Dindar nesil meselesi üzerinden kalem sürçmesiyle açıklanması mümkün olmayan ve Cumhuriyet gazetesi karikatürlerini anımsatan pervasız cümleler kuruluyor. Kılı kırk yaran müfettişlik yerine eski klişelerin boyuna tekrarlandığı bu birkaç mevzu, adeta Platon’un mağara metaforundaki zincirlerin işlevini görüyor onlar nezdinde. Kolay değil, derdin ucu derinde. Zira yaşanan zaman tekrar modernist duyarlıklıların aydınlanma kökenli hümanist tutumunu tekrar canlandırdı. Öyle görünüyor ki çift ruhluluğun ufkun ötesinde bundan sonra nelere sebep olacağı merak konusu olmaya devam edecek.

Özetle eğitim alanında yaşanan makro dönüşümlerle yüzleşmeyi mümkün kılacak bir patika inşa etmek yerine aydınlanmacılığın ilkel kurucu ideallerinin terk edilişinden duyulan hıncı yaygınlaştırma çabasıdır bu. Haliyle adalet diyerek iktidara gelmeyi hesaplarken dincileşme klişesine sığınarak milletin karşısına nasıl çıkacaklarını hesap edemeyecek kadar siyasal alandan uzaklar. Ayrıca dönemden döneme değişmeyen yaklaşımlar kalabalığı içinde şunu söylemek gerekir: Kendinden çok uzak olan Latin Amerika popülizmi konusunda son derece müspet bir tutum ve tavır içinde olanların memleketteki gelişmeleri negatif popülizm kefesine yerleştirmelerindeki acelecilik ise oldukça manidar. Oysa sol popülizmi inşa etmeye çalışanların endişeli müneccimliği bir kenara bırakarak en geniş manasıyla halkın dini değerlerinin az da olsa yansıdığı öğretim programlarına karşı çıkmamaları gerekir.

Dolayısıyla son yıllarda sayısı artan Yön özentili sol muhalefet dergilerinin gidişatına bakıldığında, gözün sadece bir görme organı değil aynı zamanda görünüşün kısıtlı alanıyla sınırlı kalmasından ötürü memleketin gerçeklerini görmeye bir engel teşkil ettiğini söylemek mümkündür.