OKUNAN

Toplum 15 Temmuz’da Küllerinden Doğdu

Toplum 15 Temmuz’da Küllerinden Doğdu

The following two tabs change content below.

Recep Şentürk

Latest posts by Recep Şentürk (see all)

15 Temmuz’da çatışan üç toplumsal hafıza devredeydi: Batıcı elitler, darbeciler ve milletin hafızası. Bu üç toplumsal hafıza gece boyu çatıştı ve milletin toplumsal hafızası sabaha doğru galip geldi. Batıcı elitlerin iki asırdır inşa ettikleri toplumsal hafızaları ile darbecilerin toplumsal hafızalarının artık toplumda kayda değer bir zemininin kalmadığı ve bir toplumsal mobilizasyon işlevi yerine getiremeyeceği açıkça görüldü.

Darbe karşıtı liderlik milletin toplumsal hafızasını çok hızlı bir şekilde büyük bir başarıyla harekete geçirdi ve dünya tarihinde nadir görülen bir “sosyal mobilizasyon” gerçekleştirdi.

Batıcı elitlerin iki asırdır şekillenen toplumsal hafızası onlara Batı’nın desteklediği grup ve liderlerin başarılı olacağını, Batı’ya rağmen Türkiye’de ve dünyada hiçbir şey yapılamayacağını kaydeder. Gerçekten de son iki asırdaki tarihimiz bunu destekleyen olaylarla doludur ve aksi nadiren varittir. Aslında Batıcı elitlerin toplumsal hafızası Batı’nın toplumsal hafızasından farklı değildir. Batı’nın toplumsal hafızası da onlara Türkiye’de ve hatta tüm dünyada kendilerine rağmen hiçbir siyasi hareket ve liderin başarılı olamayacağını söyler. Son iki-üç asırlık Batı’nın tarih tecrübesi de bunu tasdik ve teyit eder. Bu yüzden 15 Temmuz’da Batılılar ile dünyada ve Türkiye’deki Batıcı elitler darbenin başarılı olacağından hiç şüphe duymadılar. Hatta Mısır ve benzeri ülkelerdeki Batıcı basın bundan o kadar emindi ki darbe başarılı oldu diye manşetle baskıya girdiler.

Darbecilerin toplumsal hafızalarına gelince Türkiye ve dünyada Batı’nın güç odaklarının onayladığı ve kışkırttığı hatta el altından destek verdiği tüm darbelerin başarılı olduğunu kaydeder. Nitekim Türkiye ve dünyadaki darbelerin tarihi de bunu teyit ve tasdik eder. Darbecilerin hafızasında toplumun bundan önceki darbelere tepkisiz kaldığı ve gözyaşlarını sessizce içine akıttığı da kayıtlıdır. Bu yüzden onlara toplumsal hafızaları milletin bu darbe girişimi karşısında da gene sineceğini ve tepki vermeyeceğini söyledi. Nitekim Abdülaziz, Abdülhamit ve Menderes’e karşı yapılan darbelere halk hiç ses çıkarmamıştı. 1960’tan bu yana neredeyse her on yılda bir tekrarlanan darbelere halkın tepkisizliği ve teslimiyeti ortadaydı. Onların hafızalarına göre önemli olan Batıcı elitler ve yurt dışındaki güç odaklarının desteğini kazanmaktı. Toplumsal hafızaları onlara Batı’yı ve Türkiye’deki Batıcı elitleri memnun edecek mesajlar vermelerini ve halkı yok saymalarını söyledi. Gerçekten de bundan önceki “başarılı” darbelerde hep böyle olmuştu.

Milletin Toplumsal Hafızası

Ancak beklenmedik bir şekilde Batı, Batıcılar ve darbecilerin denkleminde olmayan bir öğe devreye girdi: milletin toplumsal hafızası. Milletimizin bilinen beş bin yıllık bir toplumsal hafızası var. Bunun bir kısmı İslam’dan önce, bir kısmı da İslam’dan sonra. Milletimiz nasıl Türkçenin gramerini bin yıllar öncesinden tevarüs ederek getirmişse, toplumsal hafızasını da aynen öyle bin yıllar öncesinden bugüne taşımıştır. Bu göze pek görünmeyen bir süreçtir. Özellikle Marksist ve pozitivist sosyal bilimcilerin bunu görmeleri imkansızdır. Hatta onlar böyle bir toplumsal hafızanın varlığını bile kabul etmeyebilirler.

Nitekim son iki yüzyıllık Batılılaşma ve modernleşme tarihimiz toplumsal hafızamızı tamamen silme projesidir. Türkiye’de Batıcı modernistler eliyle yürütülen bu proje bazı Arap ülkelerinde neo-selefiler eliyle yürütülmektedir. Türkiye’de “gericilik” yaftasıyla, Arap ülkelerinde “bidatçilik” yaftasıyla toplumsal hafızamız silinmeye çalışılmaktadır. Mesela tasavvuf ve tarikatler Türkiye’de gericilik olduğu için, Suudi Arabistan’da ise bidatçilik olduğu için yasaklanmıştır. Aynı şey fıkıh mezhepleri ve mimari için de geçerlidir. Bu iki hareket (Batıcılık ve neo-selefilik) İslam dünyasında medeniyet tasfiyecisi hareketlerdir, birbirine zıt argümanlar kullansalar da pratikte aynı işi yaparlar. İkisinin amacı da İslam ümmetinin toplumsal hafızasını silmek ve medeniyetini tasfiye etmektir.

Batıcılık geleneksiz-yenilikçilik, neo-selefilik ise geleneksiz-gelenekçilik hareketidir. İkisi de tarih ve gelenek düşmanıdır. Halbuki bizim toplumsal hafızamızda tarih boyunca uyguladığımız gelenekli-yenilikçilik vardır. Bu iki hareket iki asırdır toplumsal hafızamızı silmeye çalışıyor. Çünkü onlar biliyorlar ki hafızası olmayan millet düşünemez. Nitekim hafızasını kaybeden insan da düşünce yeteneğini yitirir. Hafıza yoksa düşünce de, hareket de yoktur.

15 Temmuz’da Toplumsal Hafıza Harekete Geçti

15 Temmuz tecrübesi gösterdi ki toplumsal hafıza bilgisayar hafızası gibi silinemez. Onu aktive edecek bir olay, lider veya hareket ortaya çıkarsa toplumsal hafıza hemen harekete geçer. Eğer toplumsal hafızayı silmek başarılı olsaydı, Sovyetler Birliği’nde başarılı olurdu. Çünkü orada Ortodoks Rus toplumsal hafızasını silip yerine sosyalist ve komünist ideolojiyi ikame etmek için çok daha sistemli, kapsamlı ve uzun bir mücadele verildi. Üstelik Marksizm Kemalizm’le mukayese edilemeyecek kadar sofistike ve güçlü bir ideolojiydi. Marksizm’i savunan düşünür sayısı ve literatürün hacmi ile Kemalizm’i savunanlarınki mukayese bile kabul etmez. Buna rağmen Sovyetler Birliği çöker çökmez Ortodoks Rus toplumsal hafızası hemen şaşırtıcı bir şekilde ayağa kalktı ve Ruslar sanki aradaki bir asırlık tarih yokmuş gibi yeniden Ortodoks dünyanın liderliğini üstlendi.

İşte Batı ve Batıcı elitler bunun farkında değiller veya kabullenmekte zorlanıyorlar. Türkiye ve İslam dünyasının toplumsal hafızasını silmeye ne Batı’nın ne Batıcıların ne de neo-selefilerin gücü yeter. Bir toplumun dilinin gramerini onun hafızasından silemediğiniz gibi toplumsal hafızasını da silemezsiniz. Batıcıların kelimeleri ve alfabeyi değiştirmeleri de sanki grameri değiştirdikleri yanılsamasını doğurmuştur. Halbuki esas mesele toplumsal hafıza açısından bakıldığında gramerdedir, kelimeler ile alfabe birer malzeme ve araçtır.

Toplumsal hafıza olgusu penceresinden bakıldığında SSCB yıkıldığında Rusya’da ne olduysa 15 Temmuz’da Türkiye’de de o olmuştur. Uyuyan ve bastırılan toplumsal hafıza sessiz ve etkin bir şekilde harekete geçip güçlü bir kitlesel mobilizasyon doğurmuştur.

Milletimizin toplumsal hafızasında devlet mukaddestir. Çünkü devlet adaletin aracıdır. Bu hafızada Abdülaziz ve Abdülhamit’ten başlayıp Menderes, 12 Eylül Darbesi ve 28 Şubat sürecinin doğurduğu adaletsizlik ve zulümlerin acı tecrübeleri vardır. O darbe süreçlerinde aldatılmanın ve zulme karşı mazlumun yanında duramamış olmanın suçluluk duygusu ve mahcubiyeti vardır. Daha geriye gittiğimizde Kerbela’da liderini savunamamanın derin acısı vardır. Ayrıca Batı’yla iş birliği yapan Cem Sultan tecrübesi vardır. Hakkı ne pahasına olursa olsun savunmak, bu yolda gerekirse şehadet ve gazilik şerefine ermek vardır.

Bu yüzden milletimizin toplumsal hafızası dış mihrakların desteğine güvenerek yapılan bir darbeyi, istikbal ve devletine bir müdahaleyi asla tasvip etmez. Bunu daha önceki darbelerde ifade edememenin ezikliği Türk toplum hafızasında derin bir yer etmiştir. Bu sefer de aynısı olmasın düşüncesi sosyal mobilizasyonda çok önemli rol oynamıştır.

İki asırdır içeriden ve dışarıdan tüm sinsi saldırılara karşı sessizce direnen toplumsal hafızamız 15 Temmuz direnişinin gerisindeki en önemli faktördür. 15 Temmuz dünyadaki en hızlı ve kapsamlı sosyal mobilizasyon olarak tarihe geçmiştir. Bu direniş bize Batıcı elitler ve darbecilerin toplumsal hafızalarının artık işlevini yitirdiğini ve bir yanılsamadan ibaret olduğunu göstererek tarihimiz, sosyal psikolojimiz, siyaset ve sosyolojimizde yeni bir sayfa açmıştır. Daha doğrusu kapatılmaya çalışan şanlı bir kitabın sayfalarını yeniden açmıştır.


DİĞER YAZILARI