Türk Göçmenler ve Almanya Seçimleri

The following two tabs change content below.

Zeliha Eliaçık

Latest posts by Zeliha Eliaçık (see all)

1960’lı yıllardan itibaren Almanya’ya kalıcı olarak yerleşmeye başlayan ve günümüzde sayısı 3 milyonu bulan Türk varlığı Alman-Türk ilişkileri açısından önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle kriz dönemlerinde çeşitli siyasi partilerde görev yapan Türk kökenli milletvekilleri, sosyal hayatta aktif olarak faaliyet gösteren STK’lar ve gazeteciler Türkiye ile ilgili meselelerde kamuoyunu yönlendirici bir rol oynayabilmektedir. Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli lobinin hem siyasi hem etnik hem de ideolojik olarak homojen bir yapı sergilemediği bilinmektedir. Bu çerçevede Türkiye ile ilgili meselelerde her grubun kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda tavır aldıkları görülmektedir. Son dönemde Türk-Alman ilişkilerinde yaşanan krizler Türk lobisinin iki ülkenin ilişkileri noktasındaki rolünün sorgulanmasına yol açmıştır.

Almanya’da bulunan Türk toplumu kendi içinde hem etnik hem mezhep hem de siyasi aidiyet bakımından heterojen bir yapı arz etmekle beraber ana hatlarıyla iki ana grup altında incelenebilir. Sayı olarak azınlıkta bulunmakla birlikte Alman kamuoyuna etkisi ve görünürlüğü açısından güçlü olan seküler ve sol tandanslı bir profil çizen Türkler birinci grubu oluştururken, muhafazakar ve sağ bir profile sahip olan ve Almanya’da yaşayan Türklerin çoğunluğunu oluşturan göçmen Türkler ise ikinci gruba dahil edilebilir. Bu grupta yer alan Türkler Alman kamuoyunda birinci grup kadar büyük bir etki gücüne sahip değiller.

Türkiye Karşıtı Propagandanın Türk Aktörleri

Alman kamuoyunda 2010 yılında başlayan ve Gezi Parkı Şiddet Eylemleri ile birlikte iyice güçlenen Türkiye karşıtı propagandada hem Alman kamuoyuna Alman tezleriyle uyumlu argümanlar sunmaları hem de Türkiye iç siyasetine müdahale noktasında elverişli birer araç olmaları bakımından şu iki grup dikkat çekmektedir: PKK sempatizanı Kürtler ve sol görüşlü Aleviler. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Almanya’nın himaye ettiği FETÖ mensuplarını da bu gruba dahil etmek yanlış olmayacaktır. Bu grupların Türk, Kürt ve Müslüman kimliklerini kullanarak Almanya’nın Türkiye karşıtı tezlerine destek vermeleri, bu tezlerin Alman kamuoyu nezdinde inandırıcılığını da artırmaktadır. Alman basınında Türkiye gerçekliğinden uzak bir Türkiye imajı çizen bu lobi grupları kendilerini AK Parti karşısında mevzilendirmekte ve adeta Türkiye’deki CHP ve HDP’nin birer uzantısı gibi hareket etmektedirler. Bunu yaparken Türk göçmenlerden ziyade kendi siyasi çıkarları doğrultusunda ideolojik olarak hareket ederek Türkiye’ye karşı Almanlarla iş birliğine gitmektedirler. Alman siyaseti ve medyası da bu gruplara destek vererek kamuoyundaki görünürlüklerini ve etkilerini artırmakta ve yaygınlaştırmaktadır. Sonuç olarak Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli lobi grupları Almanya’nın son dönemdeki Türkiye karşıtı siyasetinde belirleyici bir rol oynamaktan ziyade bu siyasetin Alman kamuoyunda kabul edilmesi için bir meşruiyet aracı olarak kullanılmaktadır. Türkiye kökenli bu lobi grupları mevcut Türk hükümetine karşı Türkiye’de yürütülen muhalefeti Almanya’ya taşıyarak uluslararası camiada destek bulmayı hedeflemektedir.

Muhafazakar Türk Çoğunluk

Almanya’da yaşayan kültürel ve siyasi olarak muhafazakar çizgiyi takip eden Türk göçmenler Alman kamuoyunun bilincindeki “iyi Türkler-kötü Türkler” tasnifinde “kötü Türk” kategorisine tekabül etmektedir. Alman kamuoyu Türkler arasında bu ayrımı yaparken referans olarak bu grupların Türkiye’deki iktidara ve özelde de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik tutumlarını ölçü olarak aldığını iddia etmektedir. Halbuki bu grubun “kötü” olarak tavsif edilmesindeki esas etken, muhafazakar Türklerin asimile olmama yönünde gösterdikleri dirençtir.

Nitekim Türk göçmenlerin 16 Nisan referandumunda yüzde 63’lük bir oranla “evet” oyu vermeleri sonrasında bu gruplar Alman medyası ve siyasetinin hedefine oturtulmuşlardır. “Çifte Vatandaşlık Yasası”nın kaldırılması ve Müslüman Türklerin hayatlarını zorlaştırıcı öğeler içeren “İslam Yasası” gibi düzenlemelerin önerilmesi de adeta göçmen Türklere bir bedel ödetilmeye çalışıldığının göstergesidir. Bu noktada özgürlükçü olma iddiasındaki Yeşiller Partisi’nin Türk kökenli eş başkanı Cem Özdemir’in bile üçüncü ve dördüncü kuşaklar için Türklere her iki ülkede de oy kullanma hakkını tanıyan çifte vatandaşlığın yeniden düşünülmesi gerektiği tezini savunması ibret vericidir. Yine bu çerçevede Almanya’nın Türkiye ve Türk göçmenler arasındaki bağların koparılması ve Diyanet gibi köklü kurumların tasfiye edilmesi yönündeki gayretleri dikkat çekicidir. Türk göçmen çoğunluk diğer ideolojik gruplar kullanılarak ötekileştirilmeye çalışılmaktadır. Kısaca Almanya PKK ve aşırı marjinal sol grupları kanunen yasaklamasına rağmen uygulamada eylemlerine müsaade etmeye devam ederken, sözde entegrasyon yasalarına pasif direniş sergileyen ve aynı zamanda şiddet eylemlerinden uzak duran muhafazakar Türk göçmenlerin kültürel ve siyasi etkinliklerini sınırlandırmaya, bu grupların kendi kültürel kimlikleri ve vatanlarıyla bağlarını koparmaya çalışmaktadır.

24 Eylül Seçimleri ve Türklerin Rolü

Almanya’da 1,3 milyon Türk asıllı Alman vatandaşı yaşıyor ve bunların varlığı özellikle Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerde seçim sonuçlarını etkileyecek derecede önemlidir. Türklerin büyük çoğunluğunun ülkelerinde sağ ve muhafazakar bir çizgide olmalarına rağmen Almanya’da göçmen yanlısı politikaları nedeniyle merkez sol ve Yeşiller Partisi’ne oy verdikleri bilinmektedir. Türk kökenli seçmenler 2013 seçimlerinde yüzde 64 oranla SPD’yi (Sozialdemokratische Partei Deutschlands-Almanya Sosyal Demokrat Partisi) tercih etmiş- tir. Ancak son seçimlerden bu yana yaşanan gelişmeler ve iki ülke arasındaki krizlerden sonra Türk kökenli seçmenin seçim tercihinde bir değişikliğe gitmesi hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. Özelikle marjinal gruplar dışında Türklerin çoğunluğunun karşı olduğu Ermeni yasa tasarısının 2016 yılında Meclise getirilmesi ve kabulünde Türk milletvekillerinin öncü rol oynaması Türk göçmenlerde kendilerinin bu partilerde temsil edilmediği hissi yaratmıştır. Referandumda “evet” verdikleri için Alman kamuoyunda otoriter ve antidemokrat olmakla itham edilen Türkler kendilerini daha da dışlanmış hissetmektedir. Nitekim Türklerin Eylül ayında gerçekleştirilecek olan genel seçimlerde sandıktan uzak duracakları yönünde işaretler mevcuttur.

Data4U Kamuoyu Araştırma Şirketi’nin Bayern’de yaptığı bir araştırmaya göre burada yaşayan Türklerin büyük çoğunluğu hiçbir siyasi partiye kendilerini yakın hissetmediklerini ifade etmişlerdir. Yine UETD’nin (Union of European Turkish Democrats-Avrupalı Türk Demokratlar Birliği) son olarak yaptırdığı bir ankete göre katılımcıların yüzde 14’ü sandığa gitmeyeceğini açıklarken yüzde 41’lik bir kesim de seçime katılıp katılmama konusunda kararsız olduklarını beyan etmişlerdir. Kuşkusuz Türk göçmenlerin seçime katılımlarında düşüş yaşanması demek aynı zamanda bu seçmenin geleneksel olarak oy verdiği SPD ve Yeşiller’in oy oranlarının da düşüşü anlamına gelecektir. SPD ve diğer partiler Türklerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde Türk isimleri aday olarak göstererek Türklerin desteğini kazanmaya çalışsalar da özellikle Türk milletvekillerinin Ermeni yasa tasarısındaki tutumları nedeniyle kendini aldatılmış hisseden Türk seçmen, bundan sonra Türk kökenli adaylara oy verirken “Türk olmaları” dışında başka özellikler de arayacaktır.


DİĞER YAZILARI