Türkler Yeni Haçlılara Karşı

The following two tabs change content below.

“Endişe edecek bir şey yok. Bunlar cihat yapmıyorlar, sadece soygun yapıyorlar.” Bu ironik ifadeler son dönemin popüler dizisi “La Casa de Papel”den. Silahlı bir grup tarafından rehin alınmış onlarca kişiden biri, kendisi gibi bir rehineyi bu ifadelerle teskin etmeye çalışıyor ve başarılı da oluyor. Ya da biz seyirciler öyle olduğuna inandırılıyoruz.

Cihat kavramının terör kavramının yerine bu denli rahat kullanılabilmesi içinde yaşadığımız yeni dünyanın bir özelliği. Tarihin en ham, en hoyrat haliyle geri dönüşünün kanıtı. Aşıldı denilen sınırların, yıkıldı denilen duvarların yeniden sahneye çıkışının en yalın göstergesi.

Batı’da siyaseti giderek teslim alan yeni ırkçılığın, daha doğru bir deyişle Haçlı zihniyetinin neşvünema bulması. Bu aynı zamanda Aydınlanma projesinin, temsilcileri ve kurumlarıyla pul pul dökülmeye başlaması da demek.

Öte yandan yeni dünyada kimlerin kimlerle mücadele edeceğinin de göstergesi bu durum. Bu yeni Haçlı zihniyetinin başlıca ötekisi Müslüman dünya ve onun özgün temsilcisi konumundaki Türkiye. Haçlılar için dün kim ötekiyse bugün de o öteki.

Zayıf ve bağımlı değil güçlü ve bağımsız Türkiye. Küresel sahneye yeni bir iddiayla, güçlü bir sesle çıkan Türkiye. Bu Türkiye güçlü ve haklı. Bu Türkiye siyasi iradesi ve seferber olmuş milletiyle yeni Haçlı zihniyetine kafa tutan bir Türkiye.

İçerideki müstemleke aydınları ve iş birlikçi figürler bu hakikati gizlemenin derdindeler. Onların esas gayesi günden güne bariz bir hal alan bu varoluş mücadelesini görünmez kılmak.

Dün işleri kolaydı. Bugün ise zor. Dün dünyayı barış şarkıları çalan bir orkestra gibi yansıtmak mümkündü. Bugün dünya savaş marşlarının çalındığı koca bir meydan. Dün asabiyenin bir önemi olmadığından dem vuruluyordu. Bugün aidiyeti olmayanın varlığı hiçe sayılıyor.

Türkiye’de millet ve onun temsilcileri bu varoluş mücadelesinin farkında. 15 Temmuz’da bu farkındalığın nasıl bir destana dönüştüğünü bütün dünya gördü. Türkiye bugün 15 Temmuz ruhuyla hem kendini hem çevresini yeniden imar ediyor. Yeni Haçlıların şeytani planlarını bozuyor. Kendi oyununu kuruyor. Evet bugün karşımızda sadece oyun bozan değil, oyun kuran bir Türkiye var.

Daha Güçlü, Daha Haklı Bir Türkiye

15 Temmuz işgaline kalkışanlar Türkiye’yi felç etmek, tarih sahnesinden silmek için bunu yaptılar. Beş-on yıllık bir plan değildi karşımızdaki. Tarihin akışına etki edecek, on yıllar boyunca sadece Türkiye iç siyasetine değil bölge ve dünya siyasetine etki edecek bir plan kurulmuştu.

Proje yeni Haçlıların projesiydi ve Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) tarafından hayata geçirilmeye çalışıldı. Türk milleti bu projeyi boşa çıkararak sadece FETÖ’cüleri tepelemiş olmadı aynı zamanda yeni Haçlılara da galebe çaldı.

O günden sonra Türkiye daha güçlü bir ülke oldu. Hem daha güçlü hem daha haklı bir Türkiye. O günden sonra millet ülkesi, vatanı ve liderinin kıymetini çok daha iyi kavradı. Sadece devlet-millet bütünleşmesi yaşanmadı. Aynı zamanda millet devletin terör unsurlarından temizlenme ve yeniden yapılanma süreçlerine de el koydu. Millet devlet için değil devlet millet için anlayışı yerleşti.

Devletin bütün kurumları hem bir arınma hem de bu yeni anlayışa uygun bir biçimde yeniden yapılanma sürecine girdi. Türkiye düşmanlarının iddialarının aksine yargı, emniyet, ordu ve istihbarat bu süreçte zayıflamadı, güçlendi.

Fırat Kalkanı Harekatı bunun ilk somut göstergesiydi. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) 15 Temmuz işgal girişiminden kırk gün sonra bu harekata başladı ve birkaç ay içinde hedefine ulaştı. Yeni Haçlı zihniyetinin sınırımızda kurmak istediği terör koridoru projesine etkili bir müdahalede bulunuldu. Cerablus-Azez hattı terör unsurlarından temizlendi. PKK’nın Afrin ve Ayn el-Arab’ı birbirine bağlama projesi çöktü.

Suriye bağlamında yeni Haçlıların uygulamaya çalıştıkları proje Türkiye’yi güneyden kuşatmaktı. Türkiye bu projeyi tümden çökertmek için şimdi Afrin’e yöneldi. Zeytin Dalı Harekatı’yla ikinci bir hamle yaptı. Yeni Haçlıların tehditlerine aldırmadan adım attı.

Hem sahi Suriye krizi neden çıkarıldı? Suriye krizi Türkiye’nin önünü kesmek için çıkarıldı. Bu krizle Türkiye ve İran karşı karşıya getirilecekti. Türkiye içinde Kürtler ve Aleviler ayaklandırılacaktı. FETÖ bu sürecin başat ajanıydı. Bu proje de çöktü.

Yerli ve Milli Siyaset Türkiye’yi Özgürleştirdi

Türkiye’yi geçmişte bağımlılık tuzağına düşürenlerin iki güvencesi vardı: Bir adamları, iki teknolojileri. Bu iki teminat sayesinde Türkiye’nin kendi rızaları dışında hareket edemeyeceğini, seçilmiş sivil iktidarların elini kolunu bağlayacaklarını düşünüyorlardı. Daha doğrusu biliyorlardı. 2002’de Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğini yürüttüğü yerli ve milli siyaset Türkiye’yi özgürleştirdi. Bu özgürleşme sürecinde sömürgecilerin güvendiği dağlara da karlar yağdı. Bir yandan yerli ve milli savunma teknolojileri geliştirilirken öte yandan devletin güvenlik yönetim paradigması millet lehine değişti. İkilikler ortadan kalktı. Bu dış müdahalelerin de alanını daralttı. Dış müdahale yani sömürgecilerin müdahalesi.

Bu sayede Türkiye hiçbir tehdide aldırmadan terör koridorunun en hayati parçası olarak görülen Afrin’e harekat başlattı. Afrin teröristler için Akdeniz’e açılma kapısı demekti. Terör örgütü PKK’nın Türkiye’ye istediği gibi sızabilmesi demekti.

Millet Olarak Savaşı Tanıdık

TSK Zeytin Dalı Harekatı kapsamında hızla sahada ilerliyor. Gerek zaptettiği bölgeler gerek etkisizleştirdiği teröristlerle başarılı bir operasyon yürütüyor. Dahası Cumhurbaşkanı Erdoğan bu operasyondan sonra Membiç’e ve daha sonra Fırat’ın doğusundaki terör yuvalarına doğru harekete geçileceğini söylüyor.

Geldiğimiz nokta Türkiye’nin uluslararası alanda da kendisine geniş bir meşruiyet alanı bulduğunu gösteriyor. Yeni Haçlı zihniyetini temsil edenlerin bütün düşmanlıklarına rağmen Türkiye izole olmuyor aksine güçleniyor ve etki alanı genişliyor.

Zafer savaşı tanımaktan ve onun varlığını kabul etmekten geçer. Yıllarca bize güllük gülistanlık bir dünyada yaşadığımız söylendi. Muhatap olduğumuz kuşatmayı yok saymamız istendi. Oysa o kuşatma yüzünden kendi ayaklarımız üzerinde duramıyor, kendi siyasetimizi hayata geçiremiyorduk. Sipariş politikalarla kalkınmaya ve yaşamaya çalışıyorduk.

Artık millet olarak savaşı tanıdık, içinde olduğumuz mücadelenin farkına vardık. Sadece yürüttüğümüz terörle mücadeleden bahsetmiyorum. Bütünsel bir taarruzla karşı karşıyayız ve onun karşısına bütünleşik bir mücadele ruhuyla çıkmak zorundayız. Bu hem Türkiye’nin ulusal güvenliği hem bölgemizin huzuru hem de küresel adalet için bir mecburiyet.


DİĞER YAZILARI