OKUNAN

Ulusal Kimlik Kuşatıcı Olmalı

Ulusal Kimlik Kuşatıcı Olmalı

The following two tabs change content below.
Hüseyin Alptekin

Hüseyin Alptekin

Hüseyin Alptekin

Latest posts by Hüseyin Alptekin (see all)

Türkiye 1982 Anayasası üzerinde defalarca değişiklik yapmış olmasına rağmen halen sıfırdan yazılmış sivil bir anayasaya sahip değildir. Nitekim yıllar süren çalışmalar ve tartışmalar, tekrar tekrar toplanan anayasa komisyonları ve gerek siyasiler gerekse de sivil toplum örgütleri tarafından hazırlanan anayasa taslaklarına rağmen halen sivil bir anayasaya kavuşmuş değiliz. Kısaca ülke olarak yeni ve sivil bir anayasa istiyoruz ve bu yönde çalışıyoruz ancak o çok beklenen uzlaşı metni bir türlü ortaya konulamıyor. Kanaatimce bunun ana nedeni Türkiye’nin “biz kimiz?” sorusuna ortak bir cevap vermekte zorlanmasıdır.

Türkiye birçok alanda kat ettiği modernleşme, kurumsallaşma ve gelişmeye rağmen bu en temel soruya cevap verebilmiş değildir. Bu konuda elimizi bağlayan bir kısıttan bahsedilebilir. Ulusal kimlik hükümetler yahut Parlamentodaki siyasi partiler tarafından belirli bir siyasal ideoloji yahut pratik bir anlaşma doğrultusunda hazırlanabilecek, daha doğrusu icat edilebilecek esneklikte değildir. Ulusal kimlik mevcut ortak değer ve semboller yörüngesinde inşa edilebilir. Dolayısıyla yapılması gereken yeni bir ulusal kimlik icadı değil bizi biz yapanı, bu ülke vatandaşlarını birleştiren değerler üzerinden gerçekçi bir tespit yaparak tanımlamaktır.

Ulusal kimlik konusunda bir konsensüsten uzak olan ülkeler en temel konularda dahi kutuplaşmalar yaşamakta, asgari müşterekler bulamamakta, ulusal dayanışma hissi ve bilincinin kaybedilmesiyle birlikte yaşama arzusunu yitirmektedir. Diğer yandan asgari müştereklerle yetinmeyip toplumdaki bir kesimin kültür veya ideolojisi üzerinden ulusal kimliği tanımlayan ve bu tanımı başka kesimler üzerine dayatan ülkeler de birçok problemle yüzleşmektedir. Bu ülkeler tek tipleştirmenin sonucu bir yandan otoriter bir yola girerken diğer bir yandan da farklılıklarını kaybetmeleriyle üretkenlik ve yaratıcılıklarını yitirirler. Dahası temel kimlik problemini çözememekten kaynaklı yüzeysel problemlerle boğuşurlar. Bu boğuşma içindeki belirsizlik ve krizlerin yarattığı dinamizm yanılgısıyla uzun vadede tecrübe ettikleri durağanlık ve ataletten bihaber hayatlarına devam ederler.

O halde bizi biz yapan unsurlar, değerler ve semboller nelerdir? Nasıl bir ulusal kimlik tanımı geliştirmeliyiz ki Türkiye üzerinde yaşayan farklı etnik topluluklar, inanç grupları ve toplumsal sınıflar gibi zümreler dışlanmadan “biz de bu ulusun parçasıyız” diyebilsinler? Bazı uluslar için ulusal kimlik nesepten yani tarih içinde evrilen bir ırkın kısmen kurmaca kısmense otantik serüveni üzerinden tanımlanır. Bazı uluslar ise kimliklerini paylaştıkları mekan yani coğrafyada uzun süre içerisinde beraber geliştirip paylaştıkları değerler ve semboller üzerinden inşa ederler. Ben Türkiye’nin kuşatıcı fakat tek tipçi olmayan, temel problemlerini çözmede yön tayin edebilecek bir ulusal kimlik inşa etmesi için bu ikinci yöntemin daha uygun olduğunu düşünüyorum. Türkiye ihtiyacı olan ulusal kimlik tanımını;

Mevlana ve Yunus Emre’nin kuşatıcı dizelerinden,

Şeyh Edebali’nin Osmanlı’ya çizdiği, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturundan,

Genci yaşlısı, kadını erkeği, Türk’ü Kürt’ü, Çerkez’i Arnavut’u ve Alevi’si Sünni’siyle verdiği Kurtuluş Savaşı’ndan,

Bu savaş sayesinde inmeyen bayrağı ve Edirne’den Kars’a sahip olduğu coğrafyasından,

Ve en son 15 Temmuz demokrasi mücadelesi ile en güçlü şekilde yaptığı milli irade vurgusundan hareketle yapabilecek kudrettedir. Bu ulusal kimlik tanımı tek tipleştirmeyen bir birliktelik ve ayrıştırmayan bir çoğulculuğu bünyesinde barındırma ve Türkiye’nin sorunlarının temel nedenlerini ortadan kaldırma imkanına sahiptir.


DİĞER YAZILARI