OKUNAN

Yeni Türkiye’nin Kurucu Momenti 15 Temmuz

Yeni Türkiye’nin Kurucu Momenti 15 Temmuz

The following two tabs change content below.

15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden bir yıl geçti. Üzerine çok şey yazıldı, çizildi. Daha da yazılması gerek. Zira ortada bir işgal var ve buna karşılık hiçbir edebiyatçının hikaye ya da romanla, şairin şiirle, sinemacının senaryo ile ve hiçbir akademisyenin bilimsel bir çalışma ile anlatamayacağı bir kahramanlık destanı var. Yine de akademisyenler daha çok makale, kitap; edebiyatçılar daha fazla şiir, hikaye, roman; sinemacılar daha fazla senaryo yazmalı. Aslında her şey herkesin gözü önünde oldu. Biz konuşarak, yazarak, çizerek sadece hatırlamış ve hatırlatmış oluyoruz. Ne 15 Temmuz’u ne de o kader anının bize apaçık ettiği şeyi unutamayız. En çok da o gecenin üzerinden henüz bir yıl geçmemiş olmasına rağmen zihnimizi bulandıran ve bulandırmaya devam edecek olan işgalcilere karşı hikayemizi, hakikatimizi korumak adına ihtiyacımız var buna.

Bir Dönüm Noktası Olarak 15 Temmuz

15 Temmuz gecesinde Türkiye’nin savuşturduğu tehlike, askeri bir darbe yoluyla gerçekleşecek olası bir yönetim değişikliğinin çok ötesinde siyasal anlamları haizdir. Bu kalkışma Türkiye ve çevresinde yakın geçmişte yaşanan olaylardan bağımsız olarak vuku bulmuş tekil bir olay değildir. Dolayısıyla 15 Temmuz darbe girişimini ve buna karşın yaşanan direnişin siyasal bağlamını değerlendirmek için yakın geçmişe göz atmak zorundayız. Meseleyi Türkiye’yi kimin yönetip kimin yönetemeyeceğine ilişkin yürüyen mücadele bağlamında okuduğumuzda yaklaşık yüz elli yıl geri gitmek gerekir. Yüz elli yıllık mücadelenin son on yıldır hatırı sayılır bir şekilde hızlandığına ve oldukça görünür düzeye taşındığına şahit olduk.

Küresel ve bölgesel düzeyde yaşanan dönüşüm ve dalgalanmalar birbirleri ile doğrudan bağlantılı ve birbirini tetikleyen niteliklere sahiptir. Bunu görebilmek için komplocu bir zihniyetle düşünmeye ya da tarihi yeniden kurgulamaya gerek yok. Gözümüzün önünde olan biteni hatırlamamız yeterli. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dizayn edilen Ortadoğu’da yeni şartlara göre siyasal güncellemeler ya- şandı. Bu sürecin siyasi motivasyonu İsrail’in güvenliğinin sağlanmasıydı. Daha önemli boyutu ise bölgenin doğal varoluş imkanlarının hayat bulmasının önünü açacak kanalların sürekli tıkanmasıydı. Böylece ortalama ahalinin iradesinin kurucu bir siyasal momentuma dönüşmesi engellenmekteydi. Bu anlamda Cumhuriyet sonrası ihdas edilen Tek Parti yönetimi 1960’tan itibaren ise vesayetçi sistem benzeri bir durumu temin etmekteydi. Askeri darbeler vesayetçi sistemin tıkandığı ve işlevsizleştiği noktalarda temel müdahale araçları haline geldi.

Arap Baharı ve 15 Temmuz Direnişi

Ancak bütün müdahalelere rağmen ne bölgede ne de Türkiye’de ortalama ahalinin iradesi sönümlenmedi ve bulduğu her fırsatta tecessüm etti. 2010 yılından itibaren “Arap Baharı” olarak adlandırılan sürecin başlamasına yol açan temel motivasyon da buydu. İsyanlar uluslararası siyasetin dönüşümü ile oluşan güç boşluğunda yıllarca biriken öfke ve ümidin farklı formlarında kendini dışa vurdu. 2000’li yılların başından itibaren Türkiye’de yaşanan siyasal dönüşüme biçim olarak değil form olarak benzemekteydi. “Model ülke” gibi zayıf ve yaftalayıcı adlandırmalara kanmayın hemen her ülkede insanların istediği şey temelde basit ve aynıydı: İnsanlar kendi iradelerinin yaşadıkları topraklar üzerinde yankı bulduğunu görmek istiyorlardı.

Mısır’da yaşanan 3 Temmuz darbe süreci tam da bu ümit ve öfkenin siyasal bir karşılığa denk gelmesi beklenen bir dönemeçte gerçekleşti. Bu askeri darbe 2010 yılından beri yaşanan dönüşümü nasıl ki tersine çevirdiyse benzer bir girişim Türkiye’de de yaşanıyordu. Oldukça yakın tarihlerde başlayan Gezi Parkı Şiddet Eylemleri Türkiye’de on yıldır yaşanan dönüşüme açık seçik bir müdahalenin alt yapısını oluşturma gayretiydi. Nitekim 17-25 Aralık sürecinin bugün yargı eliyle gerçekleşen bir darbe girişimi olduğuna artık şüphe kalmadı. 15 Temmuz ise akim kalmış bu girişimi tamamlamak üzere farklı aktörlerce devreye sokuldu.

3 Temmuz askeri darbesi başarılı oldu ve sadece Mısır halkının değil bütün bölgenin ümitlerinin söndürülmesine neden oldu. Ancak 15 Temmuz’da ortaya çıkan direniş, küresel ayak oyunları ve askeri müdahaleler yoluyla statükoya yeniden teslim edilmesi için başlayan dalgaya karşı bir dalgakıran oldu. Henüz darbe tehlikesi tam atlatılmadan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sarf ettiği sözler bu sürecin özetiydi:

“Sadece Fetullahçı terör örgütüyle değil, diğer terör örgütleriyle ve onların arkalarındaki güçlerle olan mücadelemizi daha güçlü, daha etkin bir şekilde sürdüreceğiz. Ülkemizde oynanmak istenen oyunu bir kez daha bozduk. Bundan sonra inşallah Suriye’de oynanan oyunu da bozacağız, Irak’ta oynanan oyunu da bozacağız, Libya’da oynanan oyunu da bozacağız. Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da, dünyanın her yerinde mazlumların ve mağdurların acısı, gözyaşı kaybetmesi pahasına oynanan oyunları bozacağız.”

Nitekim millet iradesini kemirerek ülkenin bütün kaynaklarından faydalanma fırsatına erişen örgüt ve çeteler tasfiye edildikçe Türkiye’nin bölgesel düzeydeki etkinliğinin hissedildiğine şahit olduk. FETÖ, PKK ve DEAŞ gibi örgütlerle mücadele etmek de, küresel aktörlerle masaya oturmak da bu temizlik sürecinden sonra mümkün olabildi. Buna Kandil, el-Bab, Şırnak ve bürokrasinin karanlık koridorları Cenevre, Astana, Washington, Pekin, Brüksel, Riyad ve Doha’da şahit olduk. Bugün Katar’a karşı yürütülen kampanyanın bölgede yeni bir kaosa dönüşmemesi ve Türkiye’ye maliyet üretmemesi de 15 Temmuz’da ortaya çıkan iradenin bir ürünüdür.

15 Temmuz’un Açtığı Yol

15 Temmuz gecesi işgalci ve darbecilere karşı gösterilen direniş Türkiye’nin yeniden dizayn edilmesine karşı bir dirençti. Şimdi sıra Türkiye’yi bu irade doğrultusunda yeniden kurmaya geldi ve 15 Temmuz yeni Türkiye’nin kurucu momenti olmak durumunda. Bu tabii ki kolay olmayacak. Türkiye üzerinde hesabı olan kim varsa bunu akamete uğratmak için canla başla çalışmaya devam edecektir. Son bir yıldır darbeciler ve onlarla aynı safta ya da arkalarında duranların sergiledikleri çabalar bunun apaçık bir kanıtı. PKK’ya verilen destekten tutun da darbecilerin mahkeme salonlarında takındıkları küstah tavra, 15 Temmuz’u muğlaklaştırma ve üzerine şüphe düşürmeye yönelik söylemlere kadar hepsi bu çabaların ürünü.

Başka bir deyişle bütün bunlar yazının başında ifade etmeye çalıştığım yüz elli yıllık mücadelenin devam ettiğinin göstergeleridir. Bir yandan bütün tehditleri savuşturmak zorundayız fakat aynı zamanda kurucu iradenin harekete geçmesi gereklidir. Cumhurbaşkanlığı sisteminin halkoyuyla kabul edilmiş olmasıyla bu yolda önemli bir dönemeç aşılmış oldu. Ancak bunun sadece bir başlangıç olduğunu unutmayalım. Yeni Türkiye için zihni bir arınma ne kadar gerekli ise kurumsal reorganizasyon da o kadar gereklidir. Zihni arınmanın temel şiarı Türkiye’yi ve Türkiye’ye bağlanan umudu birincil mesele olarak kavramaktır. Kurumsal yenilenme ise var olan ve yeni ihdas edilecek olan bütün kurumlar, hukuk ilkeleri ve eğitim programlarının bu ilke etrafında işlemesini temin etmektir. Bunun yanında kurumların vesayet odaklarından arındırılarak yeni koşulları dikkate alarak birbiriyle uyumlu bir şekilde çalışmaları sağlanmalıdır. Zira ekonomiden sosyal alana, savunma sanayiinden terörle mücadeleye kadar Türkiye’nin öncelikli bütün meseleleri iç içe geçmiş durumda. Kurumsallaşma olacaksa 15 Temmuz’un açtığı imkan ve misyon kurumsallaşmalıdır. Aksi takdirde 15 Temmuz’un kurucu siyasallığının devreye girmesi maalesef mümkün olmayacaktır


vkurt@setav.org

DİĞER YAZILARI