Kriter > Siyaset |

28 Şubat Medyası “Zemin” Arıyor


28 Şubat postmodern darbesinin uygulama ve sonuçlandırma aşamalarında medya belirleyici bir rol oynamıştı. Dönemin jakoben Kemalistleri tarafından kendisine yüklenen işlevi yerine getiren gazete ve televizyonlar bir taraftan siyasi aktör olarak Refah Partilileri hedef alıyor diğer taraftan da toplumdaki dindar kesimlere yönelik karalama kampanyası yapıyordu.

28 Şubat Medyası Zemin Arıyor

28 Şubat postmodern darbesinin uygulama ve sonuçlandırma aşamalarında medya belirleyici bir rol oynamıştı. Dönemin jakoben Kemalistleri tarafından kendisine yüklenen işlevi yerine getiren gazete ve televizyonlar bir taraftan siyasi aktör olarak Refah Partilileri hedef alıyor diğer taraftan da toplumdaki dindar kesimlere yönelik karalama kampanyası yapıyordu. Başörtülü kadınlar ve sakallı erkekler öncelikli hedefti. Sonradan kurgu olduğu ortaya çıkan Fadime Şahin-Müslüm Gündüz tiyatrosu ile toplumun ensesinde boza pişirilerek dindar ve muhafazakar kesimler laikliği ve çağdaş yaşamı tehdit eden birer “öcü” olarak resmedilmişti. Dindarlara “örümcek” muamelesi yapılıyordu. Medyada neredeyse her gün laiklik adına topluma muhtıra veriliyor ve irticanın PKK teröründen bile daha tehlikeli olduğu yönünde yayınlar yapılıyordu. Aralarında Milliyet, Hürriyet, Cumhuriyet, Zaman, Sabah, Star, Radikal; Kanal D, ATV ve SHOW TV’nin yer aldığı gazete ve televizyonlardaki içeriklerde genel olarak dindarlar aşağılanıyor, horlanıyor, kriminalize ediliyor ve yargısız infaza tabi tutuluyordu.

28 Şubat sadece siyasal anlamda değil kültürel, sosyal ve ekonomik olarak da toplumun üstünden silindir gibi geçmişti. Medya dindarlığın işareti olabilecek bütün göstergelerin şeytanlaştırıldığı bir atmosfere sürekli hava pompalıyordu. Süreç Hürriyet gazetesinin eski patronu Erol Simavi’nin 1988’de Başbakan Turgut Özal’ı tehdit ettiği “Fakat Türkiye’de birinci güç basındır. Çünkü Orduyu darbe yapmaya basın hazırlar” söylemiyle uyumlu bir seyir takip etmişti.

2018’deki 28 Şubat Zihniyeti

3 Kasım 2002’deki genel seçimlerde Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti’nin tek başına hükümet olmasından sonra 28 Şubat uygulamaları teker teker ortadan kaldırıldı. Özellikle başörtülü kızlar ve imam hatip lisesi öğrencilerine uygulanan utanç verici yasak ve ayrımcılıklar tarihin çöp sepetine fırlatıldı. Kamudaki diğer ayrımcı uygulamalar da kaldırılarak insan hakları ve temel haklar bakımından olması gereken normalleşme sağlandı.

Fakat Türkiye siyasal ve toplumsal olarak darbeciliğin ürettiği ayrımcılıkla mücadele ederken medyadaki 28 Şubat zihniyetinin eski alışkanlıklarını ısrarla sürdürdüğü görülüyor. Kamuoyuna yansıyan içeriklere bakıldığında benzer bir genel yayın politikasının geride kaldığını söylemek zor. O dönemde zihinlere giydirilen asker paltosu hala bazılarında varlığını koruyor. Medyadaki sermaye değişimiyle birlikte darbelere arka çıkacak boyuttaki medya organları kurumsal olarak eski gücünü kaybetmişse de aynı zihniyeti devam ettiren irili ufaklı epeyce yayın organı var. Bu zihniyet beş maddede kendini göstermektedir:

  1. Kötülüğün ve olumsuzlukların müsebbibi olarak dini olanın yansıtılması
  2. Dindarların nefret objesi olarak konumlandırılması
  3. Namaz, mescit ve genel olarak dini göstergelerin toplum dışı “ötekiler” olarak sunulması
  4. Diyanet İşleri Başkanlığı nezdinde dini kurumlara itibar suikastı yapılması
  5. 28 Şubat uygulamalarının savunulması

Söz konusu içerikler 28 Şubat’la yarışacak şekilde toplumu ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı bir şekilde kamuoyuna pompalanıyor. Toplumsal ve siyasal düzlemde bu tür yayınların 28 Şubat dönemindeki etkiyi oluşturamamasını toplumun AK Parti’ye verdiği destek ve medyadaki güç dağılımının dengelenmesiyle açıklamak mümkünse de idealde olması gereken bu tür yayınların medya gruplarındaki özdenetimle birlikte elenmesidir.

İslami Göstergelere Karşı Ayrımcılık ve Nefret Suçu

Henüz 2018 yılında yaşanan üç örnekle medyadaki 28 Şubatçı virüsü aktarmak mümkündür. Mesela T24 internet gazetesi Twitter’da “Camilerin sayısı arttıkça, çocuk istismarı, hırsızlık, kadına şiddet, yolsuzluk artıyor” ifadesini kullanmış, görsel olarak Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın fotoğrafına yer vermişti. Bu paylaşım haberin içeriğinden bağımsız olarak söylem analizine tabi tutulduğunda içeriği hazırlayan ve paylaşanların toplumun dini hassasiyetlerine saygı duymadığına ve aksine bu değerleri üçüncü sayfa içerikleriyle eşdeğer bir formatta sunmakta da beis görmediğini işaret etmektedir. Muhaliflik adı altında toplum değerlerini aşağılamak ve onlara düşmanlık etmek tipik bir 28 Şubat ürünüdür.

Bir başka örneği de aralarında Birgün, Sol, Evrensel, OdaTV, Sözcü, T24 ve Cumhuriyet gibi yayın organlarında yer alan ve merkezinde “namaz” ibadetinin olduğu haberi irdeleyerek verebiliriz. 7 Ocak 2018 tarihli haber aslında sıradan bir içeriğe sahip. Konusu ise Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü’nde yer alan KYK Emine Şerife Hanım Kız Ögrenci Yurdu’nda panoya asılan bir duyuru. Duyuruda Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki Millet Camii’nde Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın katılımıyla sabah namazı kılınacağı ve isteyenlerin katılabileceği belirtiliyor.

Bu kadar sıradan bir konunun ilgili yayın organlarında aktarılma biçimi 28 Şubat sürecinde zirveye çıkan dini göstergeler ve İslami uygulamalara yönelik nefret dilinin hala yaşadığını gösteriyor. Ayrıca ilgili duyuruda “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi” denilmesine rağmen haberde “saray” ifadesi kullanılmış ve “isteyenlerin katılabileceği” ifadesi çıkartılarak sanki zorunlu imiş gibi bir izlenim oluşturulmuş.

28 Şubat’ın “Gericiler”i Arşivden Çıkmış

Ayrıca bazı gazetelerde haber metni içinde kullanılan “gerici” ifadesi de hem nefret suçu hem de ayrımcılığın tipik yansıması olarak 28 Şubatçı bir yaklaşımı gösteriyor. Öte yandan yüzde 99’u Müslüman olan bir toplumda namaz ibadeti medyada çoğu kere “acayip, tuhaf, garip, bu çağda nasıl böyle bir şey olur, Mars’tan uzaylı mı geldi acaba” ilkelliğinde habere konu ediliyor.

Mesela Türkiye 20 Ocak tarihinde Suriye’nin Afrin bölgesine Zeytin Dalı Harekatı başlattı. Hedefte ise sınırlarımızı tehdit eden terör örgütleri PKK-PYD-YPG var. Fakat cephedeki Türk askerinin savaşırken “Allahu ekber” demesi, “cephede namaz kılması” ve “Allah” demesi gibi hayatın akışı içinde oldukça normal olan davranışlar Evrensel gazetesi tarafından laiklik karşıtı imiş gibi bir nefret diliyle sunulabiliyor. 26 Ocak tarihinde Esra Arsan imzasıyla gazetede yer alan “Türk Ordusunun İslamizasyonu” başlıklı yazı İslami göstergeleri birer suç unsuru gibi olarak ele alarak hem ayrımcılık yapıyor hem de toplumsal kesimlerde bu tür kavramlara yönelik bir nefret tetiklemeye çalışıyor.

Aynı yazıda TSK ile birlikte PKK’ya karşı savaşan ÖSO askerlerinin de “Allahu ekber, Ya Allah Bismillah Allahu ekber” ifadelerini sık sık kullanmaları bağlamında hedefe konulması ise sadece dini göstergelere karşı nefret dilini değil aynı zamanda küresel düzlemde PKK’nın işine yarayacak bir propaganda dilini barındırıyor. Yani açıkça PKK’nın ekmeğine yağ sürüyor. Aslında yazar iki şeyi aynı anda yapıyor: Bir yandan 28 Şubat zihniyetinin medyadaki temsilini oluşturuyor diğer yandan belirli çevrelere laiklik duyarı kasarak Türkiye’nin can düşmanı PKK’ya yarayacak bir propaganda yapıyor.

28 Şubat postmodern darbesiyle birlikte Türkiye’de yapılmak istenen derin operasyonun siyasi ayağı güç kaybettiği için etkisini yitirmişse de medyadaki temsilcileri bu zihniyeti taşımaya devam ediyor. Yapılan yayınlardaki “ayrımcılık”, “nefret objesine dönüştürme” “şeytanlaştırma” ve “ötekileştirme” tutumuna bakıldığında şunu net olarak söylemek mümkündür. Medyada yeni bir 28 Şubat için fırsat bekleyen çok fazla aktör var.


Etiketler »