Kriter > Dış Politika |

Afrin Operasyonundan Sonra Türk-Amerikan İlişkileri


Türkiye-ABD ilişkilerinde son dönemde en belirleyici faktör terör örgütü PKK’nın Suriye kolu olan PYD/YPG ile oluşturmak istediği “terör koridoru” ile “terör ordusu” projeleridir.

Afrin Operasyonundan Sonra Türk-Amerikan İlişkileri

Türkiye-ABD ilişkilerinde son dönemde en belirleyici faktör terör örgütü PKK’nın Suriye kolu olan PYD/YPG ile oluşturmak istediği “terör koridoru” ile “terör ordusu” projeleridir. Türkiye'nin bekasını tehdit eden bu kaotik projeler, ülkemizin güneyden kuşatılması ve Suriye'nin parçalanarak güney sınırlarımızda mini bir devletin kurulması anlamına geliyor.

Türkiye geleceği için jeopolitik bir intihar olarak gördüğü PKK/PYD/YPG patentli bir devlet inşasına karşı Fırat Kalkanı Harekatı adıyla 24 Ağustos 2016’dan bu yana Suriye’nin Azez, Cerablus, el-Bab ve İdlib bölgelerinde ayrı ayrı askeri operasyonlar düzenleyerek bekasına yönelik tehditleri sınır ötesinde bertaraf etmeye çalışıyor.

Bu operasyonların sonuncusu ise 20 Ocak Cumartesi günü Afrin’e yönelik başlatılan Zeytin Dalı Harekatı’dır. Suriye’nin geleceğine dair Türkiye ile ABD projelerindeki temel farklılık iki ülke arasında 2014’ten bu yana giderek derinleşen bir rekabete dönüştü.

Bardağı Taşıran Trajik Açıklama

Bu rekabet ve çekişmede en dip nokta ise ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) yetkililerinin 9 Ocak’taki trajik açıklaması oldu. ABD Merkez Kuvvetler CENTCOM Komutanı Orgeneral Joseph Votel’in 22 Aralık 2017’de DEAŞ’ın canlanmasını önlemek için Suriye’de sınır muhafız birlikleri kuracaklarını duyurmasının ardından bu kez Pentagon yetkilileri Suriye’nin kuzeyinde Rakka ve Deyrizor’dan Haseke ve Kobani’ye kadar olan önemli alanları işgal eden terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı YPG’nin ABD’nin desteğiyle 30 bin kişilik yeni bir “ordu” kurmaya hazırlandığını dile getirdi.

Afrin operasyonunun fitilini Pentagon’un hiçbir uluslararası ilke ve ahlaka uymayan bu hadsiz ve küstah duyurusu ateşledi. Daha birkaç ay önce (Kasım 2017) ABD Başkanı Donald Trump Sayın Cumhurbaşkanı’mıza YPG’ye artık silah gönderilmeyeceği sözü vermişti. ABD Başkanı Trump’ın bu ifşaatından iki ay sonra ise Pentagon’un insana adeta “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” dedirten “YPG’den terör ordusu kuracağız” ilanı geldi.

“Çapulcular Ordusu Bir Haftada Dağıtılacak”

ABD’nin bu küstah tavrından sonra ipler neredeyse kopma noktasına geldi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Afrin operasyonundan bir hafta önce 13 Ocak’ta yaptığı açıklamada “Amerika’nın ordu kurduğunu sandığı çapulcuların bir haftada darmadağın edileceğini” söyledi. Sayın Erdoğan “Göbek bağımızı kendimiz keseceğiz ve bunun için de kimseden izin almaya gerek yok” diyerek ABD’ye rağmen Afrin ve Menbiç operasyonlarının yapılacağını en üst makamdan dünyaya ilan etti.

Bu anlamda 20 Ocak’ta başlayan Afrin operasyonu Türkiye-Suriye ve ABD ilişkilerinde yeni bir dönemin de başlangıç noktasını oluşturuyor/oluşturacaktır. Operasyon ile Türkiye kararlılığını başta ABD olmak üzere Suriye’de etkili aktörler olan Rusya ve İran’a da kabul ettirdi. Zaten ABD’nin “terör ordusu” hamlesinin hedeflerinden bir tanesi de Rusya, İran ve Türkiye’nin başlattığı Astana ve Soçi süreçlerini baltalayarak özellikle Rusya ve Türkiye’nin Suriye’deki ittifakını zedelemekti.

ABD’nin Kirli Provokasyonları

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ABD’nin bu kirli provokasyonuna dikkat çekerek Türkiye’yi Afrin operasyonuna iten nedenin Washington’ın ne yaptığını bilmez tahrik edici politikalarından kaynaklandığının altını çizdi. Zeytin Dalı Harekatı başladıktan bir gün sonra medyaya konuşan Lavrov, “ABD’nin başına buyruk davranışları sonunda Türkiye’yi de çıldırttı” ifadelerini kullandı.

Dolayısıyla hem 6 Ocak’ta Türkiye’nin sorumluluğu altındaki İdlib’den 13 drone ile Rusya’nın Tartus ve Hmeymim’deki askeri üslerine yönelik saldırı hem de bu saldırıdan sonra gelen “terör ordusu” kurulacağı yönündeki açıklamalar, ABD’nin temel olarak Rusya-Türkiye ittifakını bozmayı hedeflediği yönündeki sinsi tezgahını deşifre etti.

Zaten Rusya askeri üslerine yönelik saldırının teröristlerin elinde bulunmayan yüksek teknolojiye sahip drone’lar ile yapıldığını açıklayarak bu provokasyonun arkasında ABD istihbarat kurumlarının olduğunu işaret etti. Birçok Rus yetkili ve medya organı ise isim vererek saldırıyı ABD’nin yönlendirdiği teröristlerin yaptığını vurguladı.

Moskova Neden Yeşil Işık Yaktı?

ABD’nin sinsi oyunlarını gören Rusya bu kirli tezgaha alet olmamak için Türkiye’nin Afrin operasyonuna yeşil ışık yaktı. Aslında terör örgütü YPG/PYD unsurlarıyla Amerikan yönetimi de Rusya’nın Afrin’e yönelik bir askeri harekata karşı çıkacağını umuyordu. Bu nedenle operasyon öncesi Pentagon yetkileri Türkiye’yi üst perdeden uyaran açıklamalarda bulunmuştu.

Ancak Türkiye’nin kararlılığı ve Rusya’nın operasyona destek verdiğinin anlaşılmasından sonra ABD’li yetkililer ağız değiştirmeye başladı. İlk dikkat çekici açıklama operasyondan dört gün önce geldi. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) sözcüsü Albay Ryan Dillon 16 Ocak’ta Afrin’deki PYD unsurlarını desteklemediklerini ve onları DEAŞ ile mücadele operasyonlarının parçası olarak görmediklerini söyledi. Sözcü Dillon ısrarlı soruları ise “Afrin operasyon alanımız değil” diyerek geçiştirmeye çalıştı.

ABD Kısa Sürede Çark Etti

Pentagon’un çark edişinden sonra da Beyaz Saray ve ABD Dışişlerinden operasyona dair “kaygılıyız, endişeliyiz” türünden zoraki diplomatik açıklamalar gelmeye başladı. Gördük ki ABD başta olmak üzere hiçbir ülke Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan Afrin operasyonuna itiraz edemedi/edemiyor. Cılız ve alt perdeden seslerin çıkması ise Türkiye’nin istikametini değiştirecek ağırlıkta değildir. Şimdi ise ABD yönetimi operasyonun süresi ve sınırlaması hakkında bazı ikazlarda bulunuyor.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ABD’li yetkililerden gelen süre ile ilgili eleştiriye, “Afganistan’da sizin süreniz belli oldu mu? Irak’ta bitti mi bu süre? Hala Irak’tasınız. Böyle bir savaş, matematik bir olay değil ki. Nasıl böyle bir şey sorarsınız?” diyerek gereken yanıtı fazlasıyla verdi.

“YPG’ye Kim İhanet Etti?” Tartışması

Rusya’dan sonra İngiltere de Afrin operasyonunda Türkiye’nin haklılığını kabul edince yalnız kalan Amerikan yönetimi durumu Savunma Bakanı James Mattis’in açıklaması ile kurtarmaya çalıştı. “Çılgın köpek” lakaplı eski CENTCOM komutanı General Mattis operasyondan üç gün sonra “Türkiye’nin kaygıları meşru” demek zorunda kaldı.

Türkiye’nin Afrin operasyonundaki başarısı daha şimdiden Batı medyasında ABD’nin acizliğini dile getiren analiz ve yorumların simgesine dönüştü. Örneğin İngiltere merkezli haber sitesi Independent’ın Ortadoğu muhabiri Patrick Cockburn “Afrin’in kaybedilmesi ABD’nin YPG’yi Suriye’de savunmak istemediğinin ya da savunacak durumda olmadığının sinyali olacak” diye yazdı.

ABD medyasında ise YPG’nin “Rusya bizi sattı” tarzı serzenişlerine genişçe yer veriliyor. Bir bakıma Rusya ve ABD YPG’ye ihanette birbirini suçlamaya başladı. Aslında yapılan analiz ve açıklamalarda YPG’ye ihanetten çok söz konusu örgütten istedikleri gibi randıman alamayacaklarını görmenin hayal kırıklığını dile getiriyorlar. Bu yüzden de bazıları “Biz nerede hata yaptık yine!” şeklinde Türkiye’nin önemini ve müttefik olarak değerini öne çıkaran sağduyulu yorumlar yazmaya başladı. Bu tür analizlerin artması Türkiye için elbette olumlu bir gelişme.

Kudüs’ten Sonra ABD’ye Afrin Dersi

Pentagon’un Afrin operasyonunda havlu atması Türkiye’nin elini sadece Suriye’de değil bölgesel ve küresel denklemlerde de oldukça güçlendirecektir. Bu bağlamda Türkiye, ABD’ye verdiği küresel Kudüs dersinin bir benzerini bu kez Afrin’de veriyor. Afrin operasyonu Türkiye için büyük bir askeri başarı ve küresel anlamda diplomatik bir zaferdir. Türkiye’nin hem bölgemizde hem de küresel alanda caydırıcılık gücü, imajı, prestij ve kültürel ağırlığı daha da artacaktır.

Bu realite ve gelinen son nokta Türkiye’nin Suriye’nin geleceğinde en etkili aktörlerden biri olacağının tescilidir. Suriye parçalansa da bir bütün olarak kalsa da kimse artık Türkiye’yi bypass ederek yakın coğrafyamızda yeni projelere girişemeyecektir.

Bu sayede ABD’nin Türkiye’nin bekası için büyük riskler taşıyan projelerini hayata geçirmesi daha kolay engellenecektir. ABD Afrin’de Türkiye'nin her türlü adımı atmaktan çekinmediğini ve devlet ve milletiyle bir bütün olarak hareket ettiğini 15 Temmuz’dan sonra bir kez daha gördü.

Bundan sonra ABD’nin önünde iki seçenek olacak. Washington yönetimi Suriye’de ya PYD/YPG yerine başka bir gücü destekleyecek ya da Türkiye ile doğrudan çatışmaya girmeyi göze alacaktır. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “Kıbrıs Barış Harekatı'ndan bu yana ABD’ye yönelik liderlik düzeyinde en sert sözleri sarf ettiği” açıklaması Ankara ve Washington’ın Suriye’de askeri olarak da karşılaşma ihtimalini gündeme getirdi. Artık ABD Suriye’de ya PYD’ye desteğini kesip bölgede yükselen yeni bir gücün peşine düşecek ya da Türk ordusu ile doğrudan karşılaşacak hatta çatışmaya girecektir. Her iki durumda da kaybeden ABD olacaktır. Bu bağlamda Afrin’den sonra ABD için Suriye’de yeni bir politikanın benimsenmesi açısından geri sayım başlamıştır.


Etiketler »