Kriter > Siyaset |

Avrupa’nın Afrin İkilemi


Türkiye-Avrupa ilişkilerinde son dönemde ciddi sorunlar yaşanmış ve 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Avrupa ülkelerinin izledikleri politika yüzünden sorunlar tam bir krize dönüşmüştü.

Avrupa nın Afrin İkilemi

Türkiye-Avrupa ilişkilerinde son dönemde ciddi sorunlar yaşanmış ve 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Avrupa ülkelerinin izledikleri politika yüzünden sorunlar tam bir krize dönüşmüştü. Türkiye’ye sürekli olarak demokrasi konusunda eleştiriler yönelten Avrupa ülkelerinin 15 Temmuz’da açık bir şekilde demokrasiden yana tavır almayarak darbeyi destekleyen bir görüntü vermeleri Ankara’da hem hayal kırıklığı hem de büyük bir öfkeye yol açmıştı. Avrupa ülkelerinin darbe girişimine maruz kalmış AK Parti hükümetine karşı tavırları 2016 yılı boyunca devam etmiş, hükümetin kamu kurumlarını darbeci FETÖ örgütünden arındırmaya yönelik adımları ve olağanüstü hal (OHAL) ilanı ağır şekilde eleştirilmişti. Ayrıca bu gerginlik sürecinin sonunda Avrupa Parlamentosu (AP) 24 Kasım 2016 tarihinde Türkiye ile üyelik müzakerelerinin dondurulmasını tavsiye eden bir karar almıştı. Türkiye ile özellikle Almanya, Hollanda ve Avusturya gibi ülkeler arasındaki ilişkilerde yaşanan gerginlik bundan sonra da tırmanmaya devam etmiş ve 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Anayasa referandumu çerçevesinde iktidar partisi mensubu bakanların bu ülkelerdeki Türk seçmenlerle buluşmalarının keyfi kararlarla engellenmesiyle krizde yeni bir zirveye ulaşılmıştı.

Almanya’nın Türkiye Karşıtı Politikalarının Temelleri

Bu arada özellikle Hollanda, Almanya ve Avusturya’da yapılan seçimlerde aşırı sağ partilerin Türkiye karşıtı propagandaları Ankara’nın Brüksel ile ilişkilerini gölgeleyen bir başka gelişme olmuştu. Bu ülkelerdeki aşırı sağ ve yabancı düşmanı partilerin yükselişi karşısında telaşa kapılan yerleşik merkez partileri seçmen tabanlarını kaybetmemek için aşırı sağ partilerin argümanlarına sarılarak seçim kampanyalarında mülteci ve İslam karşıtı söylemlere bolca yer vermişler ve Türkiye’ye karşı daha sert politika izleme vaatlerinde bulunmuşlardı. Ayrıca bu ülkelerin Türkiye’nin güvenliği açısından ciddi tehdit oluşturan FETÖ’ye kucak açmaları ve PKK’ya karşı toleranslı politikaları da Ankara’nın öfkesi ve ağır eleştirilerine neden olmuştu. Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan aleyhine Avrupa medyasında yürütülen karalama kampanyaları da bu ülke hükümetlerinin Türkiye’nin içişlerine müdahale politikalarının bir uzantısı ve Türk halkının demokratik tercihlerine saygısızlık olarak algılandı.

Türkiye’nin Avrupa ile yaşadığı bu gerginlikte en çok öne çıkan ülkelerin en yoğun ilişkilere sahip olduğu Almanya ile AB içerisinde onun “arka bahçesi” olarak bilinen Avusturya ve Hollanda olması sorunun ana kaynağının bir nüfuz mücadelesi olduğunun belirtisidir. Çok ciddi bir Türk kökenli nüfusu ülkesinde barındıran ve aynı zamanda Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı olan Almanya her zaman değişik araçlar kullanarak Ankara’nın siyasetine nüfuz etmeye çalışmıştır. Bazen AB üyeliği ve ekonomik yardımlar gibi teşvik edici araçlarla bazen de aynı araçların bir “sopa” gibi kullanılması ya da PKK’nın desteklenmesi gibi yöntemlerle Türkiye siyasetine müdahale etmeye alışmış olan Berlin’in son yıllarda AK Parti yönetiminin izlediği bağımsızlıkçı politikalarla bu müdahale imkanlarını kaybetmesi Türk-Alman ilişkilerinde yaşanan sorunların temelini oluşturmuştur. Önce bu gerçeği kabullenmek istemeyen Almanya’nın 15 Temmuz darbe girişimini destekleyen ve sonrasında 16 Nisan referandumuna karşı çıkan bir tutum içerisine girmesi iki ülke arasındaki gerginliği artırmıştır. Almanya’daki Türkiye karşıtı sol diasporanın AK Parti yönetimine karşı propaganda faaliyetleri ve aşırı sağ parti AfD’nin Türkiye ile imzalanan mülteci anlaşması üzerinden Başbakan Merkel’e saldırması da Alman hükümetinin Ankara’ya karşı politikasını sertleştirmesinde etkili olmuştur.

Türkiye’nin İngiltere, Fransa ve İtalya ile Yakınlaşması

Almanya cephesinde bu sorunlar yaşanırken dış politikasını çeşitlendirme arzusu içerisindeki Türkiye’nin Avrupa’da daha rasyonel düzlemde ilişki kurabileceği aktörlere yöneldiği ve Avrupa ile ilişkilerini AB ve ona yön veren Almanya’nın ipoteğinden kurtarmayı hedef alan adımlar attığı görüldü. Türkiye bu çerçevede İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya ve Doğu Avrupa ülkeleri ile özellikle ekonomik alanda ilişkilerin geliştirilmesi konusunda önemli adımlar atmıştır.

Bu dönemde İngiltere ile ilişkilerin gelişmesinde rol oynayan temel faktörler olarak Brexit, Trump’ın ABD başkanı olması ve iki ülkenin dış politikalarında ekonomik iş birliğine odaklanmaları sayılabilir. İngiltere için Brexit’in maliyetinin hayli yüksek olacağı tahmin edildiğinden Londra hükümeti bu maliyetin başka iş birlikleriyle telafi edilmesi adına ciddi bir arayışa girmiş ve bu çerçevede Türkiye ile de yakınlaşmanın yollarını aramıştır. Başbakan Binali Yıldırım’ın Mayıs 2017’de Somali Konferansı vesilesiyle bulunduğu Londra’da ifade ettiği gibi İngiltere’nin 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Türkiye’ye destek verme konusunda diğer Avrupa ülkelerinden olumlu olarak ayrışması Theresa May hükümetinin Ankara ile yakınlaşmasını kolaylaştıran bir faktör olmuştur.

Geleneksel müttefiki ABD’de NATO ve Avrupalı müttefikleri için rahatsız edici ifadeler kullanan Donald Trump’ın iktidarı devralması İngiltere’nin Brexit’i yaşadığı bir dönemde Atlantik’in öte yakasında “America first” sloganıyla hareket eden bir yönetime daha fazla güvenemeyeceğini gösteriyordu. Bu şekilde AB ile yollarını ayıran ve ABD ile de arasına mesafe giren İngiltere için hem Brüksel hem de Washington ile sorunlar yaşayan ve dış politikasında bunları dengeleyecek yeni ortaklar arayan Türkiye ile iş birliği yapmak oldukça rasyonel bir tercih oldu. Özellikle savunma sanayii alanında İngiltere ile geliştirilecek iş birliği Almanya ve Avusturya gibi Avrupa ülkeleri ile ABD’den askeri teçhizat alımı konusunda sorun yaşayan Türkiye için çok önemlidir.

İngiltere Başbakanı Theresa May’in Ocak 2017’deki Türkiye ziyareti sırasında İngiliz şirketi BAE Systems ile Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TAI) arasında imzalanan anlaşma ile ortak savaş uçağı üretilmesi konusunda ilk adımın atılması Türkiye’nin Batı ile ciddi sorunlar yaşadığı bir dönemde İngiltere ile iş birliğini ne kadar ileri taşıdığının açık göstergesidir. 125 milyon dolarlık anlaşma ile Türkiye’nin milli TF-X savaş uçağının dizaynı ve geliştirilmesi için BAE Systems’den hizmet alımı ve şirketin Türk mühendislere teknoloji transferi öngörülmüştür. İlk prototipin 2023 yılında üretilmesinin planlandığı TF-X uçaklarından 7 milyar dolar karşılığında 250 adet üretilmesi de hedeflenmektedir.

Türkiye hava kuvvetlerini güçlendirme konusunda İngiltere ile bu adımı atarken diğer Avrupa ülkeleri Fransa ve İtalya ile de hava savunması alanında önemli bir anlaşmaya imza atmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 5 Ocak’ta gerçekleştirdiği Fransa ziyareti sırasında ROKETSAN ve ASELSAN ile Fransa ve İtalya’nın büyük ortak olduğu EUROSAM Konsorsiyumu arasında SAMP-T hava savunma sistemlerinin ortak üretimi konusunda anlaşma yapılmıştır. Bu anlaşma ile Türkiye, Rusya’dan alacağı S-400’lerin yanında Avrupalı müttefiklerinden de benzer silah sistemlerini tedarik etme yoluna giderek dış politikası gibi güvenlik politikasını da çeşitlendirmeyi amaçladığını ve bu alanlarda belli bir ülkeye bağımlı kalmak istemediğini göstermiştir. Söz konusu ziyaret sırasında ayrıca Türk Hava Yolları’nın (THY) 25 adet Airbus A350- 900 tipi uçak almasına dair bir protokol de imzalanmıştır.

Avrupa’da Türkiye Karşıtı Hava Dağılıyor

İngiltere ve Fransa ile ilişkilerini daha sorunsuz ekonomik ve savunma alanlarında iş birliği düzlemine çekerek bu ülkelerle arasındaki sorunları azaltan Türkiye benzer şekilde İtalya, İspanya ve AB’nin Doğu Avrupalı üyeleriyle de ilişkilerini geliştirme konusunda adımlar atmak suretiyle Almanya ve onun eksenindeki ülkelerin Avrupa’da oluşturdukları Türkiye karşıtı havayı dağıtmaya çalışmıştır. Özellikle İtalya, Polonya ve Macaristan gibi ülkelerde Almanya’nın AB içerisindeki aşırı ağırlığına karşı duyulan tepki Türkiye’nin bu ülkelerle ilişki kurmasını kolaylaştırmıştır. AB içerisinde Almanya’ya olan bağımlılıklarını azaltmak isteyen bu ülkeler Türkiye ile özellikle ekonomik alanda ilişkilerin geliştirilmesini bu yönde atılacak adımlar arasında görerek Ankara’dan uzanan eli sıkma konusunda imtina etmemişlerdir.

Sözü edilen Avrupa ülkeleriyle ilişkilerini geliştirme konusunda bu adımları atan Türkiye, Eylül ayında yapılan seçimler sonrasında bir türlü hükümet kurulamayan Almanya’ya da karşılıklı egemenliğe saygı ve teröre karşı iş birliği temelinde rasyonel bir ilişki kurmak istediği mesajını sürekli olarak iletmiştir. İki ülke dışişleri bakanları arasında gerçekleşen samimi görüşmeler Ankara ile Berlin arasında da gerginliğin sona erebileceği sinyallerini veriyor. Türkiye ile ilişkiler açısından Avusturya ve Hollanda gibi birkaç ülke ile Avrupa içerisinde izole olmak istemeyen Almanya, diğer Avrupa ülkeleri Ankara ile ilişkilerini hızla geliştirirken Türkiye ile gerginliği çok fazla uzatmak istemiyor. Ancak Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerin eski haline dönebilmesi için Berlin’in Ankara’yı nüfuz alanının bir parçası olarak görmekten vazgeçmesi ve ülkesindeki Türkiye karşıtı sol diasporanın Almanya’nın Türkiye politikasını ipotek altına almasına müsaade etmemesi gerekiyor.

Zeytin Dalı Harekatı ve Avrupa

Ankara ile ilişkilerini rasyonel zemine taşımak isteyen Avrupa ülkeleri için son sınav Türkiye’nin Afrin’deki YPG/PKK teröristlerine karşı başlattığı Zeytin Dalı Harekatı (ZDH) ile gündeme gelmiştir. Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde en fazla tepki gösterdiği alan olan terörle mücadele konusunda Ankara ile dayanışmadan uzak bir tutum içerisinde olan Avrupa ülkelerinin ZDH sırasında ciddi bir ikilem yaşadıklarını söylemek gerekir. Bir yandan her zamanki gibi YPG/PKK’dan yana bir politika izlemeleri durumunda Türkiye ile tamir etmeye çalıştıkları ekonomik ilişkilerin zarar göreceğini düşünürlerken diğer yandan Ankara’nın bu haklı müdahalesine destek vermeleri durumunda kendi ülkelerindeki medya ve siyaset dünyasındaki PKK lobilerinin baskısından endişe etmişlerdir.

Bu operasyon sırasında Türkiye’ye destek vermeleri durumunda 15 Temmuz’da izledikleri politika nedeniyle Ankara ile aralarında oluşan gerginliği tamir etme şansları olacaktı. Bu şekilde Türkiye’nin Rusya’ya fazla yakınlaşmasını da engelleyebilirlerdi. Avrupa’da bu şekilde düşünenler olduğu gibi Afrin’e yönelik operasyonu Türkiye’ye saldırmak için yeni bir fırsat olarak görenler de söz konusudur. Türk Silahlı Kuvvetleri operasyonu gerçekleştirirken sivillerin zarar görmemesine özellikle önem vermesine rağmen Türkiye’nin insan hakları ihlalleri gerçekleştirdiğini ve bunu da AB ülkelerinden temin ettiği silahlarla yaptığını iddia eden çevreler Avrupa hükümetleri üzerinde baskı kurmaya çalışıyorlar.

Bu baskılara rağmen İngiltere ve Hollanda dışişleri bakanlarından gelen açıklamalar açık bir şekilde Türkiye’nin “kendisini savunma ve sınırlarını güvende tutma hakkı”nın altını çizerek ZDH’ye üstü kapalı destek olarak algılandı. Buna karşılık Almanya ve Fransa’nın ülkelerindeki PKK sempatizanı ve Türkiye karşıtı lobinin baskılarına dayanamayarak Türkiye’ye eleştirileri söz konusu oldu. Bu eleştirilerin dozunun bazı kesimlerin beklentilerinden çok düşük olması ise söz konusu ülkelerin de Türkiye ile gerginliği tırmandırmak istemediklerinin bir göstergesi olarak görülebilir.

Ancak Avrupa ülkelerinin Türkiye’yi hedef alan terör örgütleri konusunda çoğu zaman gösterdikleri ikircikli tavır, Afrin’e yönelik operasyonun ilerleyen aşamalarında yine Ankara’ya karşı ve YPG/PKK’dan yana tavır alabilecekleri konusunda hep hazırlıklı olunması gerektiğini gösteriyor.


Etiketler »