Kriter > Medya Kritik |

Batı'nın Çifte Standardı


Kavramlar düşünme eyleminin yapıtaşlarıdır ve tabiri caizse ultra kelimelerdir. Bu açıdan kavram üretebilenler ve mevcut kavramları kontrol edebilenler insanların nasıl düşündüğü üzerinde muazzam derecede bir etkiye sahiptir.

Batı'nın Çifte Standardı

Kavramlar düşünme eyleminin yapıtaşlarıdır ve tabiri caizse ultra kelimelerdir. Bu açıdan kavram üretebilenler ve mevcut kavramları kontrol edebilenler insanların nasıl düşündüğü üzerinde muazzam derecede bir etkiye sahiptir. Kavramlar üretilip belirli bir kavramsal çerçeve oluşturulduktan sonra medya, düşünce kuruluşları ve akademisyenler üzerinden bir söylem inşa edildiğinde ortaya söylem üstünlüğü çıkar ve döngü tamamlanmış olur.

Bu iki faktör Batı blokunun mevcut gücüne sanılandan çok daha fazla katkı sağlamaktadır. Bu yüzden de Batı bloku kavramların kontrolü ve söylemsel üstünlük tesis etmeye sanılandan çok daha fazla önem vermektedir. Yumuşak güç olarak medya Batı bloku için askeri güç kadar önemlidir. Zira Batı bloku askeri gücü dünya kaynaklarını ele geçirmek ve kontrol etmek için kullanırken, medyayı da zihinleri ele geçirmek ve kontrol etmek için kullanmaktadır.

Bir devletin ulusal ve uluslararası arenada güç düzeyini belirleyen dört boyut vardır. Bunlar fiziksel, ekonomik, siyasi ve zihinsel kontrol boyutudur. Fiziksel kontrol ordunun gücüne, ekonomik kontrol sermayenin gücüne, siyasi kontrol bürokrasinin gücüne, zihinsel kontrol düzeyi ise geniş anlamda medyanın gücüne bağlıdır.

Bu açıdan medya gücü ile askeri güç birbirlerini mükemmel bir şekilde tamamlamaktadır. Dünyaca ünlü aktivist Malcolm X de medyanın kitlelerin zihnini kontrol etmesi hasebiyle dünyadaki en güçlü yapı olduğu inancındadır.

Batı Blokunun İki Yüzü

Batı bloku bir taraftan insan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi kavramların “doğal savunucu”su olarak hareket etmekte ve bu çerçevede bir söylemsel üstünlük kurmaya çalışmaktadır. Diğer taraftan ise çıkarları ile çatışması durumunda söz konusu evrensel değerleri tamamen göz ardı etmekte hiçbir çekince duymamaktadır. Yani Batı bloku çıkarlar ve değerler arasında kaldığında çıkarını tercih etmektedir.

Batı blokunun ulaşmakta hayli başarılı olduğu kavramsal kontrol ve söylemsel üstünlüğün çok büyük katkısıyla ortaya ilginç bir durum çıkmaktadır. İnsanlar bir taraftan Batı blokunu evrensel değerlerin savunucusu olarak görme eğiliminde, diğer taraftan da neredeyse her zaman çıkarlarını evrensel değerlere tercih ettiğini düşünmektedir. Oldukça ilginç bir şekilde birbiriyle çelişmekte olan bu iki anlayış birçok insanın zihninde birbirine dokunmadan yaşayıp gidebilmektedir

Söz konusu çelişki özellikle son yıllarda kendisini bütün açıklığıyla ortaya koymuştur. Batı blokunun Mısır’daki Sisi darbesini desteklemesi demokrasi konusundaki samimiyetinin ciddi biçimde sorgulanmasına yol açarken, Suriyeli göçmenler konusunda takınılan umursamaz tutum da insan hakları konusundaki tavrının ciddi şekilde eleştirilmesine yol açmıştır.

Batı bloku bir taraftan söylemsel üstünlük inşa edip bu şekilde kendi hareketlerinin eleştirilmesi ve sorgulanması noktasında daha baştan oldukça avantajlı bir konuma geçmeye çalışırken diğer taraftan da bu söylemsel üstünlüğü rakip milletlere karşı önemli bir silah olarak kullanmaya çalışmaktadır.

Bir Kamuflaj Olarak Basın Özgürlüğü

Batı bloku çeşitli medya kuruluşları yoluyla Türkiye ve daha birçok ülkede önemli oranda bir görünürlük ve etkiye sahiptir. Bu medya kuruluşları genel olarak apolitik ve evrensel değerler ekseninde vizyon ve hedeflere sahip olduklarını ifade etseler de genel anlamda kendi ülkelerinin çıkarlarını savunma/destekleme noktasında faaliyet yürütmektedir. Söz konusu medya kuruluşları kendi ülkelerinin istihbarat örgütlerine çalışan ajanlar için de çok iyi bir kamuflaj vazifesi görmektedir. Bu noktada Türkiye’deki Alman vakıfları iyi bir örnek teşkil etmektedir.

Yine İkinci Dünya Savaşı’nın mağlubu olan Almanya’da devlet mekanizması çok büyük oranda ABD’nin güdümündedir. Bu durumun doğal bir sonucu olarak Alman medyasında çok büyük bir ABD etkisinin olduğu ve genel anlamda kendi menfaatini değil Beyaz Saray’ın çıkarlarını savunduğu oldukça iyi bilinen bir husustur. Eklemek gerekir ki ABD, Alman medyasını kontrol etmek için çeşitli vakıf ve dernekleri oldukça yoğun bir şekilde kullanmaktadır.

Genel resme bakıldığında Batı blokunun kendi çıkarı lehine diğer ülkelerdeki birçok vakıf ve derneği kontrol ederek gazeteler ve televizyon kanalları üzerinde önemli oranda kontrol sahibi olmaya çalıştığı görülmektedir. Diğer taraftan basın özgürlüğü ve insan hakları gibi kavramları ve bu alandaki söylemsel üstünlüğünü kullanarak söz konusu vakıflar, dernekler ve medya üzerinden ilgili ülkede sağlamış olduğu kontrole devletin hukuki bir karşılık vermesinin önüne geçmeye çalışmaktadır. Söylemsel üstünlük Batı blokunun diğer ülkeleri kontrol etmek için kullandığı araçların ilgili ülke tarafından pasifize edilmesinin önüne geçmek için kullanılan bir tür ön alma aracı olarak da karşımıza çıkmaktadır.

İkiyüzlülük Değil Mutlak Yozlaşma

Peki, genelde ifade edildiği üzere Batı blokunun içinde bulunduğu durum bir ikiyüzlülüğe mi tekabül etmektedir? Pek değil. Denetimin olmadığı yerde yozlaşma kaçınılmazdır. Hegemon güç ABD öncülüğündeki Batı bloku hem reel ekonomi hem de savunma sanayiinde ciddi bir ağırlığa sahiptir. Bu açıdan -her ne kadar dünyada ekonomik eksen artık hızlı bir şekilde Asya’ya kayıyorsa da- dünyada ekonomik ve askeri iktidar şimdilik Batı blokundadır. Batı bloku İngilizcenin dünya dili olması ve medyanın katkısıyla önemli oranda bir zihinsel ve kültürel iktidara sahiptir. Bu açıdan örneğin dünyanın “McDonaldlaştırılma”sı önemli bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.

Meselenin bam teli ise şudur: Hem ekonomik hem de kültürel güce sahip bu blokun herhangi bir tür denetim veya kontrolden geçmediği çok açık bir şekilde ortadadır. Bu durumun doğal bir uzantısı olarak da Batı bloku bir taraftan savunucusu olduğunu söylediği evrensel değerler aleyhine ve tamamen kendi çıkarına göre hareket etme noktasında en ufak bir çekince duymamaktadır. Öte yandan diğer ülkeleri kontrol etme amacıyla kullandığı zihinsel kontrol araçlarının pasifize edilmesinin önüne geçebilmek için söz konusu evrensel değerleri öne sürmektedir. Bu bir ikiyüzlülük değil denetimsizliğin sonucunda ortaya çıkan mutlak yozlaşmadır.

Söz konusu mutlak yozlaşmanın hangi boyutlara ulaştığı 15 Temmuz’daki darbe girişimine Batı blokunun verdiği genel tepkiye bakarak rahatlıkla anlaşılabilecektir.


Etiketler »