Kriter > Dosya |

BM ve Küresel Ekonomik Adaletsizlikler


İkinci Dünya Savaşı sonrası Birleşmiş Milletler (BM) sistemi çatısı altında organize edilen yeni uluslararası düzen, hem siyasi hem de ekonomik anlamda bütüncül bir yapı oluşturmak üzere tasarlanmıştı.

BM ve Küresel Ekonomik Adaletsizlikler

İkinci Dünya Savaşı sonrası Birleşmiş Milletler (BM) sistemi çatısı altında organize edilen yeni uluslararası düzen, hem siyasi hem de ekonomik anlamda bütüncül bir yapı oluşturmak üzere tasarlanmıştı. Siyasi açıdan, önceki dönemin başarısız Milletler Cemiyeti tecrübesinden ders alınarak oluşturulan BM örgütü, küresel bir diplomasi, çatışma çözümü ve insani müdahale mekanizması oluşturularak barış ve istikrarın korunması hedeflerine yoğunlaşacaktı. Ekonomik açıdan ise BM sistemi içerisinde kurulan Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) gibi kurumlarla savaş sonrası dünya ekonomisinde büyüme, genişleme ve bağımsızlığını yeni kazanan ülkelerin sisteme entegrasyonu gibi fonksiyonlara odaklanacaktı.

İlk bakışta liberal bir uluslararası entegrasyon söyleminin yansımaları gibi görünen bu siyasi ve ekonomik tasarımlar, aslında savaş sonrası dönemin küresel güç dengelerini ve hegemonya çekişmelerini içselleştirerek doğrudan yansıtan bir nitelik taşıyorlardı. BM’nin en üst düzey karar alma organı olan Güvenlik Konseyi’nde ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’nın veto hakkına sahip daimi üyeler olarak ayrıcalıklı bir konuma sahip olmaları, süreç içinde uluslararası barış ve istikrarın korunması idealiyle çelişen bir fiili durum ortaya çıkardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya 5’ten büyüktür” ifadesi ile açıktan ortaya koyduğu sistemik itirazlar, başta yükselen güçler tarafından olmak üzere farklı platformlarda seslendirilmeye başlandı. BM’nin değişen dünya dengeleri ve katılımcı yönetişim ilkeleri ile uyumsuz bir kurumsal yapıya sahip olduğu ve acilen reforme edilmesi gerektiği yüksek sesle dile getirildi. Ancak BM’nin adaletsiz yapısı üzerindeki tartışmalar, genellikle kurumun siyasi boyutu üzerinde yoğunlaştı.

Gelir Adaletsizliklerini Tahkim Eden Kurumlar

Aslında BM çatısı altında faaliyet gösteren IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi yapılar üzerinden küresel güç ve gelir adaletsizliklerini kalıcı hale getiren olumsuz etkiler üretildiğini de daha sık vurgulamak gerekiyor. Genel olarak Bretton Woods kuruluşları olarak bilinen IMF-Dünya Bankası-DTÖ üçlüsü hem iç yönetim sistemleri açısından hem gelişmekte olan dünyaya politika önermeleri açısından hem de küresel sermaye çevreleri ile karmaşık ilişkileri açısından mevcut adaletsizlikleri artırıcı bir nitelik taşıyor. Örneğin kritik kararların yüzde 85 oy çokluğuyla alındığı IMF’de, ABD’nin yüzde 17’lik bir pay ve söz hakkına sahip olup adeta tek başına veto gücü taşıması bugün başta Çin olmak üzere birçok yükselen gücün protesto ettiği bir durum. Aynı şekilde ABD ve Avrupa arasında yapılan ve yazılı olmayan bir “centilmenler anlaşması” uyarınca IMF Başkanı’nın bir Avrupa, Dünya Bankası Başkanı’nın ise bir ABD vatandaşı olması geleneği yine yükselen güçleri dışlayan anakronik bir yapıyı yansıtıyor. Hiç şüphesiz dünya ekonomisinde BM ve ekonomik kurumlarının John Maynard Keynes ve Harry Dexter White tarafından oluşturuldukları dönemden bu yana radikal dönüşümler yaşandı ve küresel yayılım gösteren ekonomik güç unsurları artık ekonomi yönetiminde haklı olarak varlık göstermek istiyor.

Yine IMF ve Dünya Bankası’nın faaliyetlerine yön veren genel ideolojik iklim oldukça katı bir neoliberal tonda devam ediyor. Küresel sermaye gruplarına yeni iş ve operasyon alanları açılması mantığını işleyen bu durum gelişmekte olan ülkelerin özgün kalkınma stratejileri uygulama şanslarını daraltıyor. Krize giren ya da ödemeler dengesi sorunu yaşayan ülkelerin mecburen başvurdukları IMF kredilerinin bağlı olduğu koşulluluk kriterleri, söz konusu ülkeleri uzun vadede dış kaynaklara daha da bağımlı hale getirip küresel eşitsizlikleri artırıyor. Diğer taraftan IMF’nin, ABD dış politikası ile uyumlu davranan ülkelere karşı kredi dağıtımında daha “anlayışlı” davrandığı da sır değil.

Yeni Korumacılık Taktikleri

Yine Dünya Bankası tarafından uygulanan kalkınma projelerin ve UNDP gibi kalkınma kuruluşlarının başını çektiği insani yardım programlarının Batılı sermaye lobileri ile eşgüdüm halinde çalışıp önemli sermaye transferi imkanları sağladıkları biliniyor. Bunlara ek olarak ülkelerin temsili açısından daha eşitlikçi bir platform olarak görülen DTÖ’nün uyguladığı serbest ticaret yanlısı politikaların gelişmekte olan ülkelerde yerli üreticilere yönelik her türlü korumacılık faaliyetini engellediği; buna karşın sanayileşmiş ülkelerde yerleşik çok uluslu şirketlerin karmaşık yeni korumacılık taktikleri geliştirmesine izin verdiği de biliniyor.

Dolayısıyla 1999’da Seattle’da başlayan anti-küreselleşme hareketlerinden bugüne kadar DTÖ’nün uluslararası liberal ticaret söylemi altında bağımlılık ilişkilerini kalıcılaştıran bir mekanizma olarak ağır eleştirilere maruz kalması da doğaldır. DTÖ görüşmelerinde tarım ve birincil ürün piyasalarını korumak için işbirliği yapan gelişmekte olan ülkeler ile sanayi ve yüksek teknoloji sektörlerini korumak için ittifaklar kuran sanayileşmiş ülkelerin davranış kalıpları, en son 2002’de Doha’da başlayan serbest ticaret görüşme serisinin de neden hala tamamlanmamış olduğunu açıklıyor.

Ezcümle BM’nin siyasi kanadı kadar ekonomik ve sosyal kanadı ile bağlı kurumsal yapısı da küresel güç ve gelir adaletsizliklerini gidermek bir yana; onları derinleştiren ve perçinleyen bir etki yapmaya devam ediyor. “Dünya beşten büyüktür” ifadesini kullanırken hem BM Güvenlik Konseyi gibi siyasi yapıların hem de IMF, Dünya Bankası ve DTÖ gibi ekonomik yapıların radikal biçimde reforma tabi tutulması gerektiği ihtiyacını dikkate alarak seslendirmek gerekiyor.


Etiketler »