Kriter > Siyaset |

CHP-HDP ve İYİ Parti’nin “İttifak” Handikabı


MHP lideri Bahçeli’nin 8 Ocak’taki açıklaması ile başlayan sürecin ardından seçim ittifakları meselesi Türkiye’de iç siyasetin ana gündemi oldu. Seçim ittifakı hususu olası bir AK Parti-MHP iş birliği üzerinden tartışmaya açılırken meselenin muhalefet partileri açısından ne anlama geldiği de gündeme taşındı.

CHP-HDP ve İYİ Parti nin İttifak Handikabı

MHP lideri Bahçeli’nin 8 Ocak’taki açıklaması ile başlayan sürecin ardından seçim ittifakları meselesi Türkiye’de iç siyasetin ana gündemi oldu. Seçim ittifakı hususu olası bir AK Parti-MHP iş birliği üzerinden tartışmaya açılırken meselenin muhalefet partileri açısından ne anlama geldiği de gündeme taşındı. Bu tartışmalarda dile getirilen ana mesele CHP-HDP-İYİ Parti’den oluşan “hayır” bileşenlerinin 2019 seçimlerinde ittifak kurup kurmayacakları ve bunun muhtemel sonuçlarıydı. Böyle bir ittifakın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde nasıl bir tablo ortaya çıkaracağı da tartışılan bir diğer önemli husustu.

Aslında muhalefet partileri arasında iktidara karşı bir ittifak kurulması gerektiği tartışmaları AK Parti-MHP iş birliğinin gündeme gelmesinden çok daha öncesinde başlamıştı. Tartışmaların fitili 16 Nisan referandumu sonrasında ateşlendi. Bu süreçte 16 Nisan referandumu ve akabinde Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan İstanbul’a başlattığı yürüyüş muhalefet partilerini ittifak kurma yönünde mobilize etti.

Anayasa değişikliğinin halk tarafından onaylanmasının ardından muhalefet partilerinin önde gelen isimleri 2019 seçimlerinde yüzde 48,9’luk “hayır bloku”nun beraber hareket etmesi gerektiğini vurgulamaya başladı. Her ne kadar ittifakın hangi parti ve gruplar ile gerçekleştirilmesi gerektiği hususu muğlak bırakılsa da HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş’ın “Bizler ilkesel duruşumuzu korumakla birlikte, demokratik çözümler adına ilkesel ittifaklara açık olacağız” açıklaması muhalif cepheden bu yönde gelen ilk net talep oldu. Yine HDP’den yapılan bir diğer açıklamada CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na çağrı yapılarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı zafer kazanmanın yolunun ittifak kurmaktan geçtiği vurgulandı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun da “Hayır'da bir ittifak oldu” açıklaması yaparken bunun sürdürülmesi gerektiğini vurgulaması ittifaklara açık kapı bıraktığı anlamına geliyordu. Yeni parti kurma sürecinde olan Meral Akşener’in de tartışmalara “Bir Hayır Partisi kuruldu. Esas olan Hayır Partisi’nin mensuplarının ne istediğidir. Onlar da artık şunu istiyor: Birbirinizle kavga etmeyin. Bu bloku muhafaza edin ve artırarak devam edin” ifadeleriyle katılması, kurulacak partinin de bu tablonun dışında kalmamaya çalıştığını gösterdi.

Dolayısıyla bu süreçte muhalefet partilerinin temel argümanları Türkiye’de bir “hayır cephesi” olduğu iddiası üzerinden şekillenirken yapılan açıklamalarda bu cephenin ne olursa olsun AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı birleşmesi gerektiğine vurgu yapıldı. Özellikle CHP ve HDP arasında Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan İstanbul’a başlattığı yürüyüş esnasındaki birliktelik ise iki parti arasında sürdürülebilir bir ittifak kurulup kurulamayacağı tartışmalarını alevlendirdi.

Olası Bir İttifakın Toplumsal ve Siyasal Yansımaları

Muhalefet partileri her ne kadar ittifak kurma konusunda topu birbirlerine atsalar da seçmen tabanları arasındaki geçişkenliğin çok sınırlı olmasının bu partilerin en büyük handikapları olarak karşılarında durduğunu görmek gerekir. Zira CHP-HDP/CHP-İYİ Parti/CHP-HDP-İYİ Parti olarak özetlenebilecek olası ittifak kombinasyonları söz konusu partilerin seçmenlerinde ciddi bir tepki doğurma potansiyeline sahip. CHP-HDP ittifakının CHP içerisindeki Kemalist kesimleri partiye küstürmesi kuvvetle muhtemelken HDP seçmenlerinin de bu ittifaka desteklerinin az olacağını söylemek mümkün. CHP-İYİ Parti ittifakının ise CHP içerisindeki aşırı sol kesimler ile İYİ Parti’deki milliyetçi seçmen arasında uzlaşma sağlamasının güçlüğü ortadadır. Bu bağlamda CHP-HDP-İYİ Parti ittifakı ise her üç parti içerisinde ciddi krizler yaratma ve seçmen desteğini azaltma potansiyeline sahip. CHP içerisinde Canan Kaftancıoğlu’nun İstanbul il başkanı seçilmesiyle başlayan tartışmalar ve seçmenden gelen tepki ise olası bir ittifak kurma durumunda yaşanacak krizlerin küçük bir örneği oldu. Zira bu üç partinin çok farklı seçmen tabanlarına ve hassasiyetlere sahip olması da ortak bir noktada buluşulmasını güç kılıyor.

Her ne kadar sosyolojik açıdan üç partinin bir arada hareket etmesi zor görünse de gerek yabancı basın gerekse ulusal kamuoyunda ittifakın bu partiler için “bir seçenek değil bir zorunluluk” olduğu vurgusu sıkça yapılıyor. Dolayısıyla ittifak kurulup kurulmayacağı noktasında partilerin iç dinamiklerinin dışında da çeşitli etkenler bulunuyor. Hatta terör örgütleri bile bu konuda çeşitli beyanlarla kanaatlerini belirtiyor. FETÖ ve PKK’dan gelen açıklamalarda da ittifak vurgusu yapılması ve “Türkiye tarihinde bu kadar geniş cephe ilk defa ortaya çıkmış. Ama bu cephe bir resmi cephe değil, bir biçime kavuşmamış, bir örgüte ve platforma kavuşmamış, bir ortak harekete ve ortak kurumlaşmaya kavuşmamış. Bu durum bir sorumsuzluktur ve tehlikeyi ifade etmektedir” ifadelerinin kullanılması dikkat çekici bir örnektir.

Muhalefetin Örtük İttifakı Kurumsallaşır mı?

Her ne olursa olsun CHP-HDP-İYİ Parti arasında zaman zaman iş birliğini de aşan ittifaklar kurulabilmesi, bu üç partinin aslında kamuoyuna bütün yönleriyle deklare edilmemiş örtük bir ittifak ve iş birliği içerisinde hareket ettiği görüntüsünü veriyor. 2019 seçimlerine doğru açık ve şeffaf bir ittifak sürecinin partilerin seçmenleri üzerinde yaratacağı olumsuz etkilerin önüne geçebilmek amacıyla bu örtük ittifak halinin sürdürülebilmesi beklenebilir. Her üç parti de özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti karşıtlığında seçmenlerini mobilize etmeye çalışabilir. Nitekim özellikle İYİ Parti’den gelen açıklamalarda Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci tura kalındığı takdirde Erdoğan karşısında tek bir adayın desteklenmesi çağrısı bu mobilizasyon çabasının bir örneği. Fakat bu noktada dile getirilmesi gereken iki önemli husus bulunuyor: Birinci husus partilerin seçmen tabanları arasındaki etnik/ideolojik/toplumsal farklılıkların, ister örtük ister şeffaf olsun, bir ittifak durumunda kriz yaratabilme potansiyelinin sabit olması. İkinci husus ise 2019’da Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile Meclis seçimlerinin aynı günde gerçekleştirilecek olması. Bu da iki seçimden biri için yapılacak ittifakın neticesinin diğer seçimin sonuçlarını da doğrudan etkileyeceği ve yalnızca Cumhurbaşkanlığı seçimleri için gerçekleştirilecek bir ittifakın muhalefet partileri açısından çok riskli ve zor olduğunu ortaya koyuyor.

Sonuç olarak her ne kadar 2019’daki Cumhurbaşkanlığı ve Meclis seçimlerine yirmi bir ay gibi uzun bir süre olsa da AK Parti ve MHP arasında şeffaf bir biçimde yürüyen ittifak görüşmelerinin başlaması diğer partilerin de stratejilerini belirlemeleri için erken davranmalarını sağlayabilir. Bu durum muhalefet partilerinin de 2019 stratejilerini şeffaf şekilde ilerleyen bir süreç içerisinde belirlemelerini zorunlu kılacaktır. Seçmen tabanlarında ciddi bir kayıp olmaması için ittifaklar konusunda son ana kadar beklemesi muhtemel olan partilerin gerek AK Parti ve MHP’den geri kalmamak gerekse seçim sürecindeki hakim söylemi kurmak için önümüzdeki günlerde hareketlenmesi beklenebilir. Yine de daha önce ifade edildiği gibi seçmen tabanları arasındaki etnik/ideolojik/toplumsal farklılıkların ve Cumhurbaşkanlığı ve Meclis seçimlerinin aynı günde gerçekleştirilecek olmasının muhalefet partilerinin ittifak kurma sürecindeki en büyük handikapları olacağını akılda bulundurmak gerekiyor.


Etiketler »