Kriter > Siyaset |

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde Toplumsal Uzlaşma


Devlet Bahçeli 8 Ocak 2018 tarihinde bir basın açıklaması yaparak 2019 seçimlerine giden süreçte siyasi gündemi meşgul eden bazı belirsizlikleri ortadan kaldırdı.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde Toplumsal Uzlaşma

Devlet Bahçeli 8 Ocak 2018 tarihinde bir basın açıklaması yaparak 2019 seçimlerine giden süreçte siyasi gündemi meşgul eden bazı belirsizlikleri ortadan kaldırdı. Bahçeli söz konusu açıklamasında 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimi için MHP’nin aday göstermeyip Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleyeceğini belirtti. MHP’nin genel seçimler için AK Parti ile ittifaka açık olduğunu ortaya koydu. Bu ittifakın yasal bir çerçeveye kavuşturulması gerektiğini ve ittifak durumunda her bir partinin kendi kurumsal kimliği ile seçimlere girmesine ve aldığı oyun tespit edilebilmesine imkan veren bir formülün geliştirilmesi gerekliliğini vurguladı. Ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan MHP’nin çağrısına hızlı ve samimi bir yanıt geldi ve her iki parti ittifak komisyonlarını belirleyerek çalışmalara başladı.

MHP lideri Bahçeli bu basın toplantısıyla aslında 15 Temmuz işgal girişiminden itibaren devletin bekası temelinde yükselen AK Parti-MHP iş birliğini ileri bir aşamaya taşımak için adım attı. Bu adım Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin mecbur kıldığı partiler arası ittifak arayışlarının bir gereğiydi. Böylece partili cumhurbaşkanlığının ardından 2019’a giderken Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin somut siyasal yansımaları kendini göstermeye başladı.

Referandum kampanyası sırasında Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin içeriği ve siyasi anlamı muhalefetin manipülasyonları nedeniyle tam olarak tartışılamamış ve siyasal sistemde dönüşümün demokratikleşme açısından önemi anlaşılamamıştı. “Hayır” cephesi örneğin seçilme yaşının 18’e düşürülmesi, Parlamentodaki milletvekili sayısının 600’e çıkarılması gibi çeşitli değişiklikleri amaçlarından saptırarak referandum sürecinde sürekli olarak manipüle etti. Hatta Kılıçdaroğlu tarafından eğer referandumdan evet çıkarsa dört milyon Suriyeli’ye vatandaşlık verileceği bile iddia edildi. Bu tarz manipülasyonlar o dönemde yeni sistemin özünün ve üreteceği siyasal sonuçların yeterince anlaşılmasını engelledi.

Kutuplaşma Değil Uzlaşma

Ancak referandum sonuçlandıktan sonra Türkiye iç siyasetinde yaşanan gelişmelere daha soğukkanlı ve dingin bir şekilde bakıldığında, aslında bugün siyasal partilerin Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin gündeme getirdiği bazı zorunlulukları tecrübe ettiği daha iyi anlaşılmaktadır.

Bilindiği gibi söz konusu sistem iktidar olmak için yüzde 50+1 koşulunu getirmiştir ve bundan sonra bu koşul Türkiye siyasetinde belirleyici olacaktır. Öncelikle yeni sistemdeki yüzde 50+1 siyasal ve toplumsal uzlaşıyı kaçınılmaz kılmaktadır. Yeni dönemde siyasal partiler kuşatıcı olmak, mutabakatı daha fazla gözetmek ve seçmenin gönlüne girmek zorundadır. Bu bağlamda yeni sistemin kodlarının kendini göstermesiyle gündeme gelen blok siyaseti bir kutuplaşmayı değil tersine bu siyasal uzlaşıyı ifade etmektedir. Yeni sistemde halk oluşan bloklar aracılığıyla kimin kiminle mutabakata vardığını gözlemleyecek ve bir tercihte bulunacaktır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde partilerin başarısı kurdukları ittifakların ne derece toplumsal karşılığının olduğuna veya bu ittifak için toplumu ne kadar ikna edebildiğine bağlıdır.

Yeni sistemin siyasetin merkezine yerleştirdiği uzlaşı arayışı ve ittifak açısından bakıldığında AK Parti ve MHP’nin yerli ve milli siyaset üzerine uzlaşıya vardığını ve bu siyasetin toplumun kahir ekseriyetinde bir karşılığının olduğunu söylemek mümkündür. AK Parti-MHP ittifakı çerçevesinde MHP’nin realist bir siyasi tavır sergilediği söylenebilir. MHP yerli ve milli duruş zemininde zaten 15 Temmuz’dan itibaren AK Parti ile kurduğu iş birliğini yeni sistemin gereği olan ittifaka dönüştürmek istemiştir. Devlet Bahçeli’nin basın toplantısında Yenikapı ruhuna sadık kalacaklarını ve buna dayalı olarak yeni sistemi kurumsallaştırmak istediklerini beyan etmesi bunun en önemli işareti olarak yorumlanabilir. Çünkü MHP bir yandan küresel ve bölgesel kaos ortamında Türkiye için Yenikapı ruhunun öneminin, başka bir deyişle yerli ve milli siyaset takip etme gerekliliğinin diğer yandan bu siyaset tarzının toplumsal karşılığının farkındadır.

MHP’yi daha önceden içinde bulunduğu bloktan koparan unsur, bu blokun yerli ve milli siyaset izleme konusundaki zafiyetleri ve bunun toplumun genelinde yarattığı rahatsızlıktır. Başka bir deyişle taktiksel olarak kamuoyu önünde görünmeden iş birliği yapmayı tercih eden diğer bloktan (CHP-HDP ve diğer bazı küçük partiler) farklı olarak AK Parti ve MHP’nin ittifak görüşmelerini bu derece ilerletebilmeleri ve ittifak inşa süreçlerini şeffaf bir şekilde yürütebilmelerini sağlayan unsur bu ittifakın kendi seçmenleri ve toplum nezdinde bir karşılığının bulunmasıyla ilgilidir.

Koalisyon Değil Seçim Öncesi İttifak

AK Parti ve MHP arasında başlayan ittifak oluşturma süreci Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin başka bir öngörüsünün de somut siyasi çıktıya dönüşmeye başladığını göstermektedir. Bu öngörü Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde siyasi partiler arası uzlaşının parlamenter sistemdeki koalisyonlardan farklı formatlar kazanacağıdır. Siyasal sistemde dönüşüm tartışmalarında Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin Türkiye’de koalisyon hükümetlerini sonlandıracağı ancak bu durumun yeni sistemde uzlaşı arayışı ve iş birliklerinin olmayacağı anlamına gelmediği belirtilmiştir. Ancak uzlaşı arayışı açısından parlamenter sistem ile Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi arasında çok önemli bir fark vardır. Yeni sistemi parlamenter sistemden farklılaştıran, uzlaşının seçimler bittikten sonra parlamentoda parti liderleri veya siyasal elitler arasında değil büyük ölçüde doğrudan halk nezdinde aranmasıdır.

Parlamenter sistemde halk oyunu kullandıktan sonra partiler arasındaki olası koalisyon görüşmelerini ve pazarlıklarını sadece izlerken, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde seçim öncesindeki son ana kadar halk oy gücünü elinde tutmakta, taraftarı olduğu veya sempati duyduğu partinin ittifak girişimlerini değerlendirebilmektedir. Siyasi elitler arasındaki uzlaşının toplumsal karşılığı yoksa halk seçimde partisini cezalandırabilme kozunu veya ittifaktan vazgeçirme potansiyelini korumaktadır. AK Parti ve MHP seçimden önce dolayısıyla oy vermeme kozu hala halkın elindeyken ittifak görüşmelerini şeffaf bir şekilde sürdürmekte ve bu ittifakın yaratacağı olası memnuniyetsizlikler varsa bunları göğüslemeyi kabul etmektedir.

Ayrıca parlamenter sistemdeki koalisyonda halk yürütme gücünü hangi partilerin kullanacağını seçimden önce bilemezken, AK Parti-MHP ittifakı çerçevesinde eğer seçimi kazanırsa Erdoğan’ın yürütme gücünü kullanacağını bilmektedir. Bunun yanı sıra seçim sonrası dönemde MHP’nin AK Parti’ye olan desteğini çektiği bir senaryoda dahi parlamenter sistemin tersine yürütme gücü üzerinden bir siyasi kriz ortaya çıkmayacaktır. Bütün bu anlatılanlar göstermektedir ki Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde koalisyon değil seçim öncesi ittifak vardır. AK Parti ve MHP arasındaki süreç tam da bunun yansımasıdır. Dolayısıyla son zamanlarda yapılan Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildiği halde koalisyonlardan kurtulamadığımız eleştirisi yerinde değildir.

AK Parti ve MHP arasında bugüne kadar yaşanan süreç Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemindeki uzlaşı arayışının bir kısmını yansıtmaktadır. Yeni sistemde cumhurbaşkanı seçilen kişinin partisinin parlamentoda çoğunluğu sağlayamadığı durumda, cumhurbaşkanı parlamentoda belirli partilerin hassasiyetlerini gözeterek uzlaşı içinde çalışma zorunluluğunu hissedecektir. Dolayısıyla kurgusal olarak ifade edecek olursak 2019 seçimleri neticesinde AK Parti’nin Mecliste çoğunluğu elde edemediği bir tablonun ortaya çıkması durumunda, AK Parti ve MHP arasındaki ittifakın yasa yapım süreçlerinde TBMM’de de sürmesi kuvvetle muhtemeldir. Nitekim Bahçeli 2019’dan sonraki beş yıl boyunca da yeni sistemin kalıcı hale gelmesi için ittifakın gereğini yapacaklarını çok açıkça ifade etmiştir.

Sonuç olarak Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi koalisyonu değil ittifak arayışlarını zorunlu kılmaktadır. Bu ittifaklar toplumsal kutuplaşma değil siyasal ve toplumsal uzlaşıyı ifade eden blokları ortaya çıkarmaktadır. MHP’nin oy bandı düşünüldüğünde yeni sistemde bir blok içerisinde yer alması kaçınılmazdır. Bununla birlikte “hayır” cephesinden çıkarak AK Parti ile ittifak arayışına girmesinde AK Parti’nin benimsediği, MHP’nin değerler setiyle uyumlu olan ve toplumsal karşılığı bulunan yerli ve milli siyaset tarzı belirleyici olmuştur.


Etiketler »