Kriter > Ekonomi |

İki Tarz-ı Ekonomi ve İki Tarz-ı Finans


Yüksek faiz-düşük kur rejiminde üretim değil tüketim teşvik edilmiş olmaktadır. Bu açıdan özellikle sanayileşmekte olan ülkelerin bu rejimden olabildiğince uzak durmaya çalışması gerekmektedir.

İki Tarz-ı Ekonomi ve İki Tarz-ı Finans

Türkiye’de kurun seviyesinin ne olması gerektiği hususunda önemli düzeyde kafa karışıklığı bulunmaktadır. Dahası genel olarak da Türk lirası (TL) ne kadar değerli olursa bizim için o kadar iyi olacağı şeklinde bir anlayışla sıklıkla karşılaşılmaktadır. Fakat Türkiye için iyi olan şey TL’nin “olabildiğince değerli” olması değildir. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey TL’nin hatta belirli düzeyde “az değerli” olmasıdır.

İki Tarz-ı Ekonomi

İki tür faiz-kur rejimi vardır. Dışarıya açık olan ekonomiler bunlardan birisini “seçmek” durumundadır. “Yüksek faiz-düşük kur rejimi”nde yerli para birimi aşırı değerlidir ve bu durum yurt içindeki tüketicilerin yurt dışındaki mal ve hizmetleri daha ucuza satın alabilmeleri noktasında oldukça avantajlıdır. Yine bu rejimde yurt dışındaki (finansal) varlıkların yerli para birimi cinsinden değeri düştüğünden yurt dışından varlık ve borç edinimi de daha kolaydır. Bu yüzden bu rejim kısa vadede oldukça “avantajlı” görünür. Öte yandan bu rejime eşlik eden yüksek faiz politikası bir taraftan gelir dağılımını hatırı sayılır ölçüde bozarken diğer taraftan reel ekonominin gücünün azalmasına neden olmaktadır. Yerli para biriminin fazla değerli olması yerli üreticilerin rekabet gücünü azaltmakta ve ülkenin ihracat potansiyeline önemli ölçüde zarar vermektedir. Sonuç olarak bu rejimde üretim değil tüketim teşvik edilmiş olmaktadır. Bu açıdan özellikle sanayileşmekte olan ülkelerin bu rejimden olabildiğince uzak durmaya çalışması gerekmektedir.

 

“Düşük faiz-yüksek kur rejimi”nde ise yerli para biriminin az değerli olması yurt içindeki tüketicilerin yurt dışındaki mal ve hizmetleri satın alma gücünün az olması sonucunu doğurması hasebiyle dezavantajlıdır. Yine yurt içi yerleşiklerin yurt dışından varlık ve borç edinimi de bu rejimde daha zordur. Bu açıdan bu rejim kısa vade perspektifinden dezavantajlıdır. Öte yandan bu rejimde göreceli olarak düşük faiz oranlarının hüküm sürmesi hem reel ekonomi hem de gelir dağılımı açısından oldukça iyidir. Reel kesim bu rejimde kendisine sağlıklı bir şekilde gelişebileceği bir alan bulmaktadır. Gelir dağılımı da bu rejimde diğerine kıyasla daha sağlıklı bir yapıya sahip olabilmektedir. Yine bu rejimde ülke para biriminin göreceli olarak değersiz olması yerli üreticilerin uluslararası arenadaki rekabet güçlerini ve ihracat potansiyellerini önemli oranda arttırmaktadır. Sonuç olarak bu rejimde üretim ve reel ekonomi teşvik edilmektedir. Düşük faiz-yüksek kur rejimi uzun vade perspektifinden özellikle sanayileşmekte olan ülkeler için ciddi biçimde faydalıdır. Bu açıdan sanayileşmekte olan ülkelerin elden geldiğince bu rejimi benimsemeleri gerekmektedir.

Türkiye ekonomisi 2000’lerde oldukça önemli mesafeler kaydetmiş olmasına rağmen 2000’lerin büyük kısmında uygulanan yüksek faiz-düşük kur para politikası ülkenin daha da iyi bir performans göstermesinin önüne geçmiştir. Türkiye’nin 2000’lerde yüksek cari açık vermesinin arka planında enerji fiyatlarındaki artışın yanı sıra TL’nin aşırı değerli olması da oldukça önemli bir paya sahip olmuştur. Fakat ironik bir şekilde son yıllarda yaşanan kur saldırıları neticesinde 2003-2016 sürecinde aşırı değerli olan TL günümüzde olması gereken düzeylere gelmiştir ya da olması gereken düzeyin “hafif” daha altındadır. Bugün itibarıyla TL/dolar kuru için 5,50-5,60 seviyeleri oldukça normal seviyelerdir. Halihazırda faiz oranları yüksek olsa da enflasyonun yaz aylarında düşüşe geçmesiyle birlikte faiz oranlarında da düşüşler yaşanacaktır. Böylece herhangi bir ekstra arz şokunun yaşanmaması ve Türkiye’nin “şişirilmiş” risk priminin kontrol altına alınması durumunda “dinamik” Türkiye ekonomisi için düşük faiz-yüksek kur rejimine geçmek ve bu rejimi sürdürmek bugün olanaklar dahilindedir. Türkiye’nin ihtiyacı olan rejim de budur.

 

İki Tarz-ı Finans

Ülke ekonomilerinin gerek ticari gerekse de finansal olarak birbirleriyle ciddi düzeyde etkileşim içinde olduğu günümüz dünyasında ülkelerin finansal sistemlerinin nasıl bir çerçeveye, yapıya ve işleyişe sahip olduğu hem ülkenin uzun vadeli ekonomik planları hem de gelir dağılımı açısından oldukça önemlidir. 

En genel haliyle “kısmi rezerv bankacılığı” ve “yüzde yüz rezerv bankacılığı” şekilde iki tür finansal sistem bulunmaktadır. Günümüzde bunlardan ilki olan kısmi rezerv bankacılığı küresel ölçekte hüküm sürmektedir. Kısmi rezerv bankacılığında merkez bankaları kağıt parayı basarken mevduat bankaları da kredi tahsisi yoluyla elektronik para üretmektedir yani bankalar kelimenin tam anlamıyla (elektronik) para basmaktadır. 2018 itibarıyla Türkiye’de bulunan toplam para stokunun yüzde 13’ü Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) bastığı kağıt para iken yüzde 87’si mevduat bankaları tarafından basılan elektronik paradır. Bu sistemde bankalar zannedildiği gibi kredi verirken mevduata ihtiyaç duymamakta ancak krediyi verdikten sonra ortaya çıkan rezerv ihtiyacını ekstra mevduattan veya merkez bankasından borçlanma yoluyla temin etmektedir. Yine belirtmek gerekir ki bir banka kredi verdiği anda mevduat da üretmiş olduğundan bütün bankalar bir arada değerlendirildiğinde ortada bir mevduat problemi bulunmamaktadır. Bu çerçevede bir bankanın kredi verirken karşılaştığı asıl kısıt mevduat hacmi değil kredinin geri ödenmeme olasılığıdır. 

Yüzde yüz rezerv bankacılığı ise günümüzde uygulanmamakla birlikte zaman zaman uygulanabilirliği tartışılan bir sistemdir. Bu sistemde genel olarak kağıt veya elektronik para basımı tamamen merkez bankası bünyesinde iken mevduat bankaları da tam anlamıyla mevduattan kredi veren “gerçek” aracı kurumlar hüviyetindedir.

İronik bir şekilde günümüzde insanlar bu uygulanmayan sistemin hüküm sürmekte olduğunu ve bankaların borç alanlar ile borç verenler arasında gerçek anlamda birer “aracı kurum” vazifesi gördüğünü düşünmektedir. Fakat günümüzde bankalar bir aracı kurum olmaktan ziyade tam anlamıyla “borç vererek para üreten kurum” hüviyetindedir.

Belirtmek gerekir ki kısmi rezerv bankacılığının hüküm sürdüğü bir finansal sistem ile yüzde yüz rezerv bankacılığının hüküm sürdüğü bir finansal sistem arasında muazzam farklar bulunmaktadır. Bir ülkenin para politikası dizayn edilirken de içinde bulunulan finansal sistemin hangi özelliklere sahip olduğunun iyi bir şekilde anlaşılması ve buna göre hareket edilmesi zorunludur. Mevcut finansal sistem anlaşılmadığı ve hatta bazı noktalarda her iki tür finansal sistemin birbirine karıştırıldığı bir finansal anlayış üzerinden para politikası oluşturmak oldukça sorunlu olacak ve bu tutum ise ülke ekonomisine önemli miktarda zarar verebilecektir.

Belirtmek gerekir ki kısmi rezerv bankacılığında bankalar kazandıkları paranın büyük kısmını –iddia edildiği gibi “risk”e girdikleri için değil– devletin kendilerine vermiş olduğu elektronik para basma yetkisi sayesinde kazanmaktadır. Zira günümüz dünyasında büyüyen ekonomilerin artan para ihtiyaçları “ancak ve ancak” bankalardan çekilecek ekstra krediyle temin edilebilmektedir.

Bugün itibarıyla Türkiye’de özel şirketlerin bankalardan çektikleri toplam kredi miktarı bu özel şirketlerin öz kaynaklarının 1,3 katından daha fazladır. Yani şirketlerin toplam “işleyen sermaye”lerinin yüzde 57’si banka kredisi olup sadece yüzde 43’ü öz kaynaktır. Şu halde bankalar fiilen şirketlerin “büyük ortağı” konumundadır. Peki, neden? Cevap ise oldukça açıktır: Ekonominin büyümesiyle birlikte şirketlerin ortaya çıkan ekstra “para” ihtiyaçlarını giderebilecekleri tek merci bankalardır. Yani şirketler bir bütün halinde bankalardan çektikleri kredi hacmini azaltıp öz kaynak düzeylerini artıramazlar. Zira böyle bir “dünya” yoktur. İhtiyaç duyulan parayı basma yetkisi bankalarda olduğundan bu paraya erişmek için “kredi” çekmek ve sunulmakta olan bu hizmet karşılığında da “faiz” ödemek gerekmektedir.

Hasılı günümüz dünyasında kısmi rezerv bankacılığı hüküm sürse de bu sistem reel kesim aleyhine ve finansal kesim lehine olacak şekilde içinde ciddi oranda adaletsizlik ve verimsizlik barındırmaktadır. Dünya ekonomisinin ve insanların ihtiyacı olan sistem ise iyi işleyen yüzde yüz rezerv bankacılığı sistemidir.


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası