Kriter > Dosya > Dosya / Türkiye Yüzyılı |

Türkiye Yüzyılı’nda Nasıl Bir Dış Politika?


Türkiye’nin stratejik hedefi, ülkeyi değişmekte olan uluslararası sisteme etkin bir şekilde adapteyle küresel güç statüsüne kavuşmuş bir ülkeye dönüştürmek olmalıdır. Krizlere anlık ve tepkisel cevaplar yerine kapsamlı ve uzun vadeli stratejik planlamalar yapan Türkiye; vizyoner, esnek ve etkili bir dış politika stratejisiyle, gelecek yüzyılda küresel bir etkin güce dönüşebilir.

Türkiye Yüzyılı nda Nasıl Bir Dış Politika
(Dursun Aydemir/AA)

Geride bıraktığımız yirmi yıllık dönemde, Türkiye’nin dış politikası köklü bir değişim geçirdi. Söz konusu değişim, yüzyılı (1923-2023) kapsayan bir dış politika değerlendirmesi yapıldığında da AK Parti döneminin kendine has yenilikler ortaya çıkardığı tartışma götürmez bir gerçektir. Ancak bugün hem Türkiye’nin içinde bulunduğu bölge hem de uluslararası sistem, yeni ve kapsamlı bir meydan okumayla karşı karşıyadır. Bu yeni döneme Türkiye’nin dış, güvenlik ve savunma politikalarını bir arada bütüncül bir şekilde ele alan entegre bir strateji geliştirerek cevap vermesi gerekmektedir. Bu yazı bu stratejinin nasıl olması gerektiğine odaklanacak.

 

Küresel Belirsizliklere Hazır Bir Dış Politika

Küresel meydan okumaların başında, küresel sistemde yaşanan liderlik krizinin geldiği söylenebilir. Sorunların çözümünde aktif ve etkin bir şekilde rol oynaması beklenen uluslararası örgütler, fonksiyonlarını önemli ölçüde yitirdiler. Başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere siyasal, ekonomik ve güvenlik alanlarındaki uluslararası örgütler, mevcut krizlerin çözümünde inisiyatif alma konusunda etkisiz kaldılar. BM tarihsel bir meşruiyet krizi yaşıyor. Mevcut yapısıyla BM’nin küresel barışa katkı sunması giderek zorlaşıyor. Uluslararası ölçekte güçlü bir liderlik eksikliği de her geçen gün hissediliyor. Küresel barışı, küresel reformu ve adaleti öncelemek yerine, bütün liderler, kendi önceliklerini merkeze alacak şekilde hareket ediyor.

Uluslararası sistemde görülen bir başka değişim de küresel güç dağılımında yaşanan dönüşümdür. Batı’nın ekonomik, diplomatik ve askeri düzeylerdeki stratejik üstünlüğü giderek zayıflıyor, Batı dışı alanlarda yer alan aktörler uluslararası siyaseti daha fazla etkiliyor ve Asya giderek küresel siyasetin merkez çekim noktasına dönüşüyor. Günümüzde yaşanan hızlı teknolojik gelişmeler, dijitalleşmenin toplumsal yaşamın bütün alanlarını kapsaması, uzayın askeri amaçlar için kullanılmaya başlanması, sistemik rekabeti bütün alanlara yayıyor, küresel sistemde etkili bir aktöre dönüşmek arzusunda olan bütün aktörleri maddi kapasitelerini artırmaya sevk ediyor. Uluslararası siyaseti derinden etkileyen bir diğer alan ise ulus üstü meydan okumaların ve krizlerin çeşitlenmesi. İklim değişikliği, küresel sağlık krizleri, gıda güvenliği, biyolojik çeşitliğin azalması, enerji krizi, doğal kaynakların iklime bağlı olarak yetersiz kalması, terörizm, radikalleşme, İslam karşıtlığı ve düzensiz göç gibi küresel sorunlar uluslararası sistemi bir bütün olarak derinden etkiliyor.

Türkiye’nin mücavir coğrafyasında yaşanan eş zamanlı çatışmalar ise Türkiye’nin jeopolitik ortamında köklü değişimlerin ortaya çıktığını gösteriyor. Ukrayna’da devam eden savaş, Karadeniz bölgesinin güvenliği ve istikrarını olumsuz etkiliyor, Rusya’nın mütecaviz ve revizyonist politikaları, bölgede Soğuk Savaş sonrası oluşan jeopolitik statükonun kapsamlı bir değişim baskısıyla karşı karşıya kalmasına neden oluyor.

Öte yandan Yunanistan’ın uluslararası hukuka ve anlaşmalara uygun olmayan adımları, Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz ölçekli güvenliğini riske atıyor. Doğu Akdeniz’de enerji eksenli yaşanan bölgesel rekabet her geçen güç artıyor, iş birliği yerine çatışmacı yöntemlere başvurulduğu görülüyor. Güney Kafkasya’daki siyasi ve güvenlik ortamı, henüz kapsamlı bir anlaşmaya varılamaması nedeniyle oldukça kırılganlık arz ediyor. Azerbaycan’ın Karabağ’ın önemli bir kısmını özgürleştirmesinin ardından bölgede dengeler değişmiş olsa da bölge dışı aktörlerin çatışan çıkarları, rekabetin devam etmesine neden oluyor. Irak’ta son yıllarda yaşanan siyasi istikrarsızlıklar, Türkiye’nin birincil güvenlik önceliklerini doğrudan etkiliyor, yaşanan belirsizlik ve krizin derinleşme ihtimali, terör örgütlerine yeni fırsatlar sunuyor. İran’ın nükleer programı başta olmak üzere Irak ve Suriye’de takip ettiği siyaset, Ortadoğu bölgesi için riskler barındırıyor. Suriye’de kapsamlı bir çözüme ulaşılamamış olması ve Türkiye’nin sınırında yuvalanmış PKK/YPG terör örgütü hem Suriye’nin toprak bütünlüğüne tehdit oluşturuyor hem de Türkiye’nin sınır güvenliği başta olmak üzere ulusal güvenliğini olumsuz etkiliyor. Kuzey Afrika’da yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin bölgesel çıkarları için tehdit oluşturmaya devam ediyor. Ortadoğu ve Körfez bölgesinde bir normalleşme dönemine girilmiş olsa da Yemen’de devam eden savaş, bölgede devam eden silahlanma yarışı, devlet dışı silahlı aktörlerin ve terör örgütlerinin yaygınlaşması, Filistin meselesinde devam eden çözümsüzlük hali, istikrarlı bir bölgesel düzenin tesisi önündeki engeller arasında yer alıyor. Bir bütün olarak bakıldığında ise Ortadoğu’da istikrarlı ve kalıcı bir düzenin henüz tesis edilemediği görülüyor.

Uluslararası sistemde ise çok kutuplu bir ortamın oluşmakta olduğuna tanıklık edilse de önümüzdeki on yılda daha rekabetçi ve çatışmacı bir jeopolitik ortamın oluşacağı görülüyor. Uluslararası ortamın rekabetçi doğası, Türkiye’nin dış politika ve güvenlik önceliklerine yönelik riskler oluşturduğu gibi büyük fırsatlar da sunuyor.

Küresel ve bölgesel meydan okumalarla baş edebilmek ve krizlerin üstesinden gelmek için Türkiye, riskleri minimize eden fırsatları uluslararası konumunu etkin bir şekilde kullanmak suretiyle avantaja çevirerek, küresel sistemin en etkili aktörü haline dönüşmeyi, gelecek yüzyılın en önemli dış politika hedefi olarak belirlemelidir. Bu bağlamda Türkiye’nin önceliği yeni yüzyılda; bağımsızlığını merkeze alan, güvenliğini en üst düzeyde sağlayan, askeri gücünü pekiştiren, ekonomik refahını genişleten entegre bir dış, güvenlik ve savunma politikasını hayata geçirmektir. Amaç ise; Türkiye’nin elde ettiği kazanımları sağlamlaştırmak, içinde bulunduğu bölgede istikrara katkı sağlayarak, sürdürülebilir bir bölgesel düzenin oluşumuna katkı sunmak ve uluslararası sistemin dönüşümünde barışa, istikrara ve küresel güvenliğe maksimum destek vererek Türkiye’nin hak ettiği uluslararası konuma kavuşmasını sağlamaktır.

G20 Liderler Zirvesi, Endonezya
Bu yıl Endonezya'nın başkanlığını yürüttüğü G20 Liderler Zirvesi, "Birlikte Toparlanma Daha Güçlü Toparlanma" ana temasıyla Bali'nin güneyinde yer alan Nusa Dua Yarımadası'nda düzenlendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirve kapsamında ABD Başkanı Biden ile bir araya geldi. (Murat Kula/AA, 15 Kasım 2022)

 

Bütüncül Dış Politika

Türkiye’nin yeni yüzyılda dış, güvenlik ve savunma politikalarının entegrasyonuna yönelik dış politikada sahip olması gereken beş temel ilke bulunmalıdır. İlk ilke, diplomasi anlayışının merkeze alındığı “çok taraflı ve girişimci diplomasinin etkin bir şekille kullanılmasıdır.” İkinci ilke ise “güvenlik” ilkesi olmalıdır. Türkiye’nin önceliği, ulusal güvenliğini garanti altına alarak, bölgesel güvenlik krizlerinin derinleşmesinin önüne geçmek ve çözümleri için iş birliğine dayalı güvenlik perspektifiyle katkı sunmak olmalıdır. Güvenlik ilkesi, aynı zamanda Türkiye’nin caydırıcı askeri güç statüsünü, teknolojik gelişmeleri dikkate alarak pekiştirmek ve ulusal güvenliği tehdit edildiğinde gerektiğinde tek taraflı olarak güç kullanma seçeneğine başvurmaktır. Üçüncü ilke, toprak bütünlüğüne ve uluslararası anlaşmalara sadık kalmayı taahhüt eden “uluslararası hukuka saygıyı” içermelidir. Dördüncü ilke, yakın, komşu ve uzak bölgelerle maksimum “ekonomik iş birliğini” öncelemelidir. Beşinci ilke ise farklı kültür ve medeniyet coğrafyalarıyla karşılıklı etkileşimi merkeze alarak “insani diplomasiyi” esas almalıdır.

Bu bağlamda Türkiye’nin stratejik hedefi, Cumhuriyetin yeni yüzyılında Türkiye’yi değişmekte olan uluslararası sisteme etkin şekilde adapte ederek küresel güç statüsüne kavuşmuş bir ülkeye dönüştürmek olmalıdır. Krizlere, anlık ve tepkisel cevaplar yerine kapsamlı ve uzun vadeli stratejik planlamalar yapan, vizyoner, esnek ve etkili bir dış politika stratejisine sahip Türkiye ancak gelecek yüzyılda küresel bir etkin güce dönüşebilir.

 

Çok Katmanlı Dış Politika

Türkiye’nin yeni yüzyılda dış politikasını; ulusal ölçekten küresel ölçeğe doğru kademeli bir şekilde planlayıp; güvenlik, savunma ve ekonomik stratejileriyle entegre bir şekilde ele alarak sorunlara bütünsel bir perspektiften yaklaşması en doğru tutumdur. Bu bağlamda dış politikanın beş stratejik katmanda planlanması gerekir.

 Ulusal ölçekte dış politikanın stratejik planlaması bağlamında ilk katman bütün devlet kurumlarının aynı stratejik hedefe doğru yönelmesini sağlayacak olan ortak bir yol haritasından oluşmalıdır. Diğer bir ifade ile Türkiye’nin yol haritasını gösterecek bir “Büyük Strateji”ye ihtiyacı vardır. Dış politikanın birinci katmanında hedef, mutlak anavatan güvenliğini sağlayan, sınırlarına yönelik tehditleri caydıran ve önleyen etkin ve dayanaklı bir devlet yapısı inşa ederek, küresel dış politika ufkuna odaklanan etkin, dayanıklı ve birbiriyle aynı stratejik hedefe yönelmiş kurumsal bir vizyon oluşturmaktır.

Dış politikanın ikinci katmanını komşu ülkeler oluşturmaktadır. Bu bağlamda Türkiye’nin dış politikası; istikrarı önceleyen, krizlerin çözümünde ikili diplomatik mekanizmaları merkeze alan, çok boyutlu sorunlarda ise çok taraflı diplomatik mekanizmaları uygulamaya alan bir anlayışa sahip olmalıdır. Öte yandan sınır güvenliğini sağlamlaştıran, terörizme karşı mücadeleden vazgeçmeyen, egemenlik haklarını çiğnetmeyen aktif bir güvenlik politikasını uygulamaya devam etmelidir. Bu bağlamda, birkaç dış politika dosyası, öncelikli konular arasında kısa vadede yer almaktadır.

Türkiye, öncelikli olarak Suriye ve Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması, bu ülkelerde terör örgütlerinin ortadan kaldırılması ve Irak’ta kapsamlı bir istikrarın oluşturulmasını esas alan bir politika benimsemelidir. Suriye’de kapsamlı bir çözüme kavuşana kadar Türkiye, bölgenin istikrarını öncelemeye, güvenli bölgelerde devam eden çatışma sonrası istikrar sağlama sürecini desteklemeye, yeni göç hareketliliğinin oluşmasını engellemeye ve Türkiye’de geçici koruma statüsünde bulunan sığınmacıların geri dönüşünü kolaylaştıracak mekanizmaları daha etkin şekilde hayata geçirmeye devam etmelidir. Bu kapsamda güvenli bölgelerin geleceğini garanti altına alacak, idari, siyasi, güvenlik ve sosyoekonomik alt yapının güçlendirilmesi yönündeki politikalara aktif şekilde devam etmelidir. Türkiye, İran ile başta ekonomik ilişkiler olmak üzere birçok alanda yürüttüğü iş birliğini devam ettirmeli ancak İran’ın potansiyel rakip olduğu noktasındaki bakış açısını değiştirmemelidir.

Yunanistan’ın Ege sorunları dahil olmak üzere son dönemde giriştiği angajmanların yeni dönemde de risk unsurları oluşturmaya devam edeceği görülmektedir. Ege Denizi kaynaklı kara suları, kıta sahanlığı, adaların silahlandırılması, hava sahası ve statüsü belli olmayan formasyonlar gibi sorunların çözümü konusunda Türkiye, ikili düzeydeki her türlü diplomatik müzakereye açık olmalıdır. Türkiye, bölgede çatışmadan değil barıştan yana olmalı, ancak Yunanistan tarafından atılacak adımlar, Türkiye’nin güvenliğini riske etmeye devam ettiği takdirde her türlü karşı adımı atmaya hazır olmalıdır. Türkiye’nin temel önceliği, egemenlik haklarını korumak ve güvenliğini sağlamlaştırmaktır.

Son dönemlerde Doğu Akdeniz ölçekli yaşanan enerji rekabeti, Türkiye’nin ikinci dış politika katmanında öncelikli konuları arasında yer almaktadır. Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları üzerinde Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını hiçe sayarak atılacak her türlü adımın karşısında olmalı ve haklarından asla taviz vermemelidir. Bu kapsamda Türkiye Doğu Akdeniz’de istikrarlı bir düzene, adil paylaşıma ve çok taraflı ortaklığa dayanan her türlü diplomatik, siyasi ve ekonomik zemini desteklemelidir. Bu politikasından vazgeçmeyeceği gibi Türkiye aleyhine cereyan edebilecek birtakım oldubittilerin de üstesinden gelmeye hazırlıklı olmalıdır.

Türkiye, Ukrayna’da devam eden savaşı bölgesel ve küresel istikrar için en büyük risklerden biri olarak görmektedir. Savaş öncesinde Türkiye, savaşın önlenmesi için ikili ve çok taraflı mekanizmalarda elinden geleni yaparak diplomatik bir çözümün hayata geçirilmesine aktif şekilde katkı sundu. Savaşın başlamasından sonra ise Türkiye sahada etkili çözüm üreten tek arabulucu ülkeye dönüştü; başta tarafların bir araya getirilmesi olmak üzere, Tahıl Koridoru anlaşmasının hayata geçirilmesi ve Rusya ile Ukrayna arasında esir takası anlaşmasının yapılması konusunda başarılı çözüm üretebilen tek ülke. Türkiye’nin önceliği, savaşın bir an önce durdurularak, Rusya’nın işgal ettiği topraklardan geri çekilmesi ve sonrasında diplomatik bir zeminde kapsamlı bir anlaşma yapılması yönünde olmalı ancak Ukrayna konusunda her türlü senaryoya da hazırlıklı olmalıdır.

Mavi Vatan-2022 Tatbikatı'nın Seçkin Gözlemci Günü
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Karadeniz, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz'de düzenlenen Mavi Vatan-2022 Tatbikatı'nın Seçkin Gözlemci Günü yapıldı. (Durmuş Genç/AA, 21 Nisan 2022)

 

Güney Kafkasya’nın istikrarı, tıpkı diğer bölgelerde olduğu gibi Türkiye’nin dış ve güvenlik siyasetinin merkezinde yer almaktadır. Azerbaycan’ın, işgal altında bulunan topraklarını özgürleştirmesini ve barışın kapsamlı bir anlaşmayla sağlamlaştırılmasını desteklemeye devam etmelidir. Ermenistan ile devam eden normalleşme sürecini hızlandırarak daha etkin bir komşuluk ilişkisiyle, bölgesel barış ve refahın inşası için aktif bir rol oynamalıdır.

Türkiye dış politikamızın üçüncü katmanını komşu coğrafyalar ve bölgeler oluşturmaktadır. Bu bölgelerdeki hedefi, Türkiye’nin diplomatik etkinliğini derinleştirmek, kazançlarını pekiştirmek ve istikrarlı bir düzenin tesis edilmesine siyasi, ekonomik ve güvenlik seviyelerinde katkı sunmak şeklinde olmalıdır. Komşu coğrafyalardaki hedefi, öncelikli olarak bölgesel güvenlik mimarisinin sağlam temeller üzerinde inşa edilerek, bölgesel istikrarın sağlanması ve ekonomik, siyasi ve güvenlik iş birliklerin artırılmasıdır. Avrupa ile olan ilişkileri ise Türkiye stratejik bir mesele olarak görmeli, ekonomik ilişkilerin derinleştirilmesi bağlamında ikili ve çok taraflı ekonomik süreçlerin içinde yer almaya devam etmelidir. Bu anlamda Türkiye’nin hedefi, Avrupa içindeki ekonomik konumunu pekiştirerek etkili bir ekonomik aktöre dönüşmek olmalıdır.

Öte yandan özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı’yla ortaya çıkan yeni risk ve tehdit algısı bağlamında Türkiye, Avrupa güvenlik ve savunma mimarisinin güçlü ve etkili bir parçası olmaya devam etmelidir. Türkiye’nin tam dahil olmadığı bir Avrupa’da güvenlik ve istikrarın sağlanması mümkün değildir. Balkanlar’daki istikrarın sağlanması ve potansiyel çatışma nedenlerinin ortadan kaldırılması için bugüne kadar benimsediği diplomatik çok taraflı mekanizmaları, daha etkin bir şekilde kullanarak, bölgede kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışın tesis edilmesi için her türlü desteği vermeye devam etmelidir. Türkiye’nin Orta Asya bölgesi ile olan tarihi ve kültürel bağlarını, diplomatik ve ekonomik seviyelerde pekiştirmiş, Türk Devletler Teşkilatı’nın kurulmasıyla da kurumsal bir karaktere kavuşturmuştur. Ekonomik rekabetin giderek yoğunlaştığı bir dönemde Türkiye, Orta Asya’daki jeopolitik derinliğini sağlamlaştıracak siyasi ve askeri araçları çeşitlendirecek her türlü mekanizmayı hayata geçirecektir. Türkiye ekonomik, siyasi ve askeri-teknolojik alanda elde ettiği bütün kazanım ve kabiliyetleri bölge ülkeleriyle paylaşmaya devam etmelidir.

Türkiye’nin dördüncü katmanını oluşturan bölge daha geniş bir alanı kapsamaktadır. Bir bütün olarak Afrika, Latin Amerika ve Asya gibi bölgelerden oluşan dördüncü stratejik katman Türkiye’nin küresel bir aktör olma yolunda diplomatik ve ekonomik öncelikleri arasında yer almaktadır. Afrika’da Türkiye’nin hedefi, diplomatik ağını genişletmek ve kazan-kazan stratejisi bağlamında Afrika ülkeleriyle kurulan ortaklık zeminlerini bölgesel iş birliği ekseninde güçlendirmek, insani yardımlardaki öncü konumunu pekiştirmek ve yumuşak gücünü derinleştirmek suretiyle Afrika’nın karşı karşıya kaldığı meydan okumaların üstesinden gelinmesi noktasında yardımcı olmaktır. Yeniden Asya açılımı bağlamında Türkiye, Asya’nın yükselen ekonomik dinamikleri içinde rekabetçi kapasitesini geliştirerek, bölgesel iş birliği mekanizmalarının içinde daha etkin bir rol oynamalıdır.

Türkiye’nin gelecek dış politika vizyonunun odaklanması gereken beşinci katman ise küresel aktör ve kurumlardan oluşan küresel sistemdir. Türkiye uzun yıllardır küresel sistemin reforme edilmesi konusunda yoğun bir çaba sarf etmektedir. Çözülmeyi bekleyen birçok ulus üstü sorun ancak çok taraflılığın hakim olduğu sağlıklı, şeffaf, etkin ve hesap verebilir bir küresel yönetişim mimarisinin oluşturulmasıyla mümkündür. Bu kapsamda Türkiye BM’nin reforme edilmesi konusundaki teklifini bütün uluslararası ortamlarda seslendirmeye devam etmeli ve BM reformu konusunda yeni bir uzlaşının sağlanması ve cesur bir reform paketinin hayata geçirilmesi konusunda ısrarlı davranmalıdır.

Türkiye’nin Cumhuriyetin yeni yüzyılında cari büyük güç statüsüne ulaşması için dış politikasında kapsamlı bir yol haritası geliştirerek, özerkliğini derinleştirecek maddi güç unsurlarına yatırım yapması birincil önceliği olmalı; bütün dış, güvenlik ve savunma politikaları bu hedef doğrultusunda planlanmalıdır. Ancak böylesi bir planlama ile Türkiye Yüzyılı’nda büyük güç Türkiye’yi inşa etmek mümkün olabilir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası