Kriter > Siyaset |

Anomi(k) Bir Siyasi Oluşum Olarak HDP


 Halkların Demokratik Partisi (HDP) üçüncü olağan kongresini Şubat ayı içinde yaptı. Pervin Buldan ve Sezai Temelli eş genel başkanlığa seçilirken cezaevinde bulunan bir önceki eş genel başkan Selahattin Demirtaş parti meclisi üyesi oldu. Ancak kongrede yaşananlar ve verilen mesajlar HDP’nin Türkiye’nin demokratik anayasal sisteminin temel değer ve normlarından ne ölçüde sapmış ve onları yok sayan (anomik) bir siyasi örgütlenme olduğunu tekrar tescil etmiş oldu.

Anomi k Bir Siyasi Oluşum Olarak HDP

Halkların Demokratik Partisi (HDP) üçüncü olağan kongresini Şubat ayı içinde yaptı. Pervin Buldan ve Sezai Temelli eş genel başkanlığa seçilirken cezaevinde bulunan bir önceki eş genel başkan Selahattin Demirtaş parti meclisi üyesi oldu. Ancak kongrede yaşananlar ve verilen mesajlar HDP’nin Türkiye’nin demokratik anayasal sisteminin temel değer ve normlarından ne ölçüde sapmış ve onları yok sayan (anomik) bir siyasi örgütlenme olduğunu tekrar tescil etmiş oldu. İstiklal Marşı’nın okunmadığı, terör örgütü elebaşına selamların/saygıların gönderildiği, Afrin harekatı nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) hakaretlerin edildiği, tüm bunlara karşılık terör örgütü PKK ve onun Suriye’deki temsilcileri PYD ve YPG’nin katlettiği sivillere dair ufacık bir imanın yapılmadığı bir kongre sonrasında HDP’nin Türkiye’nin siyasi ve anayasal sistemi içindeki yerinin gerçek bir sorgulamaya tabi tutulması ihtiyacı bir zorunluluk halini almıştır. HDP’nin bugüne kadar izlediği bilinçli politikanın ürünlerini ortaya koyan bu gelişmeler, onun Türkiye’nin anayasal ve siyasi sistemine karşı üstlendiği kural tanımaz rolün de birer ürünü olarak değerlendirilmelidir.

HDP’nin Kural Tanımazlığı

Anomi sosyoloji literatüründe “normsuzluk” durumunu ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Bu yazıda kullanılacağı şekliyle anomi toplumdan kaynaklanan bir kuralsızlık durumundan öte bizzat HDP’nin siyasal sistem içinde yarattığı bir kuralsızlığı ifade etmektedir. Dolayısıyla bir yıkıcılık durumunu işaret etmektedir.

Normlar toplumsal düzenin sağlanabilmesi ve böylece toplumun aktörleri arasındaki çatışmanın ortadan kaldırılabilmesine hizmet eden kurallardır. Bu kurallar toplumun üzerinde uzlaştığı temel değerlerin somutlaşmış biçimlerini ortaya koyarlar. Dolayısıyla normlara uyarak aslında bir arada yaşamanın ön koşulu olan toplumsal değerleri benimsediğinizi ve çatışmaktan kaçınarak toplumsal bütünlüğün devamlılığına hizmet edeceğinizi de beyan etmiş olursunuz. Kuşkusuz makro düzeyde tüm toplumsal alan için geçerli olan bu durum mikro ölçekte siyaset kurumu açısından da geçerlidir. Siyasete dair değerlere ve bunlar etrafında somutlaşan normlara uymak bir yandan siyasal sistemin içinde meşru bir aktör olmaya diğer yandan ise sistemin çatışmasızlık ekseninde devamlılığına olan inanca işaret etmektedir. Söz konusu inanca sahip olunmaması bir “kural tanımazlık” durumunun varlığını göstermektedir. Bugün için HDP bu kural tanımazlık halinin siyasetteki en önemli temsilcisi olarak anomik bir aktördür.

HDP’nin Türkiye’nin siyasal ve anayasal sistemi için sahip olduğu normsuzluk durumunun iki boyutundan söz edilebilir:

  1. Bir siyasal örgütlenme olarak ortaya çıktığı ve siyaset yaptığı norm alanını tanımayarak varlıksal bir meşruiyet krizi yaşamakta ve bunu terör örgütü PKK ile arasında bir ilişki biçimine dönüştürmektedir.
  2. İlkinin nihai amacı olarak siyaset yaparken uyması gereken kurallar sistematiğinin kaynağını düşmanlaştırarak onu yıkmaya başka bir ifadeyle anomik bir toplum yaratmaya çalışmaktadır.

Her iki durumun HDP açısından ortaya çıkardığı başlıca sonuç, meşru siyasal amaçları olan bir siyasi parti olmak yerine PKK’nın terör yoluyla açmayı hedeflediği alanı meşrulaştırmaya hizmet eden bir aparata dönüşmüş olmasıdır. İşin ilginç tarafı -Türkiyelilik söylemleri ile HDP’nin bazı kesimlerce “cici” ilan edildiği dönemler de dahil- hiçbir zaman bunu olumsuzlayan davranışlar göstermek bir tarafa siyaseten dahi inkar etme yolunu seçmemiştir.

HDP’nin anomik bir siyasi örgüt olarak belirginleşmesi, onun bugüne kadar Kürt siyaseti içinde üstlendiğini iddia etiği rolün de sahiciliğinin olmadığı sonucunu ortaya çıkarmıştır. Hendek terörü sonrasında iyice belirginleşen bu durum HDP’nin Kürt siyaseti üzerinde Kandil’in belirlediği alanı aşamayan politikalarının da iflasını işaret etmektedir.

Afrin harekatı ile başlayan süreçte HDP’nin PKK ile ilişkisinin çerçevesini yeni bir söylem üzerinden üretmeye çalıştığı görülmektedir. HDP 3. Olağan Kongresi’nde yaşananlara bakıldığında Türkiye’nin toprak bütünlüğünü korumak adına giriştiği ve uluslararası hukuk açısından da son derece meşru bir temel üzerinde yürütülen Zeytin Dalı Harekatı HDP’yi oldukça rahatsız etmiş gözükmektedir. Ancak bu durumu PKK’nın dış destekçilerinin mevcut ruh halinden farklı düşünmemek gerekir. Çünkü Türkiye’nin izlediği tavizsiz ve dik duruş sergileyen siyasi iradesinden rahatsız olan emperyalist güçler ile HDP’nin menfaatlerinin ortaklığı artık fazlasıyla alenileşmiştir. Politik kimliğini antiemperyalizm üzerinden üreten bir oluşum için bu ortaklığın trajedisi ise başka bir tartışmanın konusudur.

Erdoğan’ın Liderliği Tüm Tehditleri Boşa Çıkarıyor

6-7 Ekim 2015 katliamı ve hendek terörü ile istediği sonucu alamayan HDP 15 Temmuz darbe girişiminin başarısızlığa uğraması ile daha da marjinal bir kimliğe bürünmüştür. Uluslararası vesayet odaklarının kirli bir aparatı olan FETÖ’nün devletten tasfiyesi PKK ile mücadeleyi yeni bir aşamaya sokarak başta güvenlik bürokrasisi olmak üzere devlete sızmış olan FETÖ’cülerin PKK’ya açtığı alanı ortadan kaldırmıştır. Ülke içinde terör örgütlerine karşı sağlanan başarı TSK’nın önce el-Bab’da, sonrasında ise Afrin’deki terör yapılanmalarına karşı giriştiği operasyonlarla sınır ötesi bir aşamaya taşınmıştır. Türkiye’nin aleyhine gerçekleştirilen tüm girişimlerin Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde teker teker bertaraf edilmesi ülkenin bölgedeki gücünü konsolide etmesini sağlamıştır. Tam da bu aşamada Türkiye’yi oyun kurucu bir aktör olarak görmek istemeyenlerin türlü planlarını devreye sokmaya çalışmaları ile HDP’nin sergilediği tutumun birlikte okunması önemli ipuçlarının elde edilmesini kolaylaştıracaktır. Aslında bu durum bir anlamda HDP-PKK çizgisinin çaresizliğinin de ilanı biçiminde okunmalıdır. Afrin’de sıkışan ve yenilmeye mahkum olan örgütün tek umudu kara bir propaganda ile dünya kamuoyunu Türkiye aleyhine kışkırtmaktır. Bunun sivil ayağını ise aynı hendek teröründe yaptığı gibi “direniş” söylemi üzerinden HDP yürütmektedir. Ancak hem HDP’nin hem de Kandil’deki teröristlerin halen göremedikleri ve hesaba katmadıkları husus Türkiye’nin bugüne dek hiç olmadığı kadar kararlı bir tutum ile hem diplomatik hem de askeri bütün seçeneklerini kullanıyor olmasıdır.

HDP’nin Çöküşü

HDP yalnızca varlıksal değil aynı zamanda entelektüel sermaye noktasında da ciddi bir kriz yaşamaktadır. Sol ve liberal bazı çevreler için halen bir muhalefet aygıtı olma potansiyeli taşıdığı düşünülmektedir. HDP’yi romantik bir ütopyanın aracı olarak konumlandıran bu çevreler yarattıkları ülke gerçeklerinden kopuk düşünsel iklim içinde parti siyasetinin anomikleşmesini kolaylaştırmakta ve bu ütopyaya inandırmaktadırlar.

Bugün gelinen noktada HDP siyasal ve anayasal sistemin değer ve normlarını yok sayan tutum ve politikalarıyla Türkiye’nin çıkarlarına hizmet etmekten çok uzak bir görüntü vermektedir. HDP’nin bir anlamda kendi hazırlamış olduğu tuzağa düştüğü de ifade edilebilir. İzlediği politikaların toplumda hala bir karşılığı olmadığını anlamamakta, anomik bir toplum yaratarak terörü meşrulaştırma çabasının ters teptiğini fark edememektedir. Ya da tüm bunları görmekte, izlediği stratejinin iflas ettiğinin farkında olarak gerilimi yükseltmeyi tercih etmektedir. Ancak hangisi geçerli olursa olsun bundan sonraki aşamada HDP’nin anomik bir siyasi örgütlenme olarak anayasal ve siyasal sistemin meşru aktörleri nezdinde marjinalleşmiş bir oluşum muamelesi görmemesi için hiçbir nedenin kalmadığı belirtilmelidir.


Etiketler »