Kriter > Siyaset |

Askeri Boyutuyla Zeytin Dalı Harekatı


Zeytin Dalı Harekatı Fırat Kalkanı’ndan sonra Türkiye’nin Suriye içinde yürüttüğü ikinci askeri harekat niteliğini taşıyor. Güvenlik açısından terör tehdidinin bertaraf edilmesi, sınır güvenliği ve mülteci yükünü hafifletmek amacıyla güvenli bölgeler oluşturulması harekatın temel hedefleri olarak ön plana çıkıyor.

Askeri Boyutuyla Zeytin Dalı Harekatı

Zeytin Dalı Harekatı Fırat Kalkanı’ndan sonra Türkiye’nin Suriye içinde yürüttüğü ikinci askeri harekat niteliğini taşıyor. Güvenlik açısından terör tehdidinin bertaraf edilmesi, sınır güvenliği ve mülteci yükünü hafifletmek amacıyla güvenli bölgeler oluşturulması harekatın temel hedefleri olarak ön plana çıkıyor. Harekatın başladığına dair Genelkurmay Başkanlığının yayımladığı metin de bu noktaları işaret ediyor

Harekat, ülkemizin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları, BMGK’nin terörle mücadeleye yönelik özellikle 1624 (2005), 2170 (2014) ve 2178 (2014) sayılı kararları ve BM sözleşmesinin 51’inci maddesinde yer alan Meşru Müdafaa Hakkı çerçevesinde, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olarak icra edilmektedir.

Ulusal güvenliği doğrudan ilgilendiriyor olması nedeniyle bu hedeflerin hepsi oldukça kritik. Stratejik açıdan ise Türkiye ile Ortadoğu’nun derinliği bir başka deyişle Arap dünyası arasında oluşacak bir bariyerin önüne geçilmesi açısından zorunlu bir harekattı. Dolayısıyla harekatın meşruiyeti ve gerekliliği konusunda da bir şüphe yok. PYD’nin Afrin bölgesinden Türkiye topraklarına gerçekleştirdiği saldırılar ve sınırdaki tahkimatına dair medyaya yansıyan görüntüler ise harekatın zorunluluğunu ortaya koyuyor. Bu yönüyle harekat gerektiği kadar tartışılmış durumda.

Harekata dair askeri açıdan yapılan değerlendirmeler ise henüz tatmin edici bir seviyede değil. Harekatın yavaş ilerlemesi üzerinden bir tartışma yapılmakta. Fakat gerçekten yavaş gidip gitmediği sorgulanmamakta ya da bu durumun nedenleri çoğu zaman ıskalanmaktadır. Aynı şekilde Türkiye’nin birlikte hareket ettiği Özgür Suriye Ordusu yersiz tartışmalara konu edildi. Ülkemizin ulusal güvenliğini ilgilendiren bir konuda Türkiye ile çalışmaya başladığı andan itibaren bazı mihraklar tarafından terörle itham edilmiş olması oldukça manidardır. Bütün bu yersiz yaftalamalar ise yeni nesil savaşların karakteri ve düzenli orduların milislerle birlikte nasıl hareket edebileceği konusu üzerinde düşünülmesini perdelemiş durumda.

Askeri Kuşatma ve Hava Harekatı

Türkiye’nin yürüttüğü harekatın ilerleyişine bakıldığında bir kuşatma harekatı olarak planlandığı görülmektedir. Farklı noktalarda açılan cephelerden ilerleme sağlanmaktadır. Öte yandan bu cepheler birbirleri ile birleşmekte ve şehir merkezine doğru ilerlemektedir.

Kullanılan askeri unsurlar hava ve kara gücünden oluşmaktadır. 20 Ocak günü 72 F-16 uçağı havalanarak önceden belirlenen hedefleri bombalamıştır. Bu sayı TSK’nın envanterinde olduğu ifade edilen F-16 envanterinin yaklaşık dörtte birini oluşturmaktadır. Ayrıca bu durum 15 Temmuz sonrasında hava kuvvetlerinin zayıfladığı ve pilot kalmadığı şeklinde yayılan FETÖ propagandasının gerçekliğe tekabül etmediğini göstermesi açısından önemlidir.

Gerek konvansiyonel gerekse hibrit savaşlarda ilk vuruş her zaman önemlidir ve düşmanın gücünü kırma amacı taşır. Havadan yapılan ilk sortilerle örgütün silah depoları yok edilmiş ve karada ilerleyecek olan kuvvetlere karşı beklenen direnç önemli ölçüde kırılmıştır. Asimetrik bir güç unsuru olması dolayısıyla hava desteği YPG militanlarının motivasyonunu bozarken TSK ve ÖSO unsurlarının ise moral üstünlüğünü de elde tutmalarını sağlamaktadır. Nitekim ÖSO’nun Suriye krizinin başından beri hava gücü eşliğinde ilk kez muharebe yürütüyor olması da ÖSO’yu TSK ile birlikte hareket etme noktasında motive etmektedir. Harekat boyunca hava gücü bu temel işlevinin yanında kara unsurlarının önünü açma fonksiyonunu devam ettirecektir. Bu açıdan Rusya ile varılan mutabakatın devam etmesi ve Suriye hava sahasının Türk uçaklarına açık kalması açısından önem taşımaktadır. Bugüne kadar harekatın gidişatını etkileyecek ölçüde bir aksaklık yaşanmamıştır. Şubat ayının başında birkaç günlük kesintinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Putin’in telefon görüşmesiyle bu sorun aşılmış ve hava harekatı tekrar başlamıştır.

Kara Harekatının İki Unsuru

Karadan yapılan operasyonlar harekatın ilerleyişi açısından temel öneme sahiptir. Kara harekatının iki ana aşamadan oluştuğu görülmektedir: Birinci aşamada kırsal alanlar terörden arındırılacak, ikinci aşamada ise Afrin şehir merkezi YPG’den temizlenerek kontrol altına alınacaktır. İlk hava harekatının ardından kara birlikleri Hatay-Kilis hattından sınır ötesine geçerek ilerlemeye başlamıştır. 23 Şubat’tan itibaren ise Azez’den de yeni bir cephe açılmıştır. Harekatın yirminci gününden itibaren cephe sayısı yediye ulaşmıştır. İlk etapta bu cephelerin birleşmesi ile sınır hattının tamamen kontrol altına alınması hedeflenmektedir. Böylece terör örgütünün aşağıya doğru süpürülmesi kolaylaşacaktır.

TSK terörle mücadelesi dolayısıyla kara operasyonları noktasında on yıllara dayanan bir tecrübeye sahiptir. Ancak gerek Fırat Kalkanı gerekse Zeytin Dalı Harekatı Türkiye ve Irak topraklarında PKK’ya karşı yürütülen operasyonlardan önemli ölçüde ayrılmaktadır. Her şeyden önce bu harekatlarda hedef terör örgütleri olsa da dağlık ve kırsal alanda yürütülen mücadeleden farklı olarak birer kuşatma ve süpürme harekatıdır. Bir başka fark ise terör örgütlerinin sahip olduğu kapasite ve hareket etme tarzlarıdır. Ne DEAŞ ne de YPG hafif silahlarla vur-kaç yapan mobil durumdaki az sayıda gruplardan oluşmamaktadır. Aksine bu örgütler belirli bir coğrafyada alan kontrolü yapan, ağır silahları kullanan ve düzenli ordu eğitimi almış sayıları binlerle ifade edilen yapılardır.

Karadan ilerleme birçok açıdan değerlendirilebilir ancak üzerinde durulması gereken iki önemli husus bulunmaktadır: Birincisi TSK’nın ÖSO ile birlikte hareket ediyor olması, ikincisi ise operasyon bölgesinin coğrafi koşulları.

Bu hibrit yapılara karşı uygun şartlarda savaşmak kaçınılmaz olmaktadır. Türkiye’nin Suriye krizinin yarattığı tehditler karşısında önemli tecrübeler elde etmesi saha gerçeklerine uygun yeni araçların devreye sokulması noktasında aynı zamanda öğretici bir süreç olmuştur. Bunun başında da ÖSO unsurları ile birlikte çalışmak geliyor. Ayrıca ortak bir tehdide karşı birlikte hareket etmek ayrı bir motivasyon kaynağıdır. Fakat düzenli ordu ile milis kuvvetlerin birlikte hareket etmelerinin çeşitli zorlukları da göz önünde bulundurulmalıdır. Düzenli ordular doğal olarak disiplinli ve organize bir şekilde hareket ederler. Askeri bir doktrine sahiptirler ve detaylı planlar çerçevesinde ilerleme kaydederler. Görev tanımları da nettir. Milis birlikler ise profesyonel değildirler. Çoğu zaman eğitimleri saha tecrübesinden ibarettir ya da kısa bir süre için eğitim almaktadırlar. Dini ya da etnik bir motivasyon kaynağına sahip değillerse sahada elde ettikleri başarı bu anlamda belirleyici olmaktadır. Bunun yanı sıra hızlı hareket etme yeteneğine sahiptirler. Dolayısıyla bu iki unsurun birbirine uyumu sahadaki operasyonel başarı açısından kritik bir role sahiptir.

Afrin operasyonuna bakıldığında TSK ile birlikte hareket ettikleri ÖSO grupları arasında bir uyumun yakalandığını ifade etmek mümkün. Kimi zaman iletişim zorlukları yaşansa da özellikle operasyon sahasında iki unsurun uyumlu olduğu ortada. ÖSO’nun muharebe sonrasında üstleneceği işlev ise çok daha kritik. Terörden temizlenen bölgelerde düzenin yeniden tesis edilmesi noktasında ÖSO Fırat Kalkanı bölgesinde olduğu gibi güvenlik ve asayişi sağlama görevini üstlenecektir.

Operasyon bölgesinin koşulları da harekatın ilerleyişini etkileyen ikinci önemli faktördür. Savaş teknolojisi ne kadar ilerlerse ilerlesin muharebenin yürütüldüğü coğrafi koşullar öneminden çok az şey kaybediyor. Özellikle eğer kırsal alanda ilerlemek durumundaysanız coğrafya daha da belirleyici bir hale geliyor. Bu açıdan bakıldığında Afrin operasyonunun sert ve dezavantajlı bir coğrafyada yürütüldüğünü göz önünde tutmak gerekiyor.

Arazi peş peşe gelen tepeler halinde engebeli bir yapıya sahip. Dolayısıyla bulunulan noktadan dürbün ve termal kameralarla uzak noktaları gözlemlemek elbette ki kolay değil. Bu noktada uydu görüntüleri ve İHA’lar devreye giriyor. İHA’ların nasıl bir kritik işlev üstlendiğini bu tarz arazilerde gözlemlemek daha mümkün.

Terör örgütü mensuplarının çekildiği alanlarda el yapımı patlayıcı, mayın ve bomba kullanarak tuzaklama yaptığı bilinmektedir. Dolayısıyla terörden arındırılması ile yetinilmemekte ve TSK bu alanlarda kurulan tuzaklamaların temizlenmesi ve sivil yaşamın devam etmesinin temini üzerinde de özenle durmaktadır.


Etiketler »