Ugetam
Kriter > Siyaset |

PYD’nin Suriye’deki İnsanlık Suçu: TEHCİR


2015’in Haziran ayında Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinden Suriye’nin Tel Abyad kentine bakan sınır hattını umutsuz gözlerle izleyen iki Suriyeli’nin yanına oturmuştum. Göz alabildiğine sarı tozun çevrelediği Tel Abyad’ın üzerinde ABD bombardımanından arda kalan siyah bir duman yükseliyordu. ABD’den üst düzeyde askeri yardım alan PKK/PYD Amerikan jetlerinin cömert yardımları sayesinde Tel Abyad’da DEAŞ’ın üzerine yürüyordu. Neredeyse çıplak gözle izlenen bu savaş Suriye’nin diğer cephelerindeki savaşlara hiç de benzemiyordu oysa.

PYD nin Suriye deki İnsanlık Suçu TEHCİR

2015’in Haziran ayında Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinden Suriye’nin Tel Abyad kentine bakan sınır hattını umutsuz gözlerle izleyen iki Suriyeli’nin yanına oturmuştum. Göz alabildiğine sarı tozun çevrelediği Tel Abyad’ın üzerinde ABD bombardımanından arda kalan siyah bir duman yükseliyordu. ABD’den üst düzeyde askeri yardım alan PKK/PYD Amerikan jetlerinin cömert yardımları sayesinde Tel Abyad’da DEAŞ’ın üzerine yürüyordu. Neredeyse çıplak gözle izlenen bu savaş Suriye’nin diğer cephelerindeki savaşlara hiç de benzemiyordu oysa. DEAŞ tuttuğu mahallelerden neredeyse hiç direniş göstermeden çıkıp o günlerde Suriye’de merkez olarak kullandığı Rakka’ya gidiyor, Tel Abyad’ı adeta PYD’ye teslim ediyordu. PYD’nin Suriye’nin kuzey bölgelerinde giriştiği demografik soykırım çabası işte bu savaşla artık saklanamaz bir noktaya geldi. PKK’nın tüm dünyanın gözünü çevirdiği Tel Abyad’da büyük bir pervasızlıkla insanları yüzlerce yıldır yaşadığı topraklardan kovması artık daha yüksek sesle dillendirilmeye, konu uluslararası raporlarda geçmeye başlamıştı. Ancak hiç kimse bu insanlık suçunu engellemek için bir şey yapmadı.

PKK/PYD’nin tehcir politikası tabii ki Tel Abyad’da başlamadı. 1970’li yıllarda Doğu ve Güneydoğu’da “Apocular” adıyla örgütlenmeye ve taban oluşturmaya başlayan bu örgüt ilk olarak Devrimci Doğu Kültür Derneği (DDKD), Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO), Kawa ve Rızgari gibi Kürt örgütlerin mensupları ile din adamlarına yönelik büyük bir imha süreci başlatmıştı. Bu yöntemle bölgede tek hakim konumuna gelmeyi başaran PKK aynı yöntemi pek de değiştirmeden tam kırk yıl sonra Suriye’de hayata geçirdi.

2011’in ardından Suriye silahlı muhalefetiyle başı fena halde belaya giren Baas rejimi Kandil’deki PKK yönetimiyle bir anlaşma yaparak başta Kamışlı, Haseke, Afrin ve Ayn el-Arap (Kobani) olmak üzere birçok bölgede güvenliği PKK’nın silahlı militanlarına devretti. PKK da Esed rejiminin bu cömert tavrına karşılık buralardaki rejim karşıtı muhalifleri susturma görevini üstlendi. 27 Haziran 2013 günü Amude ilçesinde sadece rejim karşıtı gösteri yapan silahsız Kürt siviller PKK’lıların yaylım ateşine maruz kaldı. O gün Amude’de biri beş yaşında bir kız çocuğu olmak üzere beş sivil hayatını kaybetti. Terör örgütünün muhalif Kürtlere yönelik saldırıları bununla sınırlı kalmadı. Mişel Temo, Abdullah Bedro ve Şerzad Raşid gibi liderler PYD’liler tarafından suikastla ortadan kaldırıldı. PYD bu yöntemlerle Suriye’nin kuzeyinde büyük bir korku imparatorluğu kurdu ve gücünü tahkim etti. Artık hiç kimse sesini yükseltemiyordu. Sıra PKK’lı olmayan Kürtlerin sürülmesine gelmişti. Zorunlu askerlik, alıkoyma, tutuklamalar, keyfi para cezaları ve ağır vergilerle PYD’li olmayan Kürtler yerlerinden edildi. On binlerce Suriyeli Afrin, Kamışlı, Amude, Ayn el-Arap ve Haseke’den ayrılmak zorunda kaldı.

PYD’ye Dikilen “Meşruiyet” Elbisesi

PYD potansiyel sorunları ortadan kaldırdıktan sonra bu bölgelerde devletleşme pratiğine ağırlık verdi. 2014’ün ilk haftalarında PKK Suriye’nin kuzeyinde Afrin, Kobani ve Cezire adı altında üç kanton ilan etti. Dokuz ay sonra ise DEAŞ bu kantonlardan biri olan Kobani’yi almak üzere harekete geçti. PYD’ye “meşruiyet” elbisesi ise DEAŞ-PYD savaşı günlerinde uluslararası basının katkılarıyla dikildi. DEAŞ’ın Kobani saldırısı dünya gündeminin ilk maddesi haline getirilmiş, yabancı muhabirler tek tek Kobani’ye giderek terör örgütünün PR’ını yapmaya başlamışlardı. PYD’liler artık “Barbar DEAŞ çetelerine karşı halkını savunan kahramanlar”dı. Yabancı devletlerin PYD’ye yönelik ilk büyük askeri yardımları da bu süreçte geldi. Artık PYD’nin patronu Şam değil Washington’dı. ABD’li yetkililer birkaç küçük silahlı grupla PYD’nin askeri yapılanması olan YPG’yi birleştirip önce Burkan el-Fırat adında bir operasyonel grup kurulmasını sağladı. Çok geçmeden bu grubun adı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) olarak değiştirildi.

Kobani’nin “kurtarılma”sından sonra ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu, tüm karar alma mekanizmalarını PKK’lıların yönettiği SDG’ye tırlarla silah ve mühimmat yardımları yapılmaya başlandı. Bu yardımlar Rimelan ilçesinde kurulan ABD üssünden koordine ediliyordu. Birkaç ay önce derme çatma silahlarla birkaç kontrol noktasının güvenliğini sağlamaya çabalayan YPG’liler artık düzenli bir ordu haline getiriliyordu.

Kobani görevi bittikten sonra sıradaki hedef DEAŞ işgali altında bulunan Tel Abyad’dı. Birkaç gün süren oldukça düşük yoğunluklu çatışmanın ardından DEAŞ Tel Abyad’dan çıktı. Ancak köy sakinleri için kabus bitmemişti. İki yılı aşkın bir süre DEAŞ baskısı altında yaşamaya çalışan Tel Abyadlılar şimdi köylerinden kovulmak isteniyordu.

23 Haziran 2015 günü ailesi Tel Abyad’da yaşayan bir kaynağım cep telefonuma bir mesaj attı. Mesajda şöyle diyordu:

“PKK’lılar Hammam Türkmen’de aileleri okula toplayarak ‘Burası askeri bölge oldu, köyü terk edin. Eğer terk etmezseniz evlerinizin koordinatlarını DEAŞ hedefi diyerek Amerikan uçaklarına verip bombalatırız’ diye tehdit etmişler. Bazı aileler korkudan köyü boşaltıyorlar.”

Bu vahim durumu araştırmak için birkaç görüşme daha yapmış, olayı doğrulamış ve o gün çalıştığım gazetede yayımlamıştım. Evlerini terk etmek istemeyen köylülerin evlerinin çevresi gerçekten bir gün sonra bombalandı. Onlar da çaresizce köylerini terk etti. Çoğu şu anda mülteci kamplarında yaşıyor. Bunu daha sonra pek çok isim daha gündeme getirdi. Bu vahşetin tanıklarından biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki Tel Abyad’daki bu insanlık suçunu PKK/PYD’liler ile ABD’liler ortaklaşa işledi. O gün için bölgeye en yakın DEAŞ unsurunun 30 kilometre uzakta olduğu Hammam Türkmen beldesinde tam yirmi bin Suriye Türkmeni bu yolla tehcir edildi.

PYD Suriye’nin Demografik Yapısını Bozdu

Daha sonra PKK’nın ABD hava desteğiyle işgal ettiği Menbiç, Deyrizor ve Rakka’dan da yüz binlerce Suriyeli koparıldı. Tüm bunlar ABD’nin gözünün önünde yapıldı. Suriye’de alan hakimiyetini oturtmak isteyen PYD ülkenin demografisini değiştirmek için birçok yöntem kullandı. Yüzlerce Arap DEAŞ’lı suçlamasıyla cezaevine gönderildi ve türlü işkencelerden geçirildi. Hayvancılık yapanların sürülerine el konuldu. Tarlaları olanların tarlaları yakıldı. Evlerini terk etmek istemeyenlerin çocukları zorunlu asker yapılarak cephelere sürüldü. Bu bölgelerde yaşayan insanların çoğu kaçmak zorunda kaldı.

PYD/PKK’nın tehcir silahını en derinden hisseden bölgelerden biri ise Türkiye’nin hemen güneyindeki Azez’e bağlı Tel Rıfat oldu. PYD/PKK 2016’da Azez-Halep yolu üzerindeki Tel Rıfat’ı kuşatarak buradaki sivil yerleşim bölgelerini toplarla vurmaya başladı. Tel Rıfat’ta çaresiz kalan muhalifler sivillerin hayatını kurtarmak için bölgeyi PYD’ye teslim etmek zorunda kaldı. Siviller ölmekten kurtuldu ancak sürülmekten kurtulamadı. Tel Rıfat’ta da benzer uygulamalara girişen PYD 250 bin sivili buradan sürgün etti. Bölgenin en büyük yerleşim yerlerinden biri olan Tel Rıfat şu günlerde hayalet kente dönmüş durumda.

PKK tıpkı Kobani’de olduğu gibi DEAŞ’ın Irak/Şengal saldırısını da büyük bir reklama dönüştürerek Ezidiler üzerinde de tahakküm kurmaya çalıştı. DEAŞ’ın Şengal saldırısında çatışmaların eksenini değiştirecek bir pozisyon almayan PKK, DEAŞ’ın yenilmesinin ardından Ezidileri silah altına almaya başladı. PKK’lı kadınların dahil olduğu silahlı yapılanmaya YPJ (Yekineyen Parastina Jin/ Kadın Savunma Birlikleri) diyen terör örgütü, sadece Ezidilerden oluşan bir birlik kurarak bunun ismine de YPŞ (Yekineyen Parastina Şengal/Şengal Savunma Birlikleri) dedi. Çok sayıda Ezidi gencini Rabia Sınır Kapısı üzerinden Suriye’ye geçiren ve Kamışlı’daki askeri kampa alan PKK onlara burada zorunlu askeri eğitimler verdi. Kampa Suriyeli Ezidiler de alınıyordu. Kısa süren eğitimin ardından Iraklı Ezidilerin bir kısmı tekrar Şengal’e bir kısmı ise Suriye cephelerine gönderildi.

PKK/PYD’nin işlediği suçlar ve demografik soykırım kuşkusuz bunlarla sınırlı değildir. Suriyeli muahliflerin kurduğu yerel meclisler tehcir edilen bir kısım Suriyelilerin kaydını tutuyor. Ancak bu kayıtlar oldukça sınırlı düzeyde. Şu ana kadar kaç kişinin zorla evinden, yurdundan koparıldığına ilişkin net bir rakam bulunmuyor. Kayıtlara göre Deyrizor, Rakka, Kamışlı, Dırbasiye, Şadadi, Rimelan, Kahtaniye, Haseke, Tel Barak ve Tabka gibi beldelerden sürülen Suriyeli sayısı iki milyonu aşmış durumdadır. Arapların yanı sıra bu kirli politikanın yüz binlerce Türkmen, Kürt ve Süryani mağduru da bulunuyor. Çok zor şartlar altında hayata tutunmaya çalışan bu insanlar bir gün evlerine dönecekleri günün hayalini kuruyor. PKK-PYD tarafından topraklarından kopartılan insanların gözünde Afrin operasyonu bu yüzden geri dönebilmenin bir adımı olarak okunuyor.


Etiketler »