Ugetam
Kriter > Siyaset |

Türk’ün Yeniden Yükselişi


Zeytin Dalı Harekatı planlandığı gibi başarıyla ilerliyor. Her geçen gün ele geçirilen stratejik noktalar ve yerleşim yerlerinin bilgisi ajanslara düşüyor. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) önce Türkiye’nin doğusundaki hendek terörüyle sonra da Fırat Kalkanı Harekatı ile elde ettiği meskun mahal mücadelesi tecrübesini sahaya yansıtarak yerleşim yerlerini az zayiat ve başarıyla terör unsurlarından temizliyor. Harekata dönük iç kamuoyu desteği beklendiği gibi oldukça yüksek.

Türk ün Yeniden Yükselişi

Zeytin Dalı Harekatı planlandığı gibi başarıyla ilerliyor. Her geçen gün ele geçirilen stratejik noktalar ve yerleşim yerlerinin bilgisi ajanslara düşüyor. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) önce Türkiye’nin doğusundaki hendek terörüyle sonra da Fırat Kalkanı Harekatı ile elde ettiği meskun mahal mücadelesi tecrübesini sahaya yansıtarak yerleşim yerlerini az zayiat ve başarıyla terör unsurlarından temizliyor. Harekata dönük iç kamuoyu desteği beklendiği gibi oldukça yüksek. HDP ve -Türkiye menfaatine olan her şeye muhalefet etmekle maruf- birkaç meslek birliği haricinde siyaset ve sivil toplum harekatın yanında yer alıyor. Her daim endişeli olanların anlattığı felaket senaryolarının aksine Kürtler “duygusal kopuş” yaşamak şöyle dursun Suriye’deki PKK-PYD varlığına karşı yapılan operasyonu destekliyor. Öyle ki CHP bile harekata muhalefetini çok daha “mahcup” şekilde dillendirmek zorunda kalıyor. Zaman zaman ÖSO’yu diline dolayarak bazen de “Afrin şehir merkezine girmeyelim” diyerek çekingen ve perde gerisinden bir muhalefet sergiliyor. Operasyon bölgesinde sınırda nöbet tutan askerlere yakacak odun taşıyanlar, köyü ile sınır bölgesi arasındaki mesafeyi her gün yaya olarak katedip askerlere çay demleyen 85’lik delikanlılar, yetkililer tarafından yapılan askerimizin eksiği yoktur açıklamalarına aldırmadan asker için yemek pişirenler; atkı, bere, eldiven, içlik örenler; hareket halindeki askeri konvoyu görünce sürüsünün en besili koçunu yatırıp kurban eden yörükler ve tabii ki vatan sağ olsun diyen anne ve babalar...

Bu muazzam tablo asker-millet olmanın tarih öncesi çağlara ait bir olgu olmadığını gösteriyor. Türkiye’de de dünyadaki eğilime paralel olarak profesyonel orduya geçişte mesafe katedilse de asker-millet olmak sokaktaki sıradan insanın eline silah alıp cepheye gitmesinden öte varıyla yoğuyla, canla başla meşru bir savaşta ordusuna destek olmasını içeriyor. Tezat gibi gözükebilir ancak muazzam olmasının yanında olağan bir durum aynı zamanda. Tarih boyunca birçok örneğini gördüğümüz, toplumsal hafızamızda en canlı unsurunu Kurtuluş Savaşı’nın oluşturduğu bir kahramanlık hikayesi. Bu yönüyle “Türk” dediğimiz entitenin kültürel mirasına içkin bir durum. Şüphesiz Zeytin Dalı Harekatı’nın PKKPYD unsurlarına karşı yapılması da kamuoyu desteğinin yüksek olmasının nedenlerinden. Batıcısı-yerli millisi, muhafazakarı-seküleri, kentlisi-köylüsü ile hemen tüm toplumsal ve siyasal grupların ortak tehdit algısını oluşturuyor PKK. Sempatizanları, destekçileri veya bizzat militanları haricinde Türkiye’de kimse PKK’ya yapılan bir operasyondan o veya bu nedenle rahatsız olmaz; kısıtlandırılmasını, sınırlandırılmasını, bir an önce bitirilmesini talep etmez. Tüm bunların yanında 15 Temmuz’dan sonra ortaya çıkmış ve toplum tarafından hissedilen beka tehdidi de destek ve hassasiyetlerin artmasına neden oluyor. Bugün Suriye’deki PKK varlığından duyulan tehdit algısı yıllardır ülkemizin doğu ve güneydoğusundaki veya Kuzey Irak Kandil’deki PKK varlığından duyulan tehdit algısından çok daha sıcak ve yakıcı. Terörle mücadele yıllardır kendi sürekliliği içerisinde devam ederken Suriye’deki PKK-PYD varlığına kısa sürede etkili bir müdahalede bulunulmazsa “Suriyeleşmek” ihtimalinin ortaya çıkabileceği algısı mevcut.

Dağılmak veya Yükselmek

Ancak tüm bu kolay açıklanabilir nedenlerin ötesinde Zeytin Dalı Harekatı’na toplumun desteğinin arkasında yatan daha derin, daha tarihsel ve daha yapısal bir neden var. Var olmak ve yok olmak arasındaki beka sorunu algısı bu göstergeler üzerinden gözlemlenebiliyor ancak bugün onu aşan bir yerde yok olmak büyük olmak ikileminde bulunuyoruz. Türkiye 15 Temmuz’da karşı karşıya kaldığı beka sorununun farkına varmakla kalmadı. Aynı zamanda neden bir beka sorunuyla karşı karşıya kaldığını da hatırladı. Siyasi sınırlar ne olursa olsun, Türkiye’nin Edirne’den Kars’a, Sinop’tan Hatay’a 800 bin kilometrekare civarındaki yüzölçümünden ibaret olmadığını; bir iddia, umut ve dünya düzenine bir alternatif olduğunu hatırladı.

İlk mektep sıralarından itibaren ortalama Türk’ün zihnine Osmanlı devletinin kuruluş, yükselme, duraklama, gerileme ve dağılma dönemlerinden geçtiği nakşedilmiştir. Bu sıralama tarihçiler tarafından ciddi bir şekilde tenkit edilse de birçok popüler tarih anlatımıyla toplumun tarih kavrayışına yerleşmiştir. İlmi olarak sıhhati bir yana bu tablo ortalama Türk’e kuruluş ve yükselmenin haricinde bekanın mümkün olmadığı bir vasatı dayatır. Bir tür “Karlofça Sendromu”na dönüşen bu algıya göre devlet ya dağılacaktır ya da yükselecektir. Yükseldikten sonra durağan hale gelmek, bir miktar geriledikten sonra toparlanıp ayakta durmak, gerilemeye başladıktan sonra gidişatı tersine döndürmek mümkün değildir. Aynı ilk mektep sıralarında -yine tarihçilerin itirazıyla birlikte- Karlofça Anlaşması’ndan sonra Osmanlı’nın gerilemesinin başladığı, ilk büyük toprak kaybını bu anlaşma ile yaşayan Devlet-i Aliyye’nin o zamandan sonra bir daha toprak kazanamadığı öğretilmiştir.

Toplumsal hafızaya göre tarih tam olarak böyle akmıştır. Karlofça ile başlayan kötü gidişat durmaksızın devam etmiş, Balkan Savaşları ve Cihan Harbi ile doruğa çıkmıştır. Verilen onca şehide, kaybedilen toprağa rağmen küçülerek hayatta kalmak mümkün olmamıştır. Alınan onca tedbire rağmen “hasta adam”ın iyileşmesi şöyle dursun hastalığı kontrol altında tutulamamıştır. Çünkü hasta adam ya eskisi gibi güçlü bir şekilde ayağa kalkacaktır ya da ölecektir. Kurtuluş Savaşı bile onca kahramanlığa, fedakarlığa, kazanılan zaferlere rağmen hasta adamı ayağa kaldıramamıştır. Olsa olsa hasta yatağı düşmanın elinden kurtarılmıştır.

Tam da bu nedenle “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ortalama Türk için anlamlı bir ilke değildir. Sağa sola, etliye sütlüye karışmadan yurtta ve cihanda sulh içerisinde yaşamak imkansız olduğu kadar risklidir de. Çünkü günün birinde “düşman” gelip kapınızı çalacaktır. “Su uyusa bile uyumayan düşman” siz onun yoluna çıkmasanız bile mutlaka bir gün sizin karşınıza çıkacaktır. Dolayısıyla “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ancak başa gelmesi kaçınılmaz olanı bir miktar geciktirebilir. Kaçınılmazdan kurtulmak, bir alternatif oluşturmak ve yeni bir yol çizmek yani dağılmak tehlikesinden kurtulmak ancak yükselmekle mümkündür.

PKK’nın Müvekkilleri

Zeytin Dalı Harekatı’nın somut hedefinin PKK’nın Suriye’de güncellenen varlığı olması bu toplumsal algıyı desteklemektedir. PKK Suriye’deki varlığını PYD veya SDG gibi paravanlar arkasına saklarken paradoksal biçimde arkasındaki uluslararası desteği aşikar kılmaktadır. PYD heyetleri Avrupa başkentlerinde ağırlanmakta, ABD komutanları üniformalarının üzerine PYD arması takarak cephede poz vermekte, Batı medyasında PYD güzellemeleri boy göstermektedir. PKK’nın müvekkilliğini yaptığı güçlerin şahsında “Osmanlı’yı yıkan” Düvel-i Muazzama gözükmektedir. Bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadesiyle PKK-PYD ve muhtemel destekçilerine atılacak bir “Osmanlı tokadı” yok olmakla var olmayı değil dağılmakla yükselmeyi birbirinden ayırmaktadır. Dolayısıyla Zeytin Dalı Harekatı Suriye topraklarından Türkiye’ye yönelen beka tehdidini bertaraf etmenin ötesine geçip Karlofça ile başlayan sürecin tam tersine çevrilmesi anlamına gelmektedir.

Operasyonun dağılmak/yükselmek karşıtlığında anlaşılıp toplum tarafından olağanüstü desteklenmesinin arkasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi liderliğinin katkısı büyük. Bir göçmenler topluluğundan, Amerikan ulusunun yaratılmasından övgü ile bahsedenlerin; ortak tarihin, kültürün, dinin yokluğunda Amerikan ulusunun nasıl inşa edildiğini anlatmaya doyamayanların bunu “kuru hamaset” olarak nitelemeleri bir yana Cumhurbaşkanı Erdoğan Zeytin Dalı Harekatı öncesinde ve esnasında yaptığı “Ya olacağız ya öleceğiz”, “Daha dünyaya son sözümüzü söylemedik”, “Osmanlı tokadı” gibi açıklamalarla bu bilinci toplumsal hafızanın derinliklerinden çağırmış ve açığa çıkmasına katkıda bulunmuştur. Türkiye’nin ardında durduğu sıçrama ve eşik atlanırken gelmesi muhtemel saldırılar önceden tespit edilerek idari, ekonomik, askeri, siyasi olanlarının yanında toplumsal tedbirler de alınmış, Türk toplumu adım adım, aşama aşama Zeytin Dalı Harekatı’na ve devamında Türkiye’nin girmek zorunda kalacağı diğer askeri angajmanlara hazırlanmıştır. Böylece Karlofça’dan beri kaybettiğini düşünen toplum artık kazanmaya başladığını, yükselişle devam etmesi muhakkak bir kuruluşun eşiğinde durduğunu hissetmiştir.


Etiketler »