Ugetam
Kriter > Dış Politika |

Zeytin Dalı Sonrası Türkiye-ABD İlişkileri


Gelecekte Türkiye-ABD ilişkilerini çalışacaklar bugünlerde ikili ilişkilerde yaşananları nasıl adlandıracaklar bilmiyoruz. Şimdi oturup geriye doğru baktığımızda Johnson Mektubu veya Çuval olayını ilişkilerdeki birer virgül olarak görüyoruz. İttifak ilişkilerinin sorgulandığı ve düşmanca tavırların sergilendiği anlar… Daha düşük yoğunluklu krizlerin yaşandığı zamanlar da var ilişkilerde.

Zeytin Dalı Sonrası Türkiye-ABD İlişkileri

Gelecekte Türkiye-ABD ilişkilerini çalışacaklar bugünlerde ikili ilişkilerde yaşananları nasıl adlandıracaklar bilmiyoruz. Şimdi oturup geriye doğru baktığımızda Johnson Mektubu veya Çuval olayını ilişkilerdeki birer virgül olarak görüyoruz. İttifak ilişkilerinin sorgulandığı ve düşmanca tavırların sergilendiği anlar… Daha düşük yoğunluklu krizlerin yaşandığı zamanlar da var ilişkilerde. Küba Füze Krizi’nde Washington’ın Ankara’nın haberi olmadan Türkiye’deki füzeleri Sovyetler Birliği ile müzakere etmesini ve Körfez Krizi’nde ABD’nin Türkiye’ye verdiği taahhütleri yerine getirmeyerek hayal kırıklığına uğratmasını da ciddi güven bunalımı yaşanan anlar olarak görüyoruz. İlişkiler hep bir gelgit yaşamış, sürekli karşılıklı şüphe yaşanmış ilişkilerin geleceği ile ilgili. Ama bu şüphe krize döndüğü her anda da ilişkiler bir şekilde onarılmış, krizler öyle veya böyle aşılmış. Sözde olsa da stratejik ortaklıktır, model ortaklıktır bir ambalaj bulunmuş olanları unutturmak için.

Gelecekte bugünlerin nasıl anılacağı sorusunu önemli kılan ise şu an yaşanan krizin daha öncekilerden çok farklı olması. Hayır krizin bugün olması onu daha farklı yapmıyor. Yaşanan güven bunalımı eski seferlere göre çok daha derin, ittifak ilişkisi daha önceki dönemlere göre daha bir kırılgan. İlişkilerin bu noktada onarımı da bir bu kadar zor. Her ne kadar Türkiye senelerdir ABD ile PKK konusunda ciddi bir anlaşmazlık yaşasa da durumun bu noktaya geleceğini komplo teorisyenleri bile tahmin edememişti. ABD’nin bir gün PKK’nın Suriye kolu olan YPG’yi bu kadar açık ve bu kadar ısrarlı bir şekilde eğitip donatacağı kimsenin pek aklına gelmemişti. Neticede söz konusu olan PKK’yı terör örgütü sayan bir ABD ve iki NATO müttefiki arasındaki ilişkilerdi. Ancak olmaz denilen oldu. ABD YPG’yi silahlandırdığı gibi Amerika’daki bazı kurumlar da söz konusu örgütü kahraman ilan etmekten geri durmadı. Ne Türkiye’de patlayan bombalar ne de ilişkilerdeki “ben geliyorum” diyen tren kazası durumu değiştirdi. Üç seneyi aşkın bir süredir ABD yönetimi sahadaki tek partnerimiz dediği YPG ile sıkı fıkı bir ilişki geliştirdi. Her ne kadar ABD yönetimindeki kimi isimler bu ilişkiyi taktiksel, geçici ve sınırlı olarak tanımlayarak Türkiye’yi rahatlatacağını düşünse de verilen her silah güvensizliği, atılan her tweet uzaklaşmayı beraberinde getirdi. Verilen sözlerin tutulmaması ve Türkiye’nin kaygılarına gösterilen kayıtsızlık ilişkileri kırılma noktasına kadar getirdi.

Ankara Kararlılığını Gösterdi

Türkiye’nin Afrin operasyonu ile Ankara bir yandan YPG’yi sınırdan temizlemeyi amaçlarken öte yandan da ABD ile ilişkilerde bu kırılma noktasını Washington’a da göstermiş oldu. Afrin operasyonuna kadar ABD’deki bazı yetkililer yönetimi Türkiye’nin bu operasyonu yapamayacağı ve yapmaya başlasa bile başarılı olamayacağı konusunda inandırmışlardı. Tıpkı Fırat Kalkanı Harekatı öncesi yaptıkları gibi. Harekatın başlaması herkes için sürpriz oldu. Türkiye’nin Afrin’den sonra hedefini Menbiç olarak belirlemesi ABD yönetimi için ciddi bir muhasebeyi beraberinde getirmeye başladı. Öncelikle sivil kayıplardan ve Ankara’nın operasyonu uzun tutmasından kaygılandığını açıklayan yetkililer operasyon genişledikçe Menbiç’te muhtemel bir karşı karşıya gelmeden ve daha da önemlisi Türkiye’nin artık tamamen ABD’den uzaklaşmasından endişelenmeye başladılar. Ortada ciddi bir anomali bulunuyordu. Türkiye Rusya ile anlaşarak YPG’ye karşı Afrin’de operasyon yaparken NATO üyesi ABD verdiği sözlere rağmen Menbiç’ten YPG güçlerini geri çekmeye yanaşmıyordu.

İçine girilen durum ABD açısından artık önemli bir müttefiki kaybetme noktasına gelince Washington’da bazı yetkililer harekete geçti. Bir hafta içinde önce Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster İstanbul’da İbrahim Kalın’la, Savunma Bakanı James Mattis Brüksel’de Türk meslektaşıyla ve Dışişleri Bakanı Tillerson’da Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeler gerçekleştirdi. Bu görüşmeler sırasında Afrin operasyonu konusunda daha önce yapılan kaygı dolu açıklamalar yer almazken Dışişleri Bakanı Tillerson bu sefer oldukça açık bir şekilde basının karşısında ABD’nin daha önce verdiği sözlerde durmamasını önemli bir problem olarak ilan ediyordu. Washington Post’tan David Ignatius’a göre Menbiç’e Türk heyetiyle bir seyahat bile önerilmişti görüşmeler sırasında. Brüksel’de ise Savunma Bakanı Mattis oldukça inovatif bir tavırla YPG’yi PKK’ya karşı savaştırma gibi oldukça “ilginç” bir teklifle ortaya çıkmıştı. Tüm bu görüşmeler haddizatında artık beraber ortak bir başkanlık açıklaması dahi yapamaz hale gelen ittifak ilişkisini yeniden rayına sokmayı hedefliyordu.

ABD İlişkileri Düzeltebilecek mi?

Peki ABD’nin başlattığı bu diplomatik atak ilişkileri gerçekten düzeltebilecek mi? Aslında bu noktadan itibaren ne üst düzey ziyaretler ne açıklamalar ne de sözler Türkiye açısından yeterli olacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sıkça ifade ettiği ve Tillerson’ın da kabul ettiği üzere ilişkilerin son beş senelik tarihi ABD tarafından verilip tutulmayan sözlerle dolu. Dolayısıyla ilişkiler bundan sonra düzelecekse bu ABD’nin atacağı adımlara bağlı olacak. Türkiye’nin son dönemde ABD’den beklentileri ve Washington’ın bölgedeki operasyonlarına olan tepkileri hiç değişmedi. Kobani krizinden bu yana ABD’ye YPG ile kurulacak bir ilişkinin Türkiye’nin güvenliği açısından ciddi bir sorun oluşturacağı ve Ankara ile Washington arasında ilişkiler açısından oldukça yaralayıcı olacağı sürekli olarak söylendi. Bu noktada Türkiye’nin bu taleplerinde herhangi bir değişiklik bulunmuyor. Afrin operasyonu Türkiye’nin bu talepler konusunda ne kadar kararlı olduğunu da gözler önüne sermiş durumda. ABD bu noktada bir çıkış arıyorsa yapacakları üç aşağı beş yukarı belli.

Birincisi şu an için en acil olarak Menbiç konusunda Türkiye’ye verilen söz ivedilikle yerine getirilerek YPG unsurlarının bu bölgeden temizlenmesi gerekiyor. Türkiye’nin bu konudaki ısrarı böylesine açıkken ve ABD’nin ortaya koyacağı herhangi mantıklı bir açıklama yokken bu konuda ayak direme ilişkilerin geleceğini baltalamaktan başka bir anlama gelmeyecek. Bu sürecin nasıl hayata geçirileceği artık ABD’nin sorunu olacak. Zira CENTCOM’un sürekli Menbiç ile ilgili yaptığı açıklamalardan ve bu konuda gösterdiği direnişten ABD yönetiminin sorumlu olması gerekiyor. Bunun sonrasında DEAŞ ile mücadelenin sona ermeye başlamasıyla ABD yönetiminin YPG ile “sınırlı, geçici ve taktiksel” ortaklığını Fırat’ın doğusunda nasıl bitireceği ilişkilerin yeniden normalleşmesi açısından önemli ikinci eşik olacak. Operasyonel başarıları hem ABD politikasını şekillendirmek hem de Türkiye ile ilişkileri krize sokmak için kullanan çevreler operasyonların sona ermesi ile ABD’yi bu açmazdan nasıl kurtaracağını artık düşünmeye başlamalı. Öyle bir irade o çevrelerde mevcut değilse iş yine Türkiye’ye bu konuda vaatlerde bulunan Beyaz Saray çevrelerine kalacak. Ortada ilişkilerin kesilmesi gereken grubun bir terör örgütü olduğunun farkındalığı bunun için iyi bir motivasyon sağlayabilir. Ancak ABD her gayrimeşru ilişki gibi terör örgütü ile kurulan bir ilişkinin de sona ermesinde sıkıntılar yaşayacaktır. Verilen silahların toplanması ve YPG tarafından Türkiye’ye yönelik herhangi bir saldırıda bulunulmaması garantileri bu noktada hayli kritik olacak. ABD’nin hangi caydırıcı mekanizmaları kullanacağı Türkiye tarafından dikkatle izlenecek. Bu durumun sağlanmasının ardından Türkiye ile ABD kırılan güven duygusunun onarılması için atılacak adımlar konusunda konuşmaya başlayabilir. Türk kamuoyu bu sürecin tümünde hem alakadar hem de müdahil olmayı sürdürecek.


Etiketler »