Kriter > Siyaset |

Popülizm, Muharrem İnce ve Sol


İnce’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki sinerjisini kalıcılaştırma eğilimini yansıtan yorumlar aslında sol popülizm hasretinin önemli bir tezahürüdür. İnce düpedüz popülist bir siyasetçidir.

Popülizm Muharrem İnce ve Sol

Nicedir günümüz siyasetini çepeçevre kuşatan popülizm ABD’deki 2015-2016 seçim kampanyalarında oldukça fazla zikredildi. Muharrem İnce’nin seçim kampanyasının popülizm üzerine kurulu olması meseleyi yeniden gündeme soktu. Aslında Türkiye’de de uzun zamandır alttan alta yapılan tartışmalar arasında bir ideoloji ve strateji olarak popülizm şu ya da bu şekilde öne çıkıyordu.

Sol kaynaklardaki birçok yorumun hemfikir olduğu temel nokta popülist tavrı sağın mantığına boyun eğmek şeklinde görmektir. “Halk dalkavukluğu” yergisinin öne çıktığı bu bakışa göre popülizm seçmenleri “akıldan ve gerçeklerden uzak tutarak”, “toplumu kutuplaştırarak adil yaşamı engelleyen” bir enstrümandır. Bu çerçevede sol kanaat oluşturucuların faşizme kapı araladığını düşündükleri popülizm üzerinden halka aracı kurumların yardımı olmadan ulaşan Recep Tayyip Erdoğan eleştirisini tedavüle soktukları görülür. Hal böyle olunca popülizm her şeyden önce belirli ruh halleri ve duygular ile ilişkilendirildi. Popülistler “kızgın”dır, seçmenleri ise “öfkeli” ya da “hınç” doludurlar. Nitekim bu doğrultudaki yayınlar şimdiden bir külliyat oluşturacak hacme ulaşmış vaziyette. Çünkü onlara göre popülizm siyasetçinin halkla kurduğu “makul olmayan” özel bir ilişki biçimine tekabül eder. Halbuki dünyada başarı kazanan sol politikanın tamamı değilse de çoğu popülisttir.

Bir Hasret Olarak Sol Popülizm

Popülizmi Türkiye’deki siyasi dinamikler bakımından anlamaya çalışırken dikkat edilmesi gereken nokta “nostalji” olmalı. Zira sol çevrelerde 1970’lerin CHP’si ve seçkinler çizgisinin popülizme en fazla yaklaşan siyasetçisi Bülent Ecevit figürüdür. Bunun üzerinden sol popülizme duyulan trajik hasreti sıklıkla gündeme getirme temayülü belirgindir. Bu psikoloji sıklıkla karşımıza çıkar. Muharrem İnce daha cumhurbaşkanı adayı olmadan önce bu başarıdan ilham almak gerektiğinin altını ısrarla çizmişti. Biraz daha somutlaştırarak ifade etmek gerekirse CHP’nin cumhurbaşkanı adayı İnce’nin gerek parti içindeki genel başkanlık yarışı gerekse seçim sürecindeki nümayişçi performansı popülizm kavramına müracaat edilmese dahi büyük ölçüde onaylandı. Az da olsa İnce ile sol popülizmin siyaset sahnesine geri döndüğü de söylendi fakat popülizm konusunda sol liberal eleştiri hala egemenliğini muhafaza ediyor. Öte yandan İnce’nin ümidin adresi görülerek selamlanması, Gezi Parkı Şiddet Eylemleri’nde karşımıza çıkan “anarko-popülizm”in yerine yeni bir hayal ve mantık yaratmak çerçevesinde karizmatik liderin yerleştirilmeye çalışıldığının da göstergesi. Ancak güçlü liderlerle “radikal bir demokrasi” elde edilebileceği kabulünü de içeren bu kavga zor ama sonuçta mevcut şartlarla bir şekilde yüzleşmekle ilgili.

Muharrem İnce’nin adaylığı açıklandığında şaşılacak kadar geniş bir kesimde Erdoğan’ın karşısına “aynadaki imajı” olarak konumlandırıldı. “İlkinde olmuyorsa bir daha olmaz” diyen İnce’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki sinerjisini kalıcılaştırma eğilimini yansıtan yorumlar aslında sol popülizm hasretinin önemli bir tezahürü. Ne var ki kasket ve mazot üzerinden Demirel’in sağ popülizmini, arada bir Cem Uzan’ın şiddet sever lümpen dozlu rollerini hatırlatan İnce’ye biçilen yeni misyona yakından bakıldığında düpedüz popülist olduğu söylenebilir. Gene aynı şekilde siyasi/entelektüel rakiplerini ahlaksız ve yozlaşmış elitler şeklinde tasvir eden bilumum sol kanaat oluşturucunun da.

Kemal Kılıçdaroğlu 24 Haziran seçimlerinden iki gün sonra yaptığı değerlendirmede “Muharrem İnce beklentinin altında kaldı. Koltuk sevdası olanların bu partide işi yoktur” dedi. Görünüşe bakılırsa İnce, CHP’deki vasat bir kürsü konuşmacısından öteye geçemeyen Kılıçdaroğlu düzenine karşı “yeni düzen”in siyasetçisi olarak görülüyor. Nitekim seçimlerde “elde ettiği başarı” itibarıyla yazılanlar bunu doğruluyor. Öyle ki popülizmi kerih görenler bile yüzde otuz üzerinden yeni durumu ve ittifakları övgü dolu sözlerle baş tacı etmeyi tercih etti. Amerikan başkanlık seçimlerindeki Bernie Sanders’ta olduğu gibi İnce’den yaygın olarak solcu isyankar popülist diye bahsedilmeye başlandı. Geleceğe ümitle bakmaya başladılar. CHP ile İnce’nin oy oranı arasındaki on puanlık fark dikkate alındığında tümüyle temelsiz bir beklentiden de söz edilemez. Zira İnce dengeli aday figürü algısı oluşturmak suretiyle CHP genel başkanlığına göz kırptı.

İnce’nin Kalın Popülizmi

Adaylığı söz konusu olduğundan itibaren İnce popülist dinamikleri harekete geçirmeye çalıştı. Popülizme yönelerek kazanmaya çalışması belli cenahların kaşlarını çatmasına sebep olduysa da genelde “halka yakın, geniş kitlelere tepeden bakmayan” anlamında “yeni seçkinciliğin” karşısına yerleştirilerek olumlu karşılandı. Ne var ki gerçekte bu ölçüde bir incelik söz konusu değildi. Seçim kampanyasında da görüldüğü üzere karşımızdaki zencilikten beyaz Türklüğe bir dizi klişeye eklenen, kasket takmaktan bisiklet binmeye uzanan pozlar bir gösteri popülizmiydi. Çünkü insanlar arasında gerçekten var olan sahici bir yaşantıdan iz taşımıyordu. Nedense kerli ferli yorumcular bile içeriğe önem vermeden İnce’nin “politik stand-upçı”yı andıran tavırlarını önemsedi. Aslında kıvrak zeka ve mizahtan ziyade maço popülizmi; İbrahim Tatlıses ağzı, çocuk sevmekten uzak bir ataerkillik, dolayısıyla merhamet ve şefkat yoksunluğunun mücessem hale gelişi söz konusuydu. İnce bir bakıma 1970’lerle 2000’ler arasına sıkışıp kalmıştı ama gene de teveccühle karşılandı.

Muharrem İnce’nin gösterişçi performansı bağlamında “Popülizm olmadan bir yol olmaz abi. İnce 40 günde yüzde 5-6 fark ettirdi ‘onlar gibi’ konuşarak” türünden açıklamalar yapıldı. “Onlar gibi” ifadesi sahici olmayan popülist taktik bakımından önemli bir itiraf aslına bakılırsa. Popülizm solun egemen anlayışında halkı sadece kendisinin ve kendisini destekleyenlerin meşru olduğunu iddia etmek suretiyle ikiye ayırdığı için kötülenir. Ama benzeri ayrımı kendilerinin de yaptıkları nedense göz ardı edilir. Hadi buradan şuraya da gelelim:

Recep İvedik menfaatçiliği ve gözü açıklığı her halinden belli olan İnce’nin başörtüsü dahil hiçbir somut veri taşımayan gerçeklik sonrası dediğimiz bir dünyaya uygun söylemleri kararsız Karar ehlini bile “tavlamayı” başardı.

Gelgelelim İnce popülizmini Pierre Ostiguy’in kavramsallaştırmasıyla bir siyasi tarz şeklinde anlamak da mümkün değil. Çünkü ona göre popülizm karar verme biçiminin ana ilkesi kişisellik olan ve kültürel olarak popüler ve “yerli” olana çatışmacı ve hareket oluşturucu bir biçimde gururlu bir sahip çıkmadır. Siyasi aktörler ait oldukları toplumun nomosu ile sahici bir bağ kurmuyor hatta umursamıyorsa popülist siyaset hiçbir şekilde başarılı olamaz. Bu açıdan İnce’nin popülist söylemi ustalıkla kullanmasından değil samimiyetsizliğinden söz edilebilir. Seçkinlere dair eleştirel tutumunu yansıtma iddiasındaki mitinglerini “Koy bakalım İzmir Marşı’nı” diyerek bitirmesi ikili karşıtlıklardan güçlenmeye çalıştığının alametlerindendi. Bu bakımdan herkes odaklı söylemin pop Kemalizm’le bir arada sunulması ve bunun vaatlere de sirayeti politik harmanlamanın başarısızlığının işareti şeklinde ele alınmaya oldukça müsait.

İnce, saman balyalama gösterisi dışında Latin Amerika popülizmine de yakın değil. Değişik siyasi cereyanlara bilhassa Kürt siyasi hareketine göz kırpmaktan dindarlar için düzenin normalleştiğini kabul eden ikna edicilikten uzak teminat vaatleri de göz ardı edilemez. Hele Suriyeli mültecilere karşı nefret içeren faşizan beyanlarıyla imam hatipleri ilgilendiren açıklamaları dikkate alındığında popülizmle münasebetinin sahici olmadığı rahatlıkla söylenebilir.

İnce güzellemelerinden sonra Türkiye’de sol liberallerin sıklıkla ve hevesle yaptıkları popülizm eleştirisinin rafa kalkıp kalkmayacağını önümüzdeki dönemde daha net bir şekilde görmek mümkün olacak. Şurası açık ki alttan alta “elitlere karşı halk” ya da “garibanlık” üzerinden sol popülizm döngüsüne gönül veren kanaat oluşturucular beş altı yıldır toplumsal çatışmayı “az ya da çok”tan ziyade “ya öyle ya böyle” konumuna getirerek tersinden başka bir popülizm oluşturmayı arzuladılar. Bunun da merkezinde Erdoğan karşıtlığı vardı.

Ulusalcılığı belli ölçüde tasfiye eden CHP’nin yeni ideolojisinin -Muharrem İnce’yle birlikte yabancı düşmanlığının tezahürü Suriyeliler konusundaki açıklamalarını dikkate alarak söylersek- yeni bir ulusalcılığa mı evrileceğini yoksa ötekileştirmeyen sol popülizm üzerinden mi biçimleneceğini zaman gösterecek. Nitekim bunun 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında HDP’den TİP, Selahattin Demirtaş’tan Mehmet Ali Aybar hayaleti yaratılmaya çalışılması gibi akim kalacağı da öngörülebilir. Fakat siyasal düşünmenin, uygun ayrımları yapmak olduğunu kabul edersek “Nasıl bir sol popülizm?” sorusunun şimdiden sol siyasetin gündemine dahil olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.


Etiketler »