Kriter > Siyaset |

Sanal ile Gerçeklik Arasında 24 Haziran Seçimleri


Demirtaş’ın aldığı oy oranı HDP’nin “organik” oy oranı olarak değerlendirildiğinde aradaki farkın CHP’den geldiği, resmi olmasa da CHP ve HDP’nin dolaylı bir seçim ittifakından söz etmek mümkündür.

Sanal ile Gerçeklik Arasında 24 Haziran Seçimleri

Türkiye’de çok partili siyasi hayata geçtikten sonra yapılan hemen hemen her seçimin kendi zaman ve şartları açısından oldukça önemli olduğu söylenebilir. Ancak bunlardan bazıları meydana getirdikleri değişim ve dönüşümler nedeniyle diğerlerinden daha fazla oranda analize tabi tutulmuştur. Örneğin siyasal iktidarın barışçıl yollarla ilk kez el değiştirdiği 1950 seçimleri bunların başında gelir. Askeri darbeler sonrası gerçekleşen seçimler de darbecilerin amaçladığı siyasal mühendislik çabalarını sonuçsuz kılan neticeler ortaya çıkararak sivil siyaseti demokrasinin merkezine tekrar oturtmuştur. 24 Haziran seçimleri de bahsi geçenler gibi Türkiye’nin siyasi hayatı açısından bir milat olma özelliği taşımıştır. Ancak bunlardan farklı olarak bu sefer demokrasinin yeniden tesisini gerçekleştirmek için değil aksine demokrasimizin konsolidasyonu açısından bir dönüm noktası niteliğindedir. Zira 24 Haziran seçimleri Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişi gerçekleştiren seçimler olarak siyasi hayatımızda yepyeni bir sayfanın açılmasını sağlamıştır.

Seçim sonuçlarına göre Cumhur İttifakı’nın adayı Recep Tayyip Erdoğan yüzde 52,6’lık oy oranıyla seçimi kazanıp yeni sistemin ilk cumhurbaşkanı olarak Türkiye’nin siyasi hayatındaki yerini almıştır. CHP’nin adayı Muharrem İnce yüzde 30,6, İYİ Parti’nin adayı Meral Akşener yüzde 7,29, HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş yüzde 8,40, Saadet Partisi’nin adayı Temel Karamollaoğlu yüzde 0,89 ve Vatan Partisi’nin adayı Doğu Perinçek ise yüzde 0,20 oy almıştır. İttifaklar düzeyinde Cumhur İttifakı yüzde 53,6 ile TBMM’de çoğunluğu sağlamıştır. Buna karşılık CHP, İYİ Parti, DP ve Saadet Partisi’nin meydana getirdiği Millet İttifakı ise yüzde 33,9 oy oranında kalmıştır. Meclise ittifaklar dışında kalarak giren tek parti olan HDP ise kullanılan geçerli oyların yüzde 11,7’sini almıştır.

Muhalefetin Sanal Gerçekliği

Daha önceki seçimlerde olduğu gibi 24 Haziran seçimlerinin kampanya süreci başlar başlamaz muhalefetin takınacağı strateji merak konusu olmuştur. Cumhur İttifakı adına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın erken seçim kararını açıklanmasından sonra hazırlıksız bir görüntü sergileyen muhalefet bloğunun seçime giden süreç içinde attığı çeşitli adımlar ve gerçekleştirdiği hamleler dikkate alındığında temelde Erdoğan karşıtlığından beslenen bir siyaset yapma tarzını ortaya koymuştur. Ancak bu tarz hem toplumsal hem de siyasi gerçeklerle örtüşmek bir tarafa muhalefeti sanal bir gerçeklik oluşturarak seçimleri, taraftarları için bir ütopyaya dönüştürmüştür. Kısaca “gerçek olmayan bir durum içinde bulunduğu ve gerçeklikten koptuğu halde kendini gerçek bir durumda sanma” hali olarak tanımlanabilecek sanal gerçekliğin muhalefet açısından yaratılmasını sağlayan olayları şu şekilde özetlemek mümkündür:

CHP’den İYİ Parti’ye Gerçekleştirilen 15 Vekil Transferi: İYİ Parti’nin YSK tarafından seçimlere sokulmayacağı gerekçesini ileri süren muhalefetin ana omurgasını meydana getiren CHP, 15 milletvekilini İYİ Parti’ye transfer ettirerek Mecliste grup kurmasını sağlamayı amaçlamıştır. Transferin siyasi etik açısından taşıdığı sorunun yanında İYİ Parti’nin YSK tarafından (zaten) seçime girmesine onay verildiği haberlerinin aynı saatlerde yayılması, bu adımın daha baştan bir anlam ifade etmediğini ortaya koymuştur. Ancak muhalif kesimler açısından bu Cumhur İttifakı’na karşı psikolojik üstünlüğün sağlanması biçiminde yorumlanmış ve “beklenen ve özlenen uzlaşma” böylece CHP ve İYİ Parti tarafından sağlanmıştır.

Abdullah Gül’ü Çatı Aday Yapma Formülü: Muhalefetin sanal gerçekliğinin kaynaklarından olan bir diğer gelişme CHP ve Saadet Partisi’nin öncülük ettiği Cumhur İttifakı’nın adayı Erdoğan’ın karşısına muhafazakar bir aday ile çıkma hamlesinde görüldü. Bu hamlenin ana aktörü eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’dü. Daha önce birbirlerini laiklik üzerinden defalarca suçlayan hatta aynı fotoğraf karesinde bile yan yana görülmeleri imkansız olduğu düşünülen iki farklı siyasi geleneğin temsilcisi olan bu partilerin başlıca stratejisi Erdoğan’dan kurtulmanın ancak muhafazakar bir aday ile mümkün olabileceğine inanmak oldu. Hatta buna HDP’yi bile ikna ettikleri anlaşılıyordu. Çeşitli çevrelere göre bu formül “Erdoğan’dan kurtulmanın tek yolu”ydu. HDP’den de Abdullah Gül’e dair sıcak mesajlar verilmeye başlanmıştı. Ancak bundan çok daha önemlisi muhafazakar çevreler açısından atılacak bu adımın “Erdoğan’ın karşısına Erdoğan ile çıkmaktan başka bir şey olmayacağı”nı görmemeleriydi.

Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanlığı Adaylığı: Gül’ün adaylığının gündeme gelmesi CHP içinde çok ciddi tartışmaların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Parti içindeki “sol”u temsil eden bazı milletvekilleri sosyal medya üzerinden Gül’ün adaylığına karşı tepkilerini sergilerken diğer taraftan daha önce CHP Genel Başkanlığı adaylığı için Kılıçdaroğlu ile yarışa giren Muharrem İnce açısından ise stratejik bir fırsat yaratmıştır. İnce, partinin adayı olmak istediğini söylemiş, daha da ileri giderek Gül’ün adaylığı söz konusu olursa oyunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a vereceğini de açıklamıştır. Bu gelişmelerin ardından tabandan gelen baskının da etkisiyle Kılıçdaroğlu tarafından partinin cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilmiştir.

Popülist Siyaset Dili: Muhalefetin sanal gerçekliğinin 24 Haziran gecesi yarattığı travmanın belki de en önemli sebebi, Akşener’in ama daha fazlasıyla İnce’nin kampanyasına hakim olan popülist dil olduğu belirtilmelidir. Bu dil “sosyal medya seçmenlerini” heyecanlandırırken onlar da siyaseti büyük ölçüde Twitter üzerinden okuyan adaylarını seçimleri kazanacağına daha da fazla inandırdığı söylenebilir. Sosyal medyada açılan etiketler, atılan tweetlerin beğeni ve retweet sayıları onlar için “güzel günlerin müjdelesi”ydi. Bir anlamıyla ne kadar çok tweet o kadar çok vaat demekti.

15 vekil transferiyle söylem üstünlüğünün ele geçirildiği sanrısıyla başlayan, ardından Abdullah Gül’ün aday gösterilmesi ihtimali üzerinden AK Parti’nin artık bölünme aşamasına geçtiğine inanılan, Muharrem İnce’nin aday olması ile en kötü ihtimalle ikinci turda seçimleri kazanacağını ve hem AK Parti’nin hem de Erdoğan’ın yenileceği beklentisi 24 Haziran gecesi seçim sonuçları açıklandığı ana kadar muhalefetin sanal bir gerçeklik içinde yaşadığını ortaya çıkarmıştır. Bu durum muhalefet açısından o derece sarsıcı olmuştur ki oy pusulalarına basılan mühürlerin uçtuğuna hatta Muharrem İnce’nin kaçırıldığına inanmaya hazır bir muhalif taraftar grubu oluşmasını sağlamıştır.

Gerçekle Yüzleşme

24 Haziran gecesi açıklanan sonuçlar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mutlak zaferini ilan ederken yukarıda kısa bir kronolojisini verdiğimiz muhalefetin ve izlediği stratejinin yenilgisini ilan etmiştir. Buradan çeşitli çıkarsamalar yapmak mümkündür.

Cumhurbaşkanlığı sistemi doğası gereği iki partili ya da iki siyasi geleneğe dayanan bir siyasi yapının oluşmasına neden olmaktadır. İttifaklar bunun en somut kanıtı olarak görülmelidir. Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı örneklerinde görülebileceği üzere bir ittifakın başarısı kurumsal bir birliktelikten öteye geçmeli değer temelli siyaset yapma iklimi üzerinde şekillenmelidir. Cumhur İttifakı’nın başarısının kaynaklarından biri budur.

Siyasi partiler yaptıkları siyaseti içinden çıktıkları sosyolojiye dayandırmadıkları taktirde başarıyı sağlamaları oldukça zordur. Sosyal medyada yaratılan algı ile seçimlerin kazanılmadığı 24 Haziran’da bir kez daha anlaşılmıştır. Muhalefetin bazı bileşenleri tarafından “dip dalgası” olarak nitelendirilen oy kaymasının Cumhur İttifakı’ndan değil Millet İttifakı’nın kendi unsurları arasındaki bir geçişkenliği ifade ettiğini muhalefet partileri anlayamamıştır. Nitekim MHP’nin oylarındaki artış da kısmen AK Parti’den geçen muhafazakar-milliyetçi seçmenden kaynaklanmıştır.

Toplum, muhalefetin kullandığı popülist dili inandırıcı bulmamıştır. Seçim sonuçları muhalefet bloğunun Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı üzerine inşa ettiği olumsuz dilin kabul görmediğini ortaya koymuştur. Buna karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’nin 16 yıllık iktidarında gerçekleştirdiği icraatları bir anlamda geleceğin teminatı olarak değerlendirmiştir.

HDP, cumhurbaşkanı adayı Demirtaş’tan, İYİ Parti ise kendi adayı Akşener’den fazla oy almıştır. Oy dağılımları incelendiğinde HDP’nin Doğu ve Güneydoğu’da oy kaybetmesine karşılık Batı illerinde daha fazla oy aldığı görülmektedir. Bunun temel sebebi, özellikle CHP’nin söz konusu illerde düşük profilli adaylarla sol seçmeni HDP’ye yönlendirmesinin etkisidir. Dolayısıyla Demirtaş’ın aldığı oy oranı HDP’nin “organik” oy oranı olarak değerlendirildiğinde aradaki farkın CHP’den geldiğinden, resmi olmasa da dolaylı bir biçimde CHP ile HDP’nin bir seçim ittifakından söz etmek mümkündür. İYİ Parti açısından ise durum daha farklı gözükmektedir. İYİ Parti’nin aldığı oyların önemli bir kısmı daha önce CHP’ye oy vermiş özellikle kentli-milliyetçi-seküler kesimlerden gelmiştir ve bu seçmenlerin CHP’nin adayı İnce’ye yöneldikleri aşikardır.

Seçim sonuçları bazı partiler açısından liderlik tartışmalarını gündeme getirecektir. Bundan etkilenmesi en olası parti CHP’dir. İnce’nin partisinin üzerinde aldığı oy oranı, CHP açısından bugün “Partinin doğal lideri İnce’dir” taleplerini yükseltmektedir. Dolayısıyla yakın gelecekte CHP’nin başlıca meşguliyeti bu konu olacaktır. İYİ Parti de liderlik tartışmalarının alevlenebilme olasılığı olan diğer partidir. Bunu dile getirmek için gerekli olan işaretler seçim kampanyası sürecinde çeşitli il ve ilçe teşkilatlarından gelen istifa haberleri ile alınmıştır. Ancak Akşener’in de aldığı oy oranının partisinin gerisinde kalması söz konusu tartışmaların yapılmasına dair beklentiyi yükselten bir diğer husus olarak karşımızda durmaktadır.


Etiketler »