Kriter > Dış Politika |

Suriye ve Irak Politikasında Öncelikler


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın balkon konuşmasında yer verdiği “Bu sonuçlar aynı zamanda Suriye topraklarını özgürleştirmeye ve ülkemizdeki misafir kardeşlerimizin evlerine güvenle dönüş yollarını açmaya devam edeceğimizin göstergesidir” ifadeleri Türkiye’nin Irak ve Suriye politikasına ışık tutmaktadır.

Suriye ve Irak Politikasında Öncelikler

“Bu sonuçlar aynı zamanda Suriye topraklarını özgürleştirmeye ve ülkemizdeki misafir kardeşlerimizin evlerine güvenle dönüş yollarını açmaya devam edeceğimizin göstergesidir.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 24 Haziran seçimlerinin ardından Ankara’da yaptığı balkon konuşmasında sarf ettiği bu sözler seçim sonrası Türkiye’nin Irak ve Suriye’ye yönelik politikasına yakından ışık tutmaktadır. Esasında Türkiye’nin hem Irak hem de Suriye politikasının temel parametreleri oturmuş durumda. Dolayısıyla bir süredir bu iki ülkeye yönelik geliştirilen stratejinin kaldığı yerden devam edeceğini öngörmek zor değil. Hem Suriye hem de Irak politikasının en önemli parametresi tabii ki terörle mücadele ve sınır güvenliği. Fakat Türkiye’nin stratejisi bununla sınırlı değil. Her iki ülkede de aynı zamanda yeniden inşa faaliyetleri yürütme çalışmalarına katkıda bulunulmaktadır. Bu etkinlik 24 Haziran seçimleri sonrasında da devam edecektir.

Suriye: Terörün Tasfiyesi, Çatışmasızlık ve Mülteciler

Türkiye’nin Suriye politikasının iki temel eksen üzerinde yürüdüğünü söylemek mümkündür. Birinci eksen terörle mücadele, ikincisi ise Suriye’de normalleşmeye gidilmesi ve devamında Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin evlerine güvenle dönmelerini temin edecek ortamın sağlanmasına katkıda bulunmaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın balkon konuşmasında yer alan sözleri dikkatli bir şekilde analiz edildiğinde Türkiye’nin Suriye krizine yönelik hedefleri ve bu hedeflere ulaşmak için kullandığı mekanizmaların da anlaşılması kolaylaşmaktadır. Bu bağlamda “Suriye topraklarının özgürleştirilmesi” ve “Suriyeli misafirlerin evlerine güvenle dönmesi” anahtar ifadeler olarak göze çarpmaktadır. Suriye topraklarının özgürleştirilmesi terör örgütlerinin tasfiyesi ve meşru bir yönetimin kurulması ile mümkündür.

Suriye’nin terörden arındırılması için en fazla uğraş veren ülke Türkiye’dir. Üstelik bu mücadele sürecini sivillere ve yerleşim birimlerinin alt ve üst yapısına zarar vermeden yürütmektedir. Fırat Kalkanı Harekatı’nda DEAŞ’a karşı, Zeytin Dalı Harekatı’nda da PKK/PYD’ye karşı bu mücadelenin etkisi ve zikredilen konulardaki hassasiyet açık bir şekilde kendini göstermiştir.

Türkiye sert güç kullanarak iki askeri operasyon gerçekleştirdi ve Fırat ile Hatay arasındaki bölgeyi terörden arındırdı. Terör örgütleri arasında herhangi bir ayrım gözetmedi. Hem DEAŞ hem de PKK’yı bölgeden temizledi. Bununla yetinmedi, bu bölgeleri yeniden inşa etmeye yönelik faaliyetlere hız kazandırdı. Öte yandan Rusya ve İran’la müzakerelerde bulunarak bu bölgelerin yeniden çatışma alanına dönmemesi için de gayret göstermeyi sürdürmekte. Bu adımlardan elde edilen en büyük kazanım sınırın terörden temizlenmiş olması ve mültecilerin evlerine emin bir şekilde geri dönmelerinin sağlanmasıydı.

Bundan sonra farklı mekanizmalarla aynı hedeflere ulaşmak için Menbiç ve Tel Rıfat’ta yeni süreçlerin işleyeceğine şahit olacağız. ABD ile varılan mutabakat gereği PYD Menbiç’i terk edecek. Burada kurulacak olan idari mekanizma ve güvenlik konseyinin işleyişi ile bölge yeni bir yapıya kavuşacak. Ayaklanma öncesinde nüfusu yaklaşık 200 bin olan kentten DEAŞ, Esed ve PYD’den kaçanların önemli bir kısmının Türkiye’ye geçtiği tahmin edilmektedir. PYD’nin kenti kontrol etmesinin ardından nüfus ve tapu kayıtlarını yok etmeye çalıştığı ve dolayısıyla şehirde ciddi bir nüfus mühendisliğine giriştiği bilinmektedir. Şehrin PYD’den arındırılması ile hem bu mühendisliğin önüne geçilecek hem de bu şehirden göç edenlerin evlerine dönmelerinin yolu açılmış olacaktır.

Benzer bir sürecin Tel Rıfat için de işleyeceğini söylemek mümkün. Menbiç ile birlikte en yoğun Arap nüfusun yaşadığı bölgelerden biri olan Tel Rıfat, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları ile temizlenen bölgeler arasında yer alması sebebiyle de oldukça önemli bir bölge. İsyanın başlamasının ardından ÖSO’nun kontrolüne geçen bölgelerden biri olan Tel Rıfat 2013’te DEAŞ tarafından kontrol edilse de 2014’ün başında bir yandan Rusya destekli rejim bombardımanına öte yandan PYD’nin ilerleyişi sonrasında bu iki aktörün kontrolüne girdi. 2016’da ise rejim buranın kontrolünü PYD’ye bıraktı fakat ciddi bir Rus etkinliği de söz konusu. Bu çatışmaların etkisi ile kentten Türkiye’ye yoğun göçler yaşandı. Bir süredir yürütülen müzakerelerle Tel Rıfat’ın da terörden arındırılması ve yerel güçlerden oluşturulacak güvenlik güçleri ile emniyetin sağlanması planlanıyor. Ayrıca kente dönecek olan mültecilerin kayıtlarının yapılması ve güvenli bir şekilde sevk edilmesinin formülleri üzerinde duruluyor. Kısa bir süre içinde bu adımların hayata geçirilmesi Türkiye’nin hem sınır güvenliğine katkıda bulunacak hem de mülteci yükünü azaltacaktır.

Irak: Kandil Operasyonu ve Siyasi Yakınlaşma

Türkiye’nin yakın dönemde Irak’la ilişkilerini belirleyecek en önemli konular devam eden Kandil operasyonu ve Irak seçimleri sonrasında kurulacak hükümetle gelişmesi beklenen siyasi iş birliğidir. PKK’nın 2015’ten itibaren giderek daha büyük bir tehdit haline gelmesi ve IKBY’nin bağımsızlık ısrarı Türkiye’nin Irak’a ilişkin politikasını yeniden değerlendirmesine neden olmuştur. Mevcut düzlemde Türkiye’nin Irak politikasının temel parametrelerinin oluştuğunu söylemek mümkün. Bu parametreler PKK ile mücadele, Irak’ın toprak bütünlüğü ve Türkmenlerin korunması olmak üzere üç ana eksene dayanmaktadır. Esasında son bir yıllık gelişmeler her iki ülkenin bu konularda mutabık kaldığını da göstermektedir.

Yaklaşık üç yıldır Türkiye’nin hem ülke içinde hem de yakın sınır komşularında yürüttüğü siyasi ve askeri mücadelenin en önemli parametresi şüphesiz ki PKK ile mücadeledir. Irak ve Suriye’de ortaya çıkan güç boşluğundan faydalanarak eylem alanını genişleten örgüte karşı Türkiye konvansiyonel stratejisini değiştirdi ve etkin bir mücadele sürecini başlattı. Otuz yılı aşkın bir süredir örgütün en önemli konuşlanma ve lojistik bölgesi olan Kandil’e yönelik bir operasyon başlamış durumda. Türkiye bugüne kadar Kandil’e sınırlı operasyonlar yürüttü. Ancak bugünkü şartlar daha kapsamlı operasyonlara imkan tanıyor. Uluslararası konjonktür ve teknolojik imkanlar açısından durum böyle ve Türkiye bu şartların gereğini yapıyor.

Operasyon örgütün tasfiyesi için kritik öneme haiz. Kandil örgütün kullandığı tek alan değil tabii ki. Fakat örgüt açısından merkezi bir konum taşıdığı, sözde lider kadrosunun burada barındığı, birçok eğitim kampının burada yer aldığı ve silah depolarının da burada bulunduğu konusunda kimsenin şüphesi yok.

Kandil operasyonu örgütün hareket alanını kısıtladıkça örgüt Irak ve Suriye’ye doğru hareket edecektir. Bu durumda da söz konusu ülkeler nezdinde askeri ve diplomatik girişimlerde bulunarak örgüt daha da sıkıştırılır. Kaldı ki PKK gibi katı bir hiyerarşi ve dar bir lider kadrosu ile yönetilen örgütler için bu mücadele tarzı etkili sonuçlar verir. Lider kadrosunun tasfiyesi örgütü ciddi anlamda yıpratır. Operasyondan gelen haberler de bu anlamda etkili sonuçlar alındığını gösteriyor. Önümüzdeki günlerde operasyonun genişlemesi ve daha etkili sonuçların alınması da sürpriz olmayacak.

Geçtiğimiz ay gerçekleşen Irak seçimleri hem Türkiye’nin PKK’ya karşı mücadelesinin nasıl devam edeceği hem de yeni hükümetle ilişkilerin düzeyi konusunda yeni bir dönem olacaktır. Mevcut düzlemde her iki meselede de Türkiye lehine gelişmelerin olacağını beklemek gerçekçidir. ABD ile İran arasında meydana gelen gerilim Türkiye’yi Irak açısından önemli ve dengeleyici bir güç konumuna taşımıştır. Türkiye’nin referandum sürecinde Irak’ın toprak bütünlüğü lehine takındığı tavır ile merkezi hükümetle başlayan yakınlaşma Türkiye’nin bütün siyasi aktörler nezdinde önemli bir partner olarak görülmesine zemin hazırlamıştır.

Bu bağlamda yakın dönemde merkezi hükümetle PKK ile mücadele alanı başta olmak üzere birçok alanda kurulan iş birliğinin bundan sonra da Türkiye’nin önceliği olacağı açıktır. Türkiye’nin merkezi hükümetten beklentisi PKK’nın Türkiye aleyhine her türlü faaliyetine karşı iş birliğini geliştirmek olacaktır. Bu alanda alınacak mesafe Türkiye’nin Irak’la ekonomik ilişkisinin de önünü açacak ve Irak’ın yeniden inşa edilmesinde Türkiye’nin katkı sağlama payını artıracaktır.


Etiketler »