Kriter > Siyaset |

Yenilginin Ardından CHP’de Kriz ve Belirsizlik


CHP’nin ana stratejisi tüm partileri Cumhurbaşkanı Erdoğan karşıtlığında birleştirmek ile “sıfır barajlı ittifak” olarak tanımlanan ve AK Parti ile MHP haricindeki tüm partileri kapsayan bir ittifak kurmaktı.

Yenilginin Ardından CHP de Kriz ve Belirsizlik

CHP 24 Haziran seçimlerinin en başarısız partisi oldu. CHP’nin bu seçimlerde geçmişe kıyasla büyük bir oy kaybı yaşaması parti tabanında yönetime karşı ciddi eleştirilere yol açarken partinin geleceğine dair de bir belirsizlik yarattı. Partinin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin uyguladığı popülist strateji ile CHP’nin parlamentodaki oy oranından çok daha yüksek bir oy alması önümüzdeki dönemde CHP’de yeni bir liderlik mücadelesi yaşanacağı ihtimalini doğurdu. Zira CHP’nin parlamentoda çoğunluğu ele geçirmek amacıyla seçmeni manipüle etmesi ve bu doğrultuda sosyal medyada “1 oy İnce’ye, 1 oy HDP’ye” kampanyasının yürütülmesi seçim sonrasında ciddi tepkilere yol açtı. Tüm çabalara rağmen Cumhur İttifakı’nın Mecliste çoğunluğu elde etmesi seçim sonrasında Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerin dozunu artırdı. Dolayısıyla parti içerisindeki bu hareketliliğin seyrinin ne yönde olacağı CHP açısından en çok merak edilen soru haline geldi.

CHP’nin Parlamento Seçimleri Stratejisi

2019’da gerçekleştirilmesi planlanan seçimlerin 24 Haziran 2018’e çekilmesi ile birlikte CHP’nin seçimlerde izleyeceği strateji merak konusu oldu. CHP’de erken seçimlere yönelik stratejinin belirlenmesinde iki unsur ön plana çıktı. Bunlardan birincisi Cumhurbaşkanlığı seçimlerine diğer muhalefet partileri ile beraber bir çatı aday etrafında mı yoksa tek başına mı gidileceğiydi. İkinci unsur ise seçim ittifakları düzenlemesi ile beraber partinin bir ittifak dahilinde seçimlere katılıp katılmayacağıyla ilgiliydi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çatı aday arayışlarının başarısız olması sonucunda Yalova Milletvekili Muharrem İnce partinin cumhurbaşkanı adayı oldu. Parlamento seçimlerine yönelik ise CHP ile İYİ Parti, Saadet Partisi ve HDP arasında görüşmeler gerçekleştirildi.

Bu noktada CHP’nin ana stratejisi tüm partileri Cumhurbaşkanı Erdoğan karşıtlığında birleştirmek ile “sıfır barajlı ittifak” olarak tanımlanan ve AK Parti ile MHP haricindeki tüm partileri kapsayan bir ittifak kurmaktı. CHP’nin Türkiye’nin 2002’den itibaren yaşadığı siyasi ve sosyal dönüşümü okuyamadığının bir göstergesi de olan bu arayış partinin özellikle muhafazakar seçmene yönelik algılarının da sorunlu olduğunu ortaya koyuyordu. Zira CHP bu süreçte tüm hesaplarını AK Parti’li muhafazakar seçmenin İYİ Parti ve Saadet Partisi’ne yöneleceği varsayımı üzerinden yaptı. Bu sebeple henüz ittifaklar kurulmadan çeşitli simülasyonlarla diğer partileri ittifakın kendilerine Mecliste çoğunluğu getireceği hususunda ikna etmeye çalıştı.

CHP’nin bu stratejisi İYİ Parti ve Saadet Partisi üzerinde başarılı oldu. Her iki parti de CHP ile beraber Millet İttifakı çatısı altında seçimlere gitti. Fakat 24 Haziran seçim sonuçları parlamentoda yalnızca CHP için değil ittifakın ortağı olan bu iki parti için de ciddi bir başarısızlıkla sonuçlandı. Dolayısıyla günün sonunda CHP’nin Türk toplumunun sosyolojisini gözetmeden kağıt üzerinde yaptığı tüm senaryolar çöktü. Tavan ittifakının her halükarda taban ittifakını da getireceği varsayımından hareket eden bu siyasi anlayış CHP’deki başarısızlığın ana sebeplerinden biri oldu.

CHP’de Başarısızlığın Temel Nedenleri

CHP’nin 24 Haziran parlamento seçimlerindeki durumunu daha iyi analiz edebilmek için bazı sayısal veriler üzerinden değerlendirme yapmak önemlidir. CHP bu seçimlerde 1 Kasım’daki oy oranını yüzde 2,6 düşürerek parlamentoda yüzde 22,6 oranında bir oy elde etti. Fakat seçim sisteminin, seçim ittifakları düzenlemesinin ve milletvekili sayısının 550’den 600’e çıkarılmasının bir sonucu olarak 1 Kasım’da 134 olan vekil sayısı 146’ya yükseldi. Oy oranındaki azalmaya rağmen milletvekili sayısındaki artışın asıl kaynağı ise Saadet Partisi ve İYİ Parti ile yapılan ittifak oldu.

Seçim kampanyaları sürecinde muhafazakar oyların Saadet Partisi’ne yönelmesini sağlamak için Saadet Partisi’nin ittifak sayesinde herhangi bir baraj sorunu yaşamayacağı CHP’li yöneticilerce sıkça vurgulanmıştı. Fakat seçim ittifakları düzenlemesinin bir gereği olarak milletvekillerinin önce ittifaklara dağıtılması, sonrasında ise ittifak içerisindeki partilere oy oranlarına uygun bir şekilde paylaştırılması kuralı Saadet’e verilen oyların bu partinin tek başına vekil çıkaramadığı durumlarda CHP’ye avantaj sağlamasına neden oluyordu. Yine de gerek CHP gerekse de Saadet Partisi ısrarla bu konuda manipülasyon yaparak böyle bir durumun olmadığını iddia etti. Fakat seçim sonuçları açıklandığında Saadet Partisi’nin oylarının pek çok yerde CHP’ye yaradığı görüldü. CHP Saadet Partisi ve İYİ Parti’den gelen artık oylar sayesinde uzun zamandır milletvekili çıkaramadığı Adıyaman, Karabük, Karaman, Kars, Kastamonu, Kırıkkale, Kırşehir, Kütahya, Nevşehir, Şanlıurfa, Elazığ ve Yozgat’ta milletvekili çıkardı. Saadet Partisi ise bu “yardım”ının karşılığında CHP listelerinden Saadet Partili üç ismi parlamentoya soktu.

Seçimlerin CHP açısından bir diğer önemli sonucu partinin 25 ilde milletvekili çıkaramaması oldu. Bu illerin neredeyse tamamının Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yer alması dikkat çekti. Zaten bu iki bölgenin seçim sonuçlarına bakıldığında CHP’nin AK Parti, HDP ve MHP’den sonra dördüncü parti olduğu görüldü. Dolayısıyla CHP’nin seçim kampanyası sürecinde Kürt seçmenin desteğini almak için yürüttüğü popülist ve pragmatist söylemin Kürt seçmen üzerinde herhangi bir etki yaratmadığı da anlaşılmış oldu.

CHP’de Gelecek Projeksiyonu

CHP’nin parlamentoda Cumhur İttifakı’nın azınlığa düşürülmesi üzerinden yürüttüğü stratejinin çökmesi parti içerisinde şiddetli bir karışıklığa neden oldu. Bu karışıklığın ilk boyutu seçimlerde CHP’ye nazaran görece bir başarı elde eden Muharrem İnce’nin Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı tekrar bir genel başkanlık yarışına girip girmeyeceği ile ilgiliydi. Her ne kadar İnce seçim kampanyası boyunca bir vefa gereği olarak Kılıçdaroğlu’na karşı genel başkanlığa bir daha aday olmayacağını söylese de seçim sonrasındaki açıklamaları kafalarda soru işareti yarattı. İnce’nin seçimin ertesi günü gerçekleştirdiği basın toplantısında bu hususta sorulan sorulara net bir yanıt vermemesi ve kendisinin elde ettiği oy oranının CHP’nin 41 yıldır aşamadığı yüzde 30’luk oranı aştığını vurgulaması bu soru işaretlerini daha da artırdı. Ayrıca partide bazı üst düzey yöneticilerin Kılıçdaroğlu’na ağır eleştirilerde bulunması da bu tartışmanın önümüzdeki günlerde daha da büyüyeceğini ortaya koydu.

Seçimlerin CHP açısından yarattığı bir diğer önemli sonuç parti içerisindeki mevcut kutuplaşmaların İnce’nin etrafında yeni bir örgütlenme oluşturup oluşturamayacağıyla ilgiliydi. Kılıçdaroğlu’nun milletvekili listelerinde İnce’ye yakınlığı ile bilinen pek çok ismi tasfiye etmesi İnce’ye karşı bir hamle olarak yorumlanmıştı. Bu noktada Kılıçdaroğlu’nun yönetiminden memnun olmayan kitlelerin bir kısmının İnce’nin etrafında yeni bir muhalif hareket oluşturabileceği iddiaları gündeme geldi. Bu iddiaların gerçekliği net olmamakla birlikte parti içerisinde her dönem yaşanan muhalif çıkışlar göz önüne alındığında olası görünmektedir.

Son olarak bu noktada ortaya çıkan bir diğer soru partide birkaç yıldır ulusalcı/Kemalist gruplarla sol kesimler arasında süregelen güç mücadelesinde İnce’nin pozisyonu ve ağırlığının ne olacağı ile ilgilidir. İnce’nin bu iki grup arasında ulusalcı/Kemalist kanada daha yakın durmasına rağmen seçim süreci boyunca popülist söylem ve eylemlerde bulunması bu konudaki belirsizliği artıran bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. İnce’nin ilerleyen süreçte partide önemli bir görev aldığı takdirde bu popülist söylemi devam ettireceği ağırlıklı kanaat olsa da CHP’nin seçim sonrasında içerisinde bulunduğu bu krizin ne şekilde çözüleceğinin bir süre daha belirsizliğini koruyacağı akılda tutulmalıdır.

 

Yenilginin Ardından CHP'de Kriz ve Belirsizlik

 

Yenilginin Ardından CHP'de Kriz ve Belirsizlik


Etiketler »