Kriter > Dış Politika |

İsrail’in Meşruiyet Sorunu


Amerikan Başkanı Donald Trump’ın ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararı geçtiğimiz yedi sene boyunca Arap Baharı’nın gölgesinde kalan İsrail-Filistin meselesini yeniden dünya gündemine getirdi.

İsrail in Meşruiyet Sorunu

Amerikan Başkanı Donald Trump’ın ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararı geçtiğimiz yedi sene boyunca Arap Baharı’nın gölgesinde kalan İsrail-Filistin meselesini yeniden dünya gündemine getirdi. Yirmi iki sene boyunca Amerikan başkanlarının nihai statü meselelerinden kabul ederek yürürlüğe koymadığı Kongre kararını, ülke içerisinde zor günler yaşayan Trump uygulamaya soktu. Sonu düşünülmeden atıldığı her halinden belli olan bu adım uluslararası camiadaki Filistin aktivizmini harekete geçirirken Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Birleşmiş Milletler’den (BM) Trump’ın adımına karşı güçlü kararların çıkmasına da sebep oldu. ABD’nin tehditlerine rağmen uluslararası camiada destek bulamadığı bu kararı BM’de irapta mahalli olmayan yedi devletin dışında doğal olarak İsrail destekledi. İsrail’de cılız da olsa aykırı sesler yükselmesine rağmen Netanyahu hükümeti tüm unsurlarıyla kararın arkasında durdu ve diğer devletleri de büyükelçiliklerini Kudüs’e taşımaya davet etti. Mitolojik iddialarına ve cebri uygulamalarına meşruiyet zemini bulamayan İsrail, bu kararı 1980’de aldıklarını ve dünyada kimsenin tanımadığı Kudüs’ü ilhak kararları için bir meşruiyet zemini olarak gördü. Diğer yandan işgal altındaki Filistin topraklarında başlayan gösterilere sert müdahalelerde bulunup işgalin çirkin yüzünü bir kez daha kadınlardan çocuklara ve down sendromlu gençlere kadar Filistinlilerle birlikte tüm dünyaya gösterdi.

Gündemi belirleyen karar ABD başkanı tarafından alınmış olsa da karşı karşıya olduğumuz sorun bir İsrail sorunudur. ABD’nin tarihi olarak destek verdiği ve BM nezdinde dokunulmazlık zırhı sağladığı işgal de tartışmanın merkezinde yer almaktadır. Bu işgal ve ABD’nin sağladığı dokunulmazlık zırhı İsrail sorununun çözülmesinin önündeki en büyük engel olduğu gibi İsrail’in de normalleşmesini imkansız kılmaktadır. Zira İsrail’in neredeyse tüm dünyanın tanıdığı işgal kavramını patolojik bir şekilde reddetmesi, işgal ve çevresinde gelişen şiddeti İsrail nezdinde normalleştirmekte, aynı zamanda Tel Aviv’i anormalleştirmektedir. Söz konusu uluslararası camia ve sayısız BM kararıyla tanınan işgal olduğunda İsrail ile asgari düzeyde müzakereye girilecek bir zemin bile bulunamamaktadır. Uluslararası camianın sunduğu insani ve hukuki mülahazalara karşı İsrail’in mitolojik ve şiddetle kurulan gerçeklik temelli argümanlara sarılması sorunu çözümsüzleştirmekte ve absürt bir durum oluşturmaktadır.

Her ne kadar Yahudilerin Kudüs’e bağlılıkları bir dini inanış olarak saygı ile karşılansa da bu bağlılığın İsrail hükümetleri eliyle Filistinlilerin haklarının gaspı ve işgale dönüşmesini engellemedi. Üç din için de kutsal olarak kabul edilen Filistin topraklarında ve hassaten Kudüs’te Osmanlı hakimiyetinin sona ermesiyle başlayan işgal 2017’yi bitirdiğimiz şu günlere kadar genişleyerek devam etti. Söz konusu işgal siyasi eğilimi fark etmeksizin İsrail hükümetlerini şekillendiren ideoloji tarafından iki açıdan meşrulaştırılmaya çalışıldı.

Arkeolojiden Medet Ummak

Birincisi bu topraklarda binlerce sene öncesinde Yahudilerin yaşadığı, bu sebepten Yahudilerin bu topraklarda hakkı olduğu şeklindeki biraz teolojik biraz da mitolojik bir iddia. İsrail’in BM Daimi Temsilcisi Danny Danon’un BM’deki oylama öncesinde yaklaşık 2000 yıllık olduğunu iddia ettiği ve üzerinde “Kutsal Kudüs” yazan bir sikke göstererek uluslararası camiayı Kudüs’ün İsrail’e ait olduğuna ikna etmeye çalışması bu sorunlu kafa yapısını örneklendirmeye yeter. Bir sikkenin, bir bina kalıntısının 2017 senesinde hukuki bir meşruiyet oluşturduğunu düşünmek ve arkeolojiden medet ummak İsrail’in içine düştüğü hallisünatif ruh halini resmetmektedir. Kudüs’ü 3000 yıllık geçmişte topu topu 100 küsur sene yönetmenin, Kudüs’ü yüzyıllar boyunca yönetip imar etmiş örneğin Müslümanlar nezdinde bir karşılığı olabileceğini düşünmek de bir İsrail çaresizliğidir. Doğru olup olmadığının hiçbir önemi olmayan bir mitoloji İsrail’i pervasızlaştırmakta, işgali derinleştirmekte ve dolayısıyla İsrail’i bir sorun yapmaktadır.

Güçten Meşruiyet Devşirmek

İkincisi ise Birinci Dünya Savaşı’ndan itibaren Batı ülkelerinden aldığı Müslüman karşıtı evanjelist desteğin de katkılarıyla sahada oluşturduğu cebri gerçekliklerdir. BM tarafından birçok kararla tesis edilen “Şiddet ve işgalle toprak kazanımı yasaktır” kaidesine rağmen İsrail mitolojik işgalini güç siyasetiyle sürdüregelmiştir. Kendisini BM kararlarından beri gören İsrail uluslararası sistemin Güvenlik Konseyi yapısından dolayı felç olmasından da istifade ederek yerleşimler, etnik temizlik ve şiddetin yaygınlaştırılması yoluyla Filistin topraklarına işgali bir gerçeklik olarak ikame etmiştir. Filistin topraklarına buralara ait olmayanların sistematik bir şekilde göç ettirilmesi ile başlayan süreçten ve özellikle 1947’de BM’nin Filistin’i taksim kararından bugüne kadar Filistin haritasındaki İsrail hakimiyeti her geçen gün artmıştır. An itibarıyla Gazze dışındaki bütün Filistin topraklarında (kağıt üzerinde Filistin Yönetimine ait olan noktalarda bile) hakimiyet İsrail’in elindedir. İsrail’in askeri ve istihbari operasyonları, ablukaları, tutuklamaları, kontrol noktaları, tecrit duvarı, eli silahlı yerleşimcileri ve Batı’dan akan kolonizasyon finansmanı Filistin topraklarındaki Filistin hakimiyetini buharlaştırmıştır. İsrail hükümeti de bu sebepten uluslararası camia tarafından yapılan hukuki ve insani karşı gelişleri askeri dominasyonunun verdiği cesaretle kulak ardı etmektedir. Özetle uluslararası camiadan güçlünün haklı olduğunu kabul etmesini istemektedir.

İsrail işgalinin mitolojik ve güce dayalı bir zemini olsa da söz konusu uluslararası hukuk olunca hiçbir zemini yoktur. Trump’ın Kudüs kararı bu gayrimeşruluğa verilmiş talihsiz bir destektir. Fakat bu karar ne İsrail işgalini meşrulaştırabilir ne de Kudüs’ün statüsünü belirleyebilir. İsrail belki güçle işgalini bir müddet daha sürdürebilir fakat gayrimeşruluktan meşruiyet devşiremez. Mitolojinin gerçeklikten kopukluğu ve gücün pervasızlığı İsrail’in meşruiyet sorununu derinleştirmekte ve Tel Aviv’i uluslararası ilişkilerin en uzun süreli sorunlarından birisi olarak gündemde tutmaktadır.


Etiketler »