Ugetam
Kriter > Siyaset |

Kemalizm Ne Değildir?


15 Temmuz’un toplum ve siyaset üzerindeki derin etkileri, AK Parti’nin yaşadığı bazı siyasi sıkıntılar ve laik kesim içerisindeki dönüşümler Kemalizm’i yeniden gündeme getirdi. 16 Nisan halk oylamasında “Cumhuriyet elden gidiyor”, “Tek adam yönetimi geliyor” ve “Yurttaşlığın yerini kulluk alacak” gibi sloganlar “hayır” blokunun başlıca söylemlerinden biri oldu.

Kemalizm Ne Değildir

15 Temmuz’un toplum ve siyaset üzerindeki derin etkileri, AK Parti’nin yaşadığı bazı siyasi sıkıntılar ve laik kesim içerisindeki dönüşümler Kemalizm’i yeniden gündeme getirdi. 16 Nisan halk oylamasında “Cumhuriyet elden gidiyor”, “Tek adam yönetimi geliyor” ve “Yurttaşlığın yerini kulluk alacak” gibi sloganlar “hayır” blokunun başlıca söylemlerinden biri oldu.

2019 seçimlerine gidilirken benzer Kemalist söylemlerle laik kitlelerin AK Parti’ye karşı siyasallaştırılacağı ve mobilize edileceğini kestirmek pek de güç değil. Bu noktada Kemalizm’in hem temel tezlerini hem de bundan sonra bir siyaset alternatifi olup olamayacağını tartışmaya açmak gerekmektedir.

Laik kesim içerisinde Kemalizm’in “bağımsızlıkçı” ve “özgürlükçü” olmak üzere iki formundan bahsetmek mümkündür. Bağımsızlıkçı kanat Kemalizm’in en temel niteliğinin antiemperyalizm olduğunu vurgularken özgürlükçü kanat Kemalizm’i laiklik, cumhuriyet rejimi ve demokratik siyaset üzerinden tanımlamaya çalışmaktadır. Peki bilimsel ölçütlere vurulduğunda Kemalist siyaset antiemperyalizm, laiklik, cumhuriyet ve demokrasi gibi olgu ve ilkelerle ne ölçüde uyumludur?

Kemalizm Antiemperyalizm mi?

Antiemperyalizm ülkenin emperyalist Batı ile arasına fiziksel ve zihinsel açılardan mesafe koyması şeklinde tanımlanabilir. Çünkü uluslararası ilişkilerde esas olan kimin iradesinin baskın olduğu meselesidir. O halde antiemperyalist bir siyasetten beklenen Batı’nın ülkeyi işgal etmesi karşısında direnmek ve dışarıdan kontrol etmesine karşı çıkmaktır. Buna göre ülkenin Batı ile olan farklılığını olabildiğince vurgulaması ve Batı tarafından belirlenmemesi antiemperyalist olmanın temel kriteridir. Ancak Batıcı bir nitelik taşıyan Kemalizm ya hem fiziksel hem de zihinsel olarak Batı’ya entegrasyonu ya da fiziksel olanı dışlamakla birlikte zihinsel entegrasyonu savunmaktadır.

“Atlantikçi” olarak adlandırılan özgürlükçü Kemalist aktörler Türkiye’nin hem fiziksel hem de zihinsel olarak Batı blokunda yer almasını istemektedir. “Avrasyacı” olarak adlandırılan bağımsızlıkçı Kemalist aktörler ise ülkenin fiziksel olarak Avrasya’da, zihinsel olarak Batı dünyası, daha spesifik olarak da Aydınlanma tecrübesi içerisinde konumlanması gerektiğini dile getirmektedir. Atlantikçiler Batı blokunda yer almakla birlikte ayrı bir otonom egemen ulus devlete sahip olmak dolayımıyla ülkenin kendisini var edecek farklılığı ürettiğine kani olmaktadır.

Avrasyacılar ise ülkenin Batı’nın sol geleneğine yaslanarak kendilerini üreten Rusya ve Çin gibi “sosyalist” Avrasyalı güçlere yönelerek ve bu bloka entegre olarak Batı ile farklılığını üretebileceğine inanmaktadır. Çin ve Rusya ne kadar sosyalisttir? Zihinsel olarak Batı’nın belirlediği sosyalist Rusya ve Çin ne ölçüde Batı dışındadır? Bu çelişkiler yumağı bir kenara Avrasyacılar Rusya ve Çin gibi güçlü ülkelerin kendilerinden materyal güç açısından görece zayıf olan Türkiye gibi bir ülkeyle ne denli eşitlikçi ve emperyalist olmayan bir ilişki kuracağı meselesini de es geçmektedir.

Dolayısıyla Batı ile mesafenin ne şekilde ayarlanması gerektiği noktasında birbirinden ayrışmakla beraber, özgürlükçü ve bağımsızlıkçı Kemalizmler en nihayetinde ülkenin Batı ile arasına gereğinden fazla mesafe koymaması konusunda hemfikirdir. Her iki yaklaşım da Türkiye’yi bir şekilde Batı olmaksızın tanımlamaya yanaşmamaktadır. Buna göre Türkiye Batılı irade tarafından bir şekilde belirlenmelidir. Yoksa “gerici” bir ülke konumuna düşebilir.

Kemalizm Laik mi?

Laiklik özünde din-devlet işlerinin birbirinden ayrılması ya da devletin tüm dinlere eşit mesafede olması değil devletin dini ya da seküler tüm değerlerden arınmış bir yapıda olması anlamını taşır. Çünkü devlet bir toplumda tüm tikel toplumsal değer ve çıkarlardan öte bir evrensellik konumunu temsil etmektedir. Lakin evrensellik konumu mutlak içeriksizlik anlamı taşısa da bir şekilde içeriklendirilmesi gereklidir. Evrensellik sonuçta toplumda herkesin rızasını bir şekilde kazanmış ortak değerlerce tanımlanmalıdır.

Kemalizm laik milliyetçi bir içeriğe sahip olmak kaydıyla bir evrensellik konumu değil iddiasıdır. Bu evrensellik iddiası toplumun tamamının hiçbir zaman Kemalizm’in laik milliyetçi kimliğini kucaklamaması nedeniyle başarıya ulaşamamıştır. Kemalizm’i devleti kontrol ettiği dönemde güce başvurmak zorunda bırakan ve baskıcı bir iktidar olmaya sürükleyen de bu etken olmuştur. Kemalizm’in laiklik vurgusu onu içi boş bir evrensellik ilkesi olarak kabul etmekten ziyade -ki bu mümkün değildir çünkü ancak devlet laik olabilir, devleti temsil ettiğini söyleyen tikel bir siyasi aktör değil- bir kimlik olarak önermekten başka bir şey değildir. O halde Kemalizm laik değil zorunlu olarak laikçidir. Sonuçta Kemalizm özgürleştirici bir güç olmaktan ziyade toplumu belli bir kimliğe göre şekillendirmeye çalışan ve sadece bu kimliğe sahip olanları “özgürleştirme” vaadi taşıyan bir siyasi ideolojidir.

Kemalizm Demokrat mı?

Demokrasi bir zihniyet olarak kendi inançlarını mutlaklaştırmamak ve kendi dışındakilerin de haklı olabileceğine açık olmak anlamında göreceli bir tavır sergilemeyi gerektirir. Bir siyasi ontoloji ya da kurumsal pratik olarak ise demokrasi iktidar konumunun boş kalması anlamını taşır. Laik milliyetçi değerlerini mutlaklaştırarak diğerleri ile müzakereye kapalı olan ve kendi değerlerini tüm topluma tepeden aşağı dayatan Kemalizm demokratik zihniyete oldukça uzaktır. Kemalizm bu haliyle daha çok otoriter bir zihniyet özelliği gösterir. Siyasi ontoloji açısından ise Kemalist siyaset iktidar konumunun boş kalmasına rıza gösteren bir tavır sergilemekten ziyade iktidar konumunu kendisiyle özdeşleştiren otoriter bir siyaset tarzına sahiptir. Tek parti döneminde serbest seçimlere gitmeyerek, çok-partili dönemde ise Kemalist devletle ters düşen parti ve hükümetleri siyaset dışı yollarla alaşağı ederek iktidar konumunu boşaltmaya ve iktidarı kullanma hakkının demokratik yollardan başka toplumsal aktörlere geçmesine ayak diremiştir.

Kemalizm Cumhuriyetçi mi?

Cumhuriyetçilik yöneten ile yönetilenin aynı olduğu yani toplumdaki bir kesimin diğerini mutlak anlamda tahakküm etmediği bir hükümet rejimidir. Bu haliyle cumhuriyet rejimi tek bir kişinin -monarşi- ya da bir azınlığın -aristokrasi ve oligarşi- yönetiminin karşısında konumlanır. Kemalist elit saltanatı kaldırarak cumhuriyet rejimi için gerekli bir şartı yerine getirmiştir. Ancak monarşiden boşalan yere bir cumhuriyet rejimi değil bürokrasi sınıfının iktidarına dayalı oligarşik bir rejim inşa etmiştir. Sonraki süreçte de başta vaat edilen cumhuriyet rejiminin tesis edilmesine absürt gerekçelerle -halkın kendisini yönetecek zihinsel ve politik olgunluğa erişmemiş olması gibi- ayak diremiştir. Cumhuriyet rejiminde görülmesi mümkün olmayan bir uygulamayla yönetenler ile yönetilenler arasında mutlak bir ayrım gözetilmiştir. Laik milliyetçi kimliği taşıyanlar doğal olarak yönetenler sınıfına aitken ve iktidarın tüm fırsatlarından yararlanırken bu kimlikten olmayanlar doğal yönetilen kabul edilmiş ve tahakküm altında tutulmuştur. Örneğin uzunca bir süre başörtüsü takanları kamusal alandan dışlayan yasak, ülkede cumhuriyet rejiminin var olmadığının yegane göstergesi olmuştur.

Kemalizm’in Geleceği

Kemalizm bilimsel ölçütlerle değerlendirildiğinde ne antiemperyalist, ne laik, ne demokrat, ne de cumhuriyetçidir. O halde Cumhurbaşkanlığı sistemini, cumhuriyetten monarşiye ve vatandaşlıktan kulluğa geri dönüş şeklinde lanse ederek bunun panzehrinin Kemalist siyaset olduğu iddiası içinde bir değil birden fazla yanlışı barındırmaktadır. Cumhurbaşkanlığı sistemi cumhuriyet rejimini ortadan kaldıran monarşik bir yönetim öngörmemektedir. Oligarşik bir yönetim öngören Kemalizm ise cumhuriyet rejimi ve demokratik bir düzenin tesisi için gerekli olan siyaseti sunmamaktadır.

Peki tüm bunlara rağmen Kemalizm’in bir siyasi proje olarak ülkede başarı şansı nedir? Bir siyasi projenin başarı ihtimali siyasette önemli bir boşluğu doldurmasıyla ölçülebilir. Ülkenin küresel alanla etkileşimine baktığımızda Kemalizm’in doldurabileceği bir boşluk tespit etmek zordur. Kemalizm’in uzunca bir süre ülkeyi “evrensel” Batı medeniyetine dahil etme misyonu üzerinden siyasi meşruiyet sağladığı bir gerçektir. Türkiye ile Batı arasındaki ideolojik mesafe Kemalizm’e siyasette alan açmıştır. Ancak günümüzde Batı ciddi bir ideolojik kaymanın ardından –devletçilikten neoliberalizme, modernden postmoderne– Kemalizm’in modern ve devletçi Batıcılığından çok farklı bir konuma gelmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla Türkiye ile Batı arasındaki ideolojik mesafe hala varlığını sürdürse de Kemalizm bu boşluğu dolduracak bir ideoloji olmaktan uzaklaşmış durumdadır.

Küresel alandaki bu tıkanmaya toplumsal alanda benzer bir süreç eşlik etmektedir. Kemalizm muhafazakar ve yoksul toplumsal çevre ile bürokratik ve seküler orta sınıflardan müteşekkil merkezin karşıtlığında iktidar şansına sahipti. Toplumsal alandan herhangi bir baskının olmadığı ya da bunun kolayca bastırıldığı siyasi şartlarda Kemalizm siyasetin merkezinde iktidarını kolayca sürdürebiliyordu. Ancak on beş yıllık AK Parti iktidarında toplumsal çevrenin bir siyasi özneye dönüşerek siyasetin merkezine yerleşmesi Kemalizm’in iktidar şansı bulduğu zemini ortadan kaldırdı. Ülke siyasetini belirleyen çevre-merkez çelişkisi sona erdi. Bu yeni şartlarda Kemalizm merkezin eski sahiplerinin elinde etkisiz bir muhalefet ideolojisi olmanın ötesine geçemez duruma geldi. Öyle ki Kemalizm’in kalesi CHP dahi Kemalist ideolojiyi büyük ölçüde terk etmek zorunda kaldı.

Sonuç olarak dogmatik bir ideoloji olan Kemalizm’in kendini yenileme ihtimalinin düşük olmasını ve karşı karşıya olduğu küresel ve toplumsal alanlardaki tıkanmaları da göz önüne aldığımızda ülkenin geleceğinde bir rol oynaması imkansız görünmektedir.


Etiketler »