Kriter > Dış Politika |

KERKÜK KİMİN?


Türk boylarının Anadolu’dan önce Irak coğrafyasına geldiği tarihin gerçeğidir. Irak maceramız 836 tarihinde Abbasi Halifesi Mu’tasım’ın yeni bir ordu kurmaya karar verip Türk Memlük beylerini davetiyle başladı. Türk birlikleri yerel halkla karıştırılmamaları şartıyla akın akın bölgeye geldiler.

KERKÜK KİMİN

“Can Kerkük canan Kerkük

Her söze kanan Kerkük

Kalıpdı yardan uzak

Mum kimin yanan Kerkük

Yıktılar kalanı Kerkük

Kestiler balanı Kerkük

Nakışlı minarede verdiler salanı Kerkük”

Bu dizeler 1959 katliamında şehit edilenler için yakılan ağıttan.

Türk boylarının Anadolu’dan önce Irak coğrafyasına geldiği tarihin gerçeğidir. Irak maceramız 836 tarihinde Abbasi Halifesi Mu’tasım’ın yeni bir ordu kurmaya karar verip Türk Memlük beylerini davetiyle başladı. Türk birlikleri yerel halkla karıştırılmamaları şartıyla akın akın bölgeye geldiler. Halife Mu’tasım Abbasi başkentini Bağdat’tan Türkler için kurulan ve kısa sürede nüfusu 35 bine çıkan Samarra’ya taşıdı. Neticede Türkler Abbasi devletinin her kademesinde görev aldılar. Öyle ki Arap bilim adamı el-Cahiz o dönemde kaleme aldığı Hilafet Ordusunun Menkıbeleri ve Türklerin Fazileti adlı eserinde “Türklerin tesis ettikleri güven ortamını yaşadıktan sonra İslam’ın korunması meselesine ırki ayrımcılığa dayalı düşüncelerle yaklaşmanın doğru olmadığını” yazdı.

Kerkük: Kültür ve Siyasetin Başkenti

Kerkük-Musul bölgesi Türkmen ağzında Gökyurt Konağı denen topraklar Selçuklu, Timurlu, Celayirli, Karakoyunlu ve Osmanlı asırları boyunca Türk devletlerinin hakimiyetinde kaldı. Dört asır Osmanlı yönetiminde yaşayan Kerkük 1850’de oluşturulan Musul vilayetinin başkenti, daha da önemlisi imparatorluğun bölgenin idaresini emanet ettiği yönetici sınıfın kaynağıydı. Nitekim 1875’ten 2003 yılına kadar yaşanan tüm siyasi değişikliklere karşın Kerkük’te görev yapan toplam otuz dört belediye başkanından yirmi ikisi Türkmen, sekizi Arap, dördü Talabani ve Berzenci ailelerine mensup Kürtler oldu. Öyle ki Birinci Dünya Savaşı sonrası İngiliz işgal kuvvetleri tarafından dahi yönetim kadrolarında Türkmen ağırlığı değişmedi. İngiliz işgal ve hakimiyetine rağmen Türkmenler siyasi bakımdan Türkiye’den yana tavır almakta tereddüt göstermediler. Musul meselesi tartışma gündeminde yükseldiğinde sergiledikleri tavır dolayısıyla Gertrude Bell gibi yarı ajan yarı araştırmacı bir İngiliz dahi Londra’ya “Türk yönetimini arzulayan faaliyetleri ve Faysal’ın krallığına karşı çıkmaları nedeniyle bölgedeki Türk ailelerin İngiltere’nin sıkı kontrolünde tutulması gerektiğini” yazmak zorunda kaldı.

Türkmenlerin Osmanlı asırlarından bu yana Kerkük kent merkezinde ve büyük aileler halinde yaşadığı biliniyor. Eğitimli bir halk olan Türkmenler kısmen ticaretle uğraşmakla birlikte doktorluk, eczacılık, öğretmenlik, mühendislik gibi alanlarda varlık göstermektedir. Kerkük çevresindeki kırsal kesimde hakim unsur tarihsel olarak Kürt- Talabani aşireti olageldi. Türkmenlerin kısmen Şii/ Caferi, kısmen Alevi/Bektaşi, kısmen de Sünni olmasına karşılık Talabanilerin dini bakımdan ağırlıkla Sünni/Şafi itikadında oldukları, Berzenci Seyyidileri’nden itibaren Kadiri geleneği içinde yaşadıkları biliniyor.

Petrol Çıktı, Mertlik Bozuldu

Bu tablo Birinci Dünya Savaşı’na kadar küçük değişiklikler olsa da az-çok böyle devam ederken 1920 sonrası her şey altüst oldu. Irak’ın İngiliz sömürgesi olarak girdiği yeni süreçte hızla gelişen petrol endüstrisi demografik yapının değişmesine yol açtı. Türkmenlerin rağbet etmediği petrol işçiliği Kürt ve Arap toplumu için cazip haldeydi. Kente akın eden kalabalıklar için Kerkük’ün o yıllarda kenar mahallesi sayılan Arapha gibi yeni semtler oluştu.

1921’de kurulan Irak’ta bugüne kadar yirmiye yakın darbe ve bir o kadar suikast ve siyasi cinayet yaşandı. Akim kalan darbe teşebbüslerinin sayısı ise meçhuldur. Yirmiye yakın darbe dedim zira darbelerin tam sayısını belirlemek zor. Uçak kazaları sonucu ölümler, kalp krizi ya da intihar denilerek siyaset sahnesinden gönderilenlerden hangisinin hesaba dahil edilip hangisinin edilmeyeceği meselesi tartışmalı.

Gerçek şu ki Saddam iktidarına kadar bu çalkantı olanca hızıyla devam etti. Baas zihniyetinin zorbacı anlayışı sonucu kurulan dehşet dengesiyle birlikte ortalık duruldu. Saddam sadece iktidarını tehdit eden kişileri saf dışı etmekle kalmadı, muhalif hareket içinde görülmese dahi kuşkulandığı kişileri aileleriyle birlikte ortadan kaldırdı.

Genel Siyaset: Asimilasyon

Baas yılları dahil bütün bu dönemler boyunca Irak siyasetine hakim olanların ortak zihniyeti ülke genelinde Türkmenleri asimile etmek, yoğun yaşadıkları yerleşim yerlerinin nüfus yapısını altüst etmek oldu. Örneğin Saddam rejimi Arap asıllı bir gençle evlenen Türkmen genç kızın çeyizini veriyor, Arap bir genç kızla evlenen Türkmen gencine Kerkük dışında Irak’ın istediği yerinde ev ve iş sahibi olma imkanı sağlıyordu. Baas politikaları çerçevesinde sadece Türkmenler değil Kürtler de resmi makamlar sorduğunda kendilerini Arap olarak yazdırmaya zorlandı. Bu siyaset başta Bayatlar olmak üzere bazı Türkmen oymaklarının kısmen Araplaşmasına neden oldu. Buna rağmen Türkçülük yaptıkları düşünülen Türkiye’yle bağlantılı siyasi duruş sergileyen gençler rejimin istihbarat örgütü el-Muhaberat’ın takibinden kurtulamadığı gibi idam dahil ağır cezalara çarptırıldı.

Bunlar ve benzeri sahneler Saddam’ın devrilmesiyle son bulmadı. Sosyal dokuyu altüst eden darbenin son perdesi 1991’de 1. Körfez Savaşı’yla geldi. Ardından 2003’te ABD işgali “Pandora’nın Kutusu”nu açtı. İşgalin ilk sonuçlarından biri Kerkük’teki nüfus ve tapu kayıtlarının ABD kontrolünde tahrip edilmesi oldu. 2003’te Saddam Hüseyin ve onun ismiyle özdeşleşen Baas rejiminin devrilmesine sevinenler Washington bölgeyi Kürtleştirmeye yönelince ne yapacaklarını bilemediler. Tarihsel doku bu defa kazınırcasına tamamen yok oldu. Arap ve Türkmenleri sindirmek amacıyla bombalama ve suikastlerin alabildiğine tırmandığı, hiçbir saldırının soruşturulmadığı, Türkmen ailelerin yurt dışına, özellikle Türkiye’ye göç etme arzusuyla yanıp tutuştukları dönem başlamıştı.

Kerkük İçin Bedel Ödeyenler

Şahsen acısını unutmadığım, hatırasını her zaman yüreğimin köşesinde muhafaza ettiğim Necdet Koçak ağabeyden söz etmeden geçmek istemiyorum. Biliyorum ki Necdet Koçak Irak Türkmenlerinin gözünde 1959’dan bu yana katledilen Kerküklülerin tamamının sembolü olmuş bir kişi.

Koçak 1939’da Kerkük’te doğdu. Öğrenimini Kerkük’te tamamladı. 1958 yılında Türkiye’ye geldi, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ne girdi. 1962’de mezun oldu ve Kerkük’e döndü. Irak Tarım Bakanlığı’nda çalışmaya başladı. 1964’te bir kere daha bu defa doktorasını tamamlamak için Türkiye’ye geldi. Irak’a Bağdat Üniversitesi öğretim üyesi olarak döndü. 1979 Mart’ında “Türkçü” olduğu suçlamasıyla tutuklandı. Eşi Ayten Koçak o yılları şöyle anlatıyor:

“Saddam’ın adamları 15 Ocak 1980 tarihinde gece geç vakit eve geldiler. Hapishaneye gidip Necdet’i görebileceğimi söylediler. Ertesi gün Ebu Garep denilen Bağdat yakınlarındaki hapishaneye gittim. İçeri aldılar. Zifiri karanlık bir koridorda yan yana dizili, bir insanın çok zor sığabileceği demir parmaklı üç hücreden birindeydi Necdet. Yanındaki hücrelerde Albay Abdullah Abdurrahman ve Adil Şerif vardı. Aylardır maruz kaldıkları işkenceden dolayı üçü de son derece bitkin haldeydiler. Albay Abdullah Abdurrahman şeker hastası olduğu için gözlerini kaybetmiş acı içinde kıvranıyordu. Vücutları yara bere içindeydi. Necdet’in iki şakağında yanık izleri vardı. Belli ki elektrikle işkence etmişlerdi. Doğru dürüst konuşmamıza izin vermediler. İdam kararını söyledi Necdet, mücadele bayrağının düşmemesi gerektiğini söyledi. Vasiyetiydi bu. Sonra vedalaştık.”

Kerkük Kimin?

-Birinci Dünya Savaşı sonrası Irak’ı kurmuş, sınırlarını cetvelle kendisi çizmiş, Irak’ın kralını bile bizzat tayin etmiş İngiliz ajanı Gertrude Bell 14 Ağustos 1921 tarihinde babasına yazdığı mektupta şu ifadeleri kullanıyor:

“Referandum yapıldı ve Kral Faysal oy birliği ile seçildi ama Kerkük, Kralın lehine oy kullanmadı. Zira Kerkük’ün merkez ve ilçelerinde halkın çoğunluğu Türkmen.”

-1904 tarihli Musul Vilayeti Salname-i Resmiyesi’ndeki bilgilere göre ise, “Kerkük şehrinde 26 bin 510 İslam ve 432 Keldani ve 463 Musevi, buna bir misli ünas (kadın), 3 binden aşağı olmayan yabancı ilave olunursa şehrin nüfus mecmuası 57 bin 810’a baliğ olur. Kerkük şehri Kale, Karşı Yaka ve Korya namları ile üç kısma münkasim (ayrılmış) olup, bu her üç kısımda 14 mahalle vardır. Ahali-i şehir umumiyetle Türk olup Türkçe tekellüm ederler (konuşurlar). Guraba (yabancı) olarak bir miktar Arap ve Kürt ile kalil (az) miktarda İrani bulunur.”

-İngiliz işgali sırasında Kürtlerin Lawrence’i diye tanınan İngiliz istihbarat subayı Binbaşı Edward William Charles Noel, Şeyh Mahmut Berzenci’yi Kürtlerin yoğun yaşadığı Süleymaniye temsilcisi olarak atarken Londra’ya şunu önermişti:

“Kerkük halkının Türkmen olması sebebiyle Şeyh Mahmut’un bu kentte kontrol sağlaması mümkün değil. O sebeple bu kent Kerkük Bölgesi ismiyle özel bir bölge ilan edilmeli.”

-Kerkük’te iki buçuk sene il danışmanı olarak bulunan C. J. Edmonds Kürtler, Türkler ve Araplar adlı kitabında şöyle diyor: “Livanın resmi dilinin Türkçe olarak kalması ve memurların da yerel ahaliden olmasını sağlarsak idarede sorun çıkmaz.”

-Filistinli araştırmacı Hanna Batatu: “Kerkük tamamen bir Türk şehri. Kürtler buraya yakın zamanda köylerden göç etmeye başladılar ve 1959 yılında Kerkük’ün yaklaşık üçte birini oluşturdular.”

-Rus araştırmacı Vladimir F. Minorsky’e göre “Türkmenler Telafer, Erbil, Altunköprü, Kerkük, Tazehurmatu, Tavuk, Tuzhurmatu, Kifri ve Karatepe gibi şehir ve kasabalarda ve Musul bölgesinin güneyinden geçen tarihi İpek Yolu denilen güzergah üzerinde çoğunluğu teşkil etmekteler.”

-Arap asıllı ABD’li akademisyen Said K. Aburish, Saddam hakkında kaleme aldığı eserinde Araplaştırma siyasetiyle ilgili şu tespiti yapıyor:

“Saddam Kerkük´ün Arap şehri olduğunu iddia ediyordu. Kürtler de Kürt şehri. Gerçekteyse Kerkük ne Arap ne de Kürt, açıkça Türkmen şehridir. Kürtler 1960 yıllarından sonra şehir içine gelmeye ve yerleşmeye başladılar.”


Etiketler »