Kriter > Dosya > Dosya / Eğitim |

21. Yüzyıl Becerilerinin Eğitimimizle Bütünleştirilmesi


Bu yüzyıl kendi dilini yarattı ve o dille konuşmadığınızda öğrenciler açısından dersler uzun bir monolog olarak görülmekten öteye geçmiyor.

21 Yüzyıl Becerilerinin Eğitimimizle Bütünleştirilmesi

21. yüzyılın sanayi sonrası toplumunda eğitim, ideolojik olmaktan çok ekonomik bir faaliyet alanıdır. Zira okulda alınan eğitimin mevcut ekonomik sistem içinde bir karşılığı yoksa kişi bu sistemde aktif olarak rol alamamaktadır. Küresel ölçekte, bireyleri realist ve rekabetçi bakış açısıyla mücadeleye zorlayan, yeni dinamikleri ve kuralları olan bu sistem okulda alınan eğitimin meslek dallarında beceri şeklinde somut olarak gösterilmesini tüm bireylerden ciddi bir şekilde talep etmektedir.

Bugün dünyaca ünlü bir hukuk bürosunda işe başlayan yapay zekaya sahip Avukat Ross’un haberini okumak, düşüneni yüzyılımıza dair derin düşüncelere gark ediyor. Okuyabilen, anlayabilen, araştırabilen ve sorulan sorulara karşı kısa sürede hipotez üretebilen bir sanal avukattan bahsediyoruz. Dahası da var. Ross, kalıcı anlamda deneyim de biriktirebiliyor. Önceki davalarında karşılaştığı soruları ve ürettiği hipotezleri kaydederek sonraki davalarında ilgili mevzuat, kanun metinleri ve yardımcı kaynaklarla bağlantı kurarak neredeyse eksiksiz savunmalar hazırlayabiliyor. İnsani değerler ve vicdani kanaat hususları etik düzlemde hala tartışılıyor olsa da teknik-pratik anlamda gerçek avukatlarla sanal avukatların bu denli iş birliği yaptığı bir hukuk sistemini tasavvur edebiliyor musunuz?

Başka bir bakış açısıyla tıp eğitimi alan biri, aynı anda neden mühendislik eğitimi de alır? Bunun çok basit bir cevabı var: Tıp Mühendisliği. Tıbbı birçok mühendislik alanıyla buluşturan yeni ve disiplinlerarası bir alan. Ülkemizde ve dünyada çok başarılı örnekler ortaya koyup daha önce yapılması mümkün olmayan cerrahi müdahaleleri gerçekleştiren iyi doktor-mühendis örneklerini görmek mümkün.

Öte yandan günümüzde branş fark etmeksizin bir öğretmenin derslerinde 3 boyutlu yazıcı kullanması ya da temel düzeyde kodlama bilmesi gerçekten bu kadar gerekli midir? Öğretmenlerin sosyal medya uygulamalarını etkin kullanmaları hatta birer “blogger” yahut “vlogger” olmaları eğitim anlayışına, öğretim yöntemlerine, öğrencilerine nasıl bir fayda sağlar? Bu gibi soruların cevaplarını öğrencilerin arasına girip samimi bir şekilde sohbet ettiğinizde tartışmaya mahal bırakmayacak bir açıklıkta alırsınız. Çünkü bu yüzyıl kendi dilini yarattı ve o dille konuşmadığınızda öğrenciler açısından dersler uzun bir monolog olarak görülmekten öteye geçmiyor.

Eğitim 4.0 Bağlantı Kurabilme Becerisi İstiyor

Yakın geçmişimizde eğitim sistemimizde zihnimizi uzun süre meşgul eden ve bireylerin, öğretmen rehberliğinde kendi bilgisini yapılandırması esasına dayanan yapılandırmacı anlayış, henüz tam olarak zihnimizde dahi oturmadan güncelliğini yitirdi. Şimdinin gelecek vizyonlu epistemolojik anlayışı bağlantıcılık olarak kendini gösteriyor. Güncel söylemle Eğitim 4.0 bireylerden bağlantı kurabilme becerisini istiyor. Bağlantıcılık günümüzde bilginin bize, kitaplar ya da dijital nesneler aracılığı ile düzenli bir şekilde sunulmasının bir anlam ifade etmediğini savunmaktadır. Aksine bilgi, ağlar üzerinde dağınık bir şekilde yer almaktadır. Bireyler bu bilgi kaynaklarına her an istedikleri kadar ulaşabilmektedir ve daima etkileşim halinde bulunmaktadır. Esas mesele bireylerin ağlar üzerinde dağınık şekilde bulunan bilgiyle doğru ve etkin bağlantı kurabilmeleridir.

Bu anlayışta bireylerin kurdukları bağlantıların gücü öğrenmenin de niteliğini yükseltmektedir. Ayrıca kurulan bağlantıların özgün, yaratıcı ve yenilikçi olması da hayati önemdedir. Bu bağlantılar girişken bir şekilde ana dil ve yabancı dillerde de yerel ve küresel toplumun geri kalanı ile anlaşılır şekilde paylaşılmalıdır. Somut şekilde gösterilmelidir. Öte yandan ağ üzerindeki bilginin değişimi artık bırakınız günlük dilimleri, anlık olarak güncellenebilmektedir. Bu nedenle de bireylerin hızlı, esnek ve uyumlu bir şekilde bağlantı kurabilmesi ve bunu sürekli tekrarlaması beklenmektedir. Eğitimimizin bu anlayışı destekleyici olması bu yüzyıl bireyleri için kaçınılmaz bir zorunluluktur. Belki de bu anlayış eksikliğini fark etmemiz, verdiğimiz eğitimin küresel ekonomide etkin rol alacak markaları üretemiyor oluşunun nedenini bize gösterecektir. Çünkü bu yüzyılda eğitim ekonomik bir faaliyet alanı haline gelmiş olsa da eğitimde değişim ve dönüşüm kaçınılmaz olarak tüm bileşenleri kapsayan kültürel bir faaliyettir. Bunun da ilk adımı şüphesiz zihniyet ile ilgilidir.

Türkiye Eğitim Politikasında Birçok Adım Attı

Türkiye’nin 21. yüzyıl becerilerini eğitim ile bütünleştirme amacına yönelik eğitim politikasında gerçekleştirdiği birçok adım bulunmaktadır. Okullara bilgisayar, akıllı tahta ve tablet temini, öğretmenlere hizmet içi verilen eğitimler, müfredat güncellemeleri bunlardan birkaçıdır. Bunun yanında 21. yüzyıl becerileri tartışmalarının tezahürü Avrupa Birliği’nde kendisini Avrupa Yeterlilikler Çerçevesi olarak, Türkiye’de ise Türkiye Yeterlikler Çerçevesi (2/1/2016 tarih ve 29581 sayılı Resmi Gazete) olarak görüldü. Ayrıca 2017’de başlayıp 2018’in ilk çeyreğinde tamamlanan son müfredat değişikliklerinde de bu beceriler ve çerçeveler tüm müfredatların perspektif kısımlarında anahtar yetkinlikler olarak teorik biçimde yansıtılmıştır.

Bu bağlamda günümüzün öğrencileri ve geleceğin yetişkinleri olan bireylerden beklenen 21. yüzyıl becerileri nelerdir? Birçok farklı tasnifi bulunsa da en yaygın olanı ve kabul göreni bu becerileri üç temada birleştiren sınıflamadır: (i) yaşam ve meslek becerileri, (ii) öğrenme ve yenilik becerileri, (iii) bilgi, medya ve teknoloji becerileri. Yaşam ve meslek becerilerinin altında yaratıcılık ve güvenilirlik, esneklik ve uyum, girişimcilik ve öz yönetim, sosyal ve kültürlerarası beceriler, liderlik ve sorumluluk becerileri yer almaktadır. Öğrenme ve yenilik becerilerinin altında eleştirel düşünme ve problem çözme, yenilikçilik, iletişim ve iş birliği becerileri yer almaktadır. Bilgi, medya ve teknoloji becerilerinin altında ise bu alanların okuryazarı olma becerileri yer almaktadır. Ayrıca tüm bu becerilerin tabanında ise öğrenme ortamı, öğrencilere profesyonel olarak beceri kazandırılması, dersler ve müfredat ve son olarak da beceri ölçme değerlendirme süreçleri yer almaktadır.

21. yüzyıl becerilerinin öğrencilere kazandırılması için en önemli husus yukarıda bahsedilen dört ögenin bulunduğu tabandır. Öğrenme ortamının bu becerilerin ruhuna uygun şekilde bir iklimle tasarlanması büyük önem arz etmektedir. Profesyonel yetiştirme ile öğretmenler kastedilmektedir. Zira bu becerileri özümsemeyen öğretmenlerin öğrencilerine kazandırmasını beklemek beyhudedir. Dersler ve müfredat ile bu becerilerin birbiriyle ilişkilendirilmesi ve birbirini desteklemesi kaçınılmaz olsa da bu yüzyıldaki bilginin doğası nedeniyle sınırların net olarak çizilmesi pek mümkün gözükmemektedir. Ölçme ve değerlendirmenin de klasik anlayıştan sıyrılıp süreç ve beceri odaklı alternatif yolları göstermesi gerekmektedir.

Eğitim sistemimizle 21. yüzyıl becerilerini hakkıyla bütünleştirmek istiyorsak bu tabanı dört köşenin de dengeli bir şekilde oturduğu sağlam bir zemine kurmalıyız. Bu dört köşenin en önemli aktörü şüphesiz öğretmenler ve en az onlar kadar önemli olan okul yöneticileridir. 21. yüzyılın ve gerektirdiği becerilerin ruhunu kavramamış ve bu becerileri sergileyemeyen öğretmen ve yöneticiler ile bu becerileri eğitimimize bütünleştirmemiz tam anlamıyla mümkün olmayacaktır. İçinde bulunduğumuz reform sürecinde eğitim politikamız öncelikle bu zihniyet dönüşümünü ve ardından gerçek sosyal ve ekonomik ortamlarda gösterilmesi beklenen bu yüzyıl becerilerinin etkinlik temelli kazandırılmasını hedeflerse beklenen 21. yüzyıl insan potansiyeline ulaşabiliriz.


Etiketler »