İstanbul Şehir Hatları Boğaz Turu
Kriter > Dış Politika |

ABD-Rusya Ortak Filmi


ABD ile Rusya arasındaki bu gerginlik iki ülkeyle de ilişkilerini sürdürmeye devam eden Türkiye gibi ülkelerin üzerinde baskı çabalarını artıracaktır.

ABD-Rusya Ortak Filmi

Hollywood’un bir bildiği mi vardı yoksa her şey tesadüf mü henüz bilmiyoruz. Soğuk Savaş’ın bitmesine, Zbigniew Brzezinski gibi ağır Rusyo-skeptik isimlerin Batı dünyası ile Rusya arasında yeni bir dönemin başlaması gerektiğini söylemesine hatta Obama döneminde adına “reset” denilen yeni bir yakınlaşmanın kapılarının açılmasına rağmen Hollywood kötü adamlarını Rusya’dan seçmekten hiç vazgeçmedi. İlk etapta buna bir alışkanlığın devamı olarak baktık. Neticede Soğuk Savaş yıllarındaki Hollywood filmlerindeki kötü adamlar çoğu zaman Rustu ve isimlerine kadar bunları hatırlıyorduk. Rocky 5’teki Ivan Drago, Rambo 2’deki Colonel Podovsky, From Russia with Love’daki Rosa Klebb ve elbette Kubrick’in Dr. Strangelove: Or How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb filmindeki Alexei de Sadeski hep bu filmlerden bir şekilde aklımızda kalan karakterler olmuştu.

Ancak 90’ları atlatıp artık 2000’li yıllara girdiğimiz, dünyanın tek kutuplu, ABD’nin bu dünyanın komiseri olarak görüldüğü yıllarda dahi Hollywood bu alışkanlığını bırakmadı. Obama’nın Medvedev ile ceketleri çıkarıp Washington’ın orta yerindeki bir fast food dükkanında hamburger yediği günlerde Hollywood sinemasının iyi gişe getiren yapıtları arasında olan Bruce Wills’in Zor Ölüm serisi A Good Day to Die Hard ve Tom Cruise’ın Görevimiz Tehlike serisi Mission Impossible-Ghost Protocol filminde kötü adam olarak yine ortaya Rusya bağlantılı insanlar çıkıyordu. Hele Angelina Jolie’nin Salt filminde Sovyetler Birliği yıkıldıktan yıllar sonra zamanın askeri istihbaratının yetiştirip ABD’ye yolladığı hücreler bir bir uyanarak ABD ile Rusya arasında bir nükleer savaşın çıkması için çaba sarf ediyordu. Bütün bu filmler aslında sadece travma veya kötü adam bulamama ile açıklanabilir mi belli değil.

Tüm açılım çabalarına ve tüm verilen güzel fotoğraflara rağmen ortaya ciddi sorunlar çıkmaya devam ediyordu. Zira Soğuk Savaş’ın sona ermesinden itibaren çıkan hemen hemen tüm siyasi krizlerde Rusya ile ABD farklı kanatlarda yer almış, dahası bu krizler iki ülkenin diplomatik savaş alanı haline dönmüştü. 1990’lardaki Bosna ve Kosova krizlerinden 2003’teki Irak’ın işgaline, Arap Baharı’nın erken dönemlerinde yapılan Libya operasyonundan Suriye’de yaşananlara kadar sürekli olarak iki ülke farklı cephelerde yer aldı. Buna rağmen tartışma yaratan unsurun farklı bir coğrafya olması herkeste bir daha iki ülke arasında direkt bir karşılaşmanın yaşanmayacağı iyimserliğini ortaya çıkarmıştı. Neticede mesele askeri ve diplomatik anlamda güç yansıtabilen ve Soğuk Savaş yaşamış ülkenin jeopolitik mücadelesi olarak görülüyordu.

ABD-Rusya İlişkilerinde Yeniden Gergin Dönem

Ta ki Snowden olayı ve sonrasında ortaya atılan casusluk ve sızma eylemleri iddialarına kadar... İki ülke arasında devam eden jeopolitik mücadele artık direkt ulusal güvenlik anlamında yaşanan çıkar çatışması olayına dönüştü. Önce Snowden’ın Rusya tarafından ABD’ye iade edilmemesi, sonrasında ABD’nin seçimlerine Rusya’nın müdahale ettiği yolundaki iddialar Soğuk Savaş’tan bu yana iki ülke ilişkilerini en dip noktaya getirdi. Bir anda Rusya meselesi ABD için hem dış politika ama daha da önemlisi bir iç politika sorunu haline geldi. ABD’deki Rusya misyonları ya kapatılmaya ya da görevli memurlarının bir kısmı Washington tarafından istenmeyen adam ilan edilmeye başlandı. Rus büyükelçisi ile Trump kampanyasının önde gelen isimleri arasında yapılan gizli görüşmelerin ortaya çıkmasıyla birlikte olay tam bir soruşturma haline getirildi. Ancak olayın paradoksal boyutlarından biri yeni başkan seçilen Donald Trump’ın Rusya ile iyi ilişkiler kurulması yolunda sergilediği ısrardı.

Trump’ın takımı önce ilk görüşmek istedikleri liderin Putin olduğunu daha sonra da “Başkan Trump DEAŞ’ı Rusya ile birlikte yenmek istiyor” diyerek iki ülke arasında kurmaya çalıştıkları ilişkinin ipuçlarını kamuoyu ile paylaşmaya başladı. Ancak bir yandan Amerikan-Rus ilişkilerinde yeni bir “bahar” beklenirken öte taraftan FBI eski başkanı Mueller’in göreve gelmesiyle resmen başlayan ABD seçimlerine Rusya müdahalesi soruşturması Moskova ile ilişkileri radyoaktif hale getirmeye yetti. Bir yandan Trump, Putin ve Rusya ile ilgili açıklamalarına azami şekilde dikkat etmeye çalışmaktaydı. Buna rağmen Mueller soruşturmasında Trump kampanyasındaki üst düzey birçok yetkilinin Rusya ile ilişkileri ortalığa dökülmeye başlıyordu. Trump’ın kendi istihbarat yetkililerine olan güvensizliğini sürekli ortaya koyması veya FBI Başkanı Comey’yi görevden alması durumu çok da değiştirmedi. Bu konuda attığı her adım basın mensuplarına Rusya ile Trump arasındaki ilişki iddialarını güçlendiren bir malzeme oldu.

Jeopolitik açıdan Trump’ın Rusya ile ilişkileri geliştirme noktasında ne yapmak istediği henüz tam olarak net değil. Putin ile beraber çalışma isteğini Baltık ülkeleri liderlerinin önünde dahi tekrarlayan Trump için Rusya ile ilişkilerin hangi boyutu önemli şu ana kadar belli olmadı. DEAŞ ile mücadele, nükleer yayılmayı engelleme hatta belki de Çin’in yükselişini kontrol altına almak için orada bir Rus-Çin blokunu bölmenin de içinde olduğu birçok senaryo bu süreçte ortaya kondu. Başta Ukrayna krizi ile Suriye’deki anlaşmazlıkların da bir an önce ortadan kaldırılması Trump için temel amaçlar arasında gösteriliyordu. Ancak Trump’a Rusya müdahalesi ile ilgili olarak var olan baskı, İngiltere’de eski bir Rus istihbarat görevlisinin kimyasal silahla zehirlenmesinin ardından daha da arttı. Saldırıdan Rusya’nın sorumlu olduğu yönünde bazı ülkelerde oluşan kanaat Rus diplomatlarının sınır dışı edilmesini beraberinde getirince Amerikan-Rus ilişkileri açısından da kritik bir dönemin kapıları aralandı.

Bunun hemen sonrasında Suriye’de yaşanan kimyasal silah saldırısı ve buna ABD’nin verdiği tepki de bu aralanan kapıda ciddi bir krizin habercisi oldu. Her ne kadar saldırı açıklamasında dahi Trump Rusya ile ilişkilere açık bir kapı bırakarak “Aslında ilişkilerimiz çok iyi olabilir” mesajı vermiş olsa da mevcut soruşturmaların devam ettiği bir süreçte bu ilişkilerin normalleşmesi oldukça zor görünüyor. Soğuk Savaş yıllarına yapılan benzetmelerin birçoğu her ne kadar abartılı olsa da ideolojik mücadelenin yerini artık içinde casusluk ve komplonun olduğu ciddi bir radyoaktif hava almış durumda. ABD’de yayınlanan “Americans” adlı Soğuk Savaş yıllarında ABD’deki kurgusal bir gizli Rus istihbarat yapılanmasının faaliyetlerini konu alan dizinin bu kadar popüler olmasını da belki bu bağlamda okumak gerekiyor.

ABD Kongresi yaptığı açıklamalar ve kabul ettiği yaptırım yasalarıyla kamuoyu ile paylaştığı bilgilerde Rusya’nın ne kadar ciddi bir tehdit olduğunu vurgulamaya çalışıyor. Hem Ulusal İstihbarat Konseyinin tehdit incelemesi raporu hem de Ulusal Güvenlik Konseyinin Ulusal Güvenlik Stratejisi raporu Rusya’yı en önemli istikrarsızlaştırıcı güçler arasında sayıyor. Avrupa ülkeleriyle de bu konuda asgari bir müşterek sağlandığı göz önüne alındığında önümüzdeki günlerde Trump’ı Rusya konusunda daha şahin olmaya zorlayacak bir atmosferin ortaya çıkması kaçınılmaz görülüyor. Trump’ın dış politika ve güvenlik kadrosuna eklediği isimler arasında olan John Bolton ve Mike Pompeo’nun da Rusya konusunda ne kadar şahin isimler olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu isimler başta Suriye ve Ukrayna olmak üzere ABD’nin Rusya’nın konvansiyonel olmayan yollar üzerinden artırmaya çalıştığı etkisinin jeopolitik olarak önünün alınmasını savunacaklardır.

Gerilimin Türkiye’ye Muhtemel Etkileri

ABD ile Rusya arasındaki bu gerginlik iki ülkeyle de ilişkilerini sürdürmeye devam eden Türkiye gibi ülkelerin üzerinde baskı çabalarını artıracaktır. Dolayısıyla ABD için Türkiye’nin Rusya ile ilişkisi ve Rusya için de Türkiye’nin ABD ile ilişkisi Ankara’nın bu ülkelerle ikili ilişkisini etkileyebilecek unsurlar arasında yer alacaktır. Son birkaç aydır özellikle Afrin operasyonu öncesi ve sırasında ABD’de bu konudaki “kaygılar”ın had safhaya ulaştığı kolaylıkla görülebiliyor. YPG’ye verdiği destekten vazgeçemeyen ABD yönetimi Türkiye’nin Rusya ile anlaşarak başlattığı Afrin operasyonu konusunda sürekli olarak kaygılarını dile getirmekten geri durmadı. Türkiye ile Rusya arasındaki S-400 anlaşması ve Putin ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında süren diplomatik trafiğin de ABD’de yakından izlendiği herkesin malumu. ABD ile var olan problemlerin çözümü ve ilişkilerin normalleşmesi durumunda aynı tepkilerin Rusya tarafından da verileceği kaçınılmaz bir gerçeklik. Bu durum Türkiye dış politikası açısından oldukça kritik bir süreci beraberinde getirirken uzun vadeli senaryo çalışmalarını da oldukça gerekli kılıyor. Türkiye’nin şimdiye kadar büyük bir özen göstererek izlemeye çalıştığı denge politikası tıpkı ABD’nin Suriye’deki kimyasal tesislere yönelik hava saldırısı öncesi olduğu gibi Türkiye’yi iki süper güç arasında önemli bir arabulucu noktasına da getirebilir. Böyle bir durumda da Türkiye son yıllarda en önemli avantajlarından biri haline gelmiş diplomatik inisiyatif alma konusundaki tecrübesini bu tip krizlere daha fazla yansıtmaya başlayabilir.

Elbette tüm bu opsiyonlar Amerikan-Rus ilişkilerinin özellikle ABD’deki soruşturmaya dayalı olarak daha da bozulmamasına bağlı. Ortaya seçime müdahale konusunda ciddi bilgi ve belgelerin çıkması iki ülke arasındaki ilişkileri başka bir noktaya, Türkiye’nin bu ülkelerle ilişkisini de türbülansa sokabilir. Şimdilik ABD’de herkes bir film izler gibi senaryonun sonunda kötü adamın kim olacağına odaklanmış durumda.


Etiketler »