Kiptaş
Kriter > Dış Politika |

ABD Sonrası Suriye


Gelinen kritik aşamada –hangi yönden bakılırsa bakılsın– küresel güçlerin savaş cephesi konumundaki Suriye’de coğrafi ve mukayeseli üstünlük prensibi gereği kartları en güçlü aktörün Türkiye olduğu görülüyor.

ABD Sonrası Suriye
YPG terör örgütü ABD kuvvetleri zırhlı araçları Türkiye sınırındaki Suriye'nin Darbasiyah köyü yakınında kullanıyor, 28 Nisan 2017

Trump’ın Suriye’den çekilme kararıyla ilgili kamplaşmaların detayına geçmeden önce kısa bir teorik yolculuk Türkiye’nin reel politik başarısının küresel mahiyetini ortaya koyacaktır. Ayrıca bu çekilme kararının bölgesel ölçekte ne anlama geldiğinin anlaşılmasına daha çok yardımcı olacaktır.

Akıllı güç (smart power) kavramsallaştırmasıyla tanınan Harvard’lı siyaset bilimci Joseph S. Nye’nin Is The American Century Over? (Amerikan Yüzyılı Bitti mi?) adlı kitabında önerdiği son reçeteler de kar etmemiştir. Nye’nin “Fazla müttefik, gemi, silah, füze, para, patent ve film sahibi olmak küresel liderlik için yeterlidir” şeklindeki görüşünün dünya hakimiyeti yerine üç koldan hezimete yol açtığı görülmüştür.

Zira Zbigniew Kazimierz Brzezinski’yi dışarıda tutacak olursak Henry Kissinger, Francis Fukuyama ve Samuel Huntington gibi isimlerde de gördüğümüz üzere Amerikan siyasi geleneği coğrafya ile jeopolitika ve sosyolojiyi göz ardı eden kurgusal bir stratejiye yani insan ile onun yaşadığı dünya ve kültürel tarihi istatistiki bir veriye ve somut bir askeri matematiğe indirgeyen üstten dayatmacı fantastik/ütopik bir yaklaşıma dayanır.

Bu nedenle ABD hep kafasındaki kurgusal stratejiyi gerçeğe dönüştürmeye çalışır. Bu stratejinin özünü ABD eski başkanlarından Woodrow Wilson 1917’de ABD Kongresinde yaptığı konuşmada şöyle ifade etmişti: “Güçler dengesi politikası öyle uygulanmalı ki bundan sonra hiçbir güç bizimle rekabet edecek seviyeye ulaşamasın.”

Zaman zaman bu kurgusal stratejiler Birinci ve İkinci Dünya savaşlarından sonraki dönemde başarıyla da uygulanmıştır. Ancak gelinen noktada ABD’nin askeri, ekonomik ve yumuşak gücüyle küresel sistemdeki hegemonik ağırlığı artık kırılma noktasında bulunuyor.

ABD Sonrası Suriye-Bercan Tutar
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, G20 Liderler Zirvesi kapsamında ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü, 1 Aralık 2018

Geleceğe Dönüş Stratejisi

ABD’nin küresel darboğazı giderek derinleşiyor. Bu aşamada Suriye’den çekilme bir tercihten ziyade kaçınılmaz bir son olarak görülmelidir. Çekilmeyle ABD’nin 2001’den bu yana sürdürdüğü “teröre karşı savaş” stratejisinin raf ömrü de dolmuştur.

Bir bakıma büyük güçler arasındaki jeopolitik mücadele çağı yeniden alevleniyor. Pentagonun yayımladığı 2017 Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde de vurgulandığı üzere ABD’nin başlıca düşmanları olarak Rusya ve Çin’in öne çıktığı görülüyor. “Geleceğe dönüş” kapsamında önümüzdeki süreçte Rusya ve Çin’e karşı yeniden mevzilenmenin hazırlıklarına başlayan ABD bu mücadelede başta Türkiye olmak üzere Avrupa ülkeleri ile Hindistan, Pakistan, Filipinler ve Vietnam gibi otonom davranmaya çalışan aktörleri yanına çekmek için özel bir çaba sarf ediyor.

İşte ABD’nin Suriye’den çekilme kararında Türkiye’nin bu kadar öne çıkmasının altındaki nedenler arasında jeopolitik önemi ve son dönemlerde elde ettiği küresel kazanımların yanında Washington’ın geleceğe yönelik projeksiyonlarının da büyük etkisi var.

Türkiye’nin Kritik Uyarısı

Gerçi daha DEAŞ 10 Haziran 2014’te Irak ordusunu hallaç pamuğu gibi sallayıp Musul’u aldığında Foxnews’ta konuşan Washington Post yazarı David Ignatius ile ABD’nin Afganistan ve Irak işgallerinin mimarlarından Paul Wolfowitz “Türkiye’nin uyarısını dinlemeliydik” itirafında bulunmuştu. Fakat Yahudi lobisi, Kongre ve Pentagonda yuvalanan yeminli Türkiye düşmanları Amerikan yönetiminin Ankara’ya karşı pozitif adımlar atmasını uzun süre engelledi.

ABD Başkanı Trump daha kampanya sürecinde Ortadoğu’da kilit ülke konumundaki Türkiye ile çalışmak niyetinde olan bir isimdi. Suriye’den çıkış stratejisinde Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a özel bir önem veriyordu. Hatta Haziran 2017’de Pentagonun “The Tank” diye isimlendirilen en güvenlikli odasında yapılan toplantıda Trump, General James Mattis’ten ABD’nin yeni dönemde Ortadoğu, Avrasya ve Pasifik’teki askeri, ekonomik ve siyasi stratejilerine dair detaylı bir brifing almıştı. New York Times’ta yer alan habere göre Türkiye’den bir rakip olarak bahsedilen brifing bittiğinde ABD başkanı “İşte bunlar tam da yapmak istemediğim şeyler” diye yanıt vermişti.

Dönemin Kaybedenleri

Trump’ın kişisel kararı olarak sunulmaya çalışılan Suriye’den çıkış aslında ABD devletinin karşı karşıya bulunduğu reel politik dayatmalardan dolayı “terörle savaşı bitirme” stratejisinin ilk adımıdır. Nitekim ABD eski başkanlarından Ronald Reagan’ın danışmanlığını yapmış olan Doug Bandow National Interest’taki yazısında çekilme kararını Trump’ın “Önce Amerika” doktrininin ilk ve en önemli aşaması olarak yorumladı. Ortadoğu’da İsrail ve Suudilere dayalı politikalar izlemeyi sert şekilde eleştiren Bandow “Suriye’de bulunmak aptallık. Yemen ve Afganistan’dan da çekilmeliyiz” görüşünde.

Öte yandan Trump: Kimseye Benzemeyen Bir Başkan kitabının yazarı Conrad Black de ABD başkanının Washington’daki iç mücadeleyi neredeyse kazandığını ileri sürerek Suriye’den çıkışı hararetle destekleyen isimlerden. Trump yanlısı diğer bazı kalemler de çekilmeyi “Körfez ülkeleri ile İsrail’in kirli işlerini yapmaktan kurtulduk” şeklinde değerlendiriyor. Örneğin İngiliz gazeteci yazar John R. Bradley “Şahinlere aldırmayın. Trump’ın Suriye kararı cesur ve alkışlanması gereken tarihi bir hamle” diyor.

“Kürtlere İhanet” Yalanı

Gelelim Trump’ı bir kaşık suda boğmak isteyen cenaha. Küresel çaptaki bu politik manevranın elbette birçok kesimde tepkilere yol açması gayet doğal. Özellikle sağ ve soldaki savaş çığırtkanları daha şimdiden Trump’a karşı kenetlenmiş haldeler.

Trump geçen yıl Suriye’ye füzelerle saldırdığında “İşte daha yeni başkan oldu” diyen CNN yorumcusu Fareed Zakaria asker çekmenin Ortadoğu’daki durumu daha da kötüleştireceğini ileri sürüyor. Başını Washington Post, New York Times ve CNN’in çektiği kartel medyası ile İsrail basını çekilmenin Türkiye, İran ve Rusya’yı güçlendireceğini dillendirmekle meşgul. Fransa, Almanya ve İngiltere ise DEAŞ ile mücadelenin bitmediğinin altını çizerek buradan terör örgütü YPG’ye meşruiyet sağlamanın derdindeler.

Fakat NATO üyesi bir ülke ile bir terör örgütünü aynı kategoride tutanları uyaran Suriye eski büyükelçisi Theodore Kattouf üst perdeden atıp tutanlara New Yorker’daki yazısında “ABD’nin askeri varlığı sahadaki DEAŞ dışındaki dengeleri değiştirmek için yetersizdir” gerçeğini hatırlatıyor.

ABD’nin YPG’yi kullanıp atmasını “Kürtlere ihanet” diye pazarlamaya kalkan bu manipülatif kesimin hedefinde ABD Başkanı Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan da yer alıyor. Middle East Institute’ten Charles Lister “Suriye’den çıkmak Irak’tan çekilmekten daha kötü olacak” kanısında. Bu cenahın bayraktarlığını ise İsrail yapıyor.

İsrail’i Otobüsün Altına Kim İtti?

Cuma günü NYT gazetesinde İsrailli bir yetkili “Trump, alenen İsrail’i otobüsün altına attı. Bu örnekte otobüs rolünde Rus ordusunun nakliye kamyonu var” sözlerini aktarmıştı. Nitekim bugüne kadar İsrail’i çok memnun eden Donald Trump’a öfke giderek büyüyor. İsrail’in Adalet Bakanı Ayelet Şaked açık şekilde “Suriye’den çekilme kararı İsrail’e yardımcı olmazken Erdoğan’ı güçlendiriyor” dedi. Suriye’deki terör örgütü mensuplarını açıkça savunan İsrailli bakan “YPG sayesinde Batı’nın DEAŞ’la savaşı başarıya ulaştı. Onlar müttefiklerimiz ve Türklere karşı verdikleri mücadeleyi kazanmalarını umuyorum” diyerek manipülasyonlara devam etti.

Foreign Policy ve Bloomberg gibi Yahudi lobisi tekelindeki yayın organlarında da İsrailli bakanın karalama ve çarpıtmalarını aratmayan analizler oldukça revaçta. Hemen hemen bütün yorumlarda ABD’nin Erdoğan’a boyun eğdiği ve tıpkı Irak’ın İran’a teslim edilmesinde olduğu gibi Suriye’nin de gelinen aşamada altın tepside Türkiye’ye sunulduğu tezleri işleniyor.

Rusya ve İran’ın Pozisyonu

ABD’nin Suriye’den çekilmesi kararını destekleyen Rusya ve İran kanadı ise Fırat’ın doğusunun Türkiye’nin denetimine girmemesi için çırpınıyor. Astana’daki ortaklarımız, ABD denetimindeki yerlerin Türkiye yerine rejim güçlerinin eline geçmesi için gayret gösteriyor. Nitekim bu amaç doğrultusunda YPG, Münbiç kırsalında işgal ettiği yerleri daha şimdiden Esed rejimi güçlerine teslim etmeye başladı. Fakat Rusya ve İran’ı Suriye’de frenlemek isteyen ABD için Türkiye’den daha iyi bir seçenek görünmüyor. Bu bağlamda ABD’nin Suriye temsilcisi Jim Jeffrey’nin de vurguladığı gibi Beyaz Saray terör örgütü YPG’den desteğini çekmek zorundadır. YPG’nin Suriye’de mini bir devlet istediğini itiraf eden Jeffrey geçen haftalarda Atlantik Konseyi’nde yaptığı konuşmada “Biz devlet altı yapılanmalarla sürekli bir ilişki kurmayız. Böyle bir ittifak içinde olmayız” diyerek YPG’nin biletini kestiklerini açık bir dille vurgulamıştır.

Öyle görünüyor ki 14 Eylül 2001’de terörle savaşa karşı ilk askeri sevkiyatına başlayan ABD artık bir dönemin sonuna gelmiş durumda. Suriye’den askeri olarak çekilmek bu anlamda terörle savaşın da resmen sona ermesi. ABD bundan sonra büyük güçlere karşı mevzileniyor. Teröristlerden ziyade Rusya ve Çin’e karşı mücadeleye hazırlanan bir ABD var karşımızda. Eğer ABD Türkiye’nin Rusya ve Çin cephesine kaymasını istemiyorsa ülkemizin bekasına yönelik en büyük jeopolitik tehdit konumundaki PKK/YPG’ye verdiği desteği tamamen kesmek zorunda. Zaten Trump yönetimi de YPG’den yüz çevirmeden Türkiye’yi durduramayacaklarının bilincinde.

ABD, Türkiye olmadan Rusya ve İran’ı frenlemenin imkansızlığını anlarken Rusya ve İran da Türkiye’nin bulunmadığı bir denklemde Suriye’deki projelerinin Washington tarafından kolaylıkla baltalanacağının farkındalar. Gelinen kritik aşamada –hangi yönden bakılırsa bakılsın– küresel güçlerin savaş cephesi konumundaki Suriye’de coğrafi ve mukayeseli üstünlük prensibi gereği kartları en güçlü aktörün Türkiye olduğu görülüyor. Ancak önümüzdeki yeni süreç hiç de kolay olmayacak.


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası