Kriter > Dış Politika |

ABD’nin İran Yaptırımlarının Sonuçları


Washington’ın pek dillendirmediği en büyük beklentisi ise içeriden başlayacak bir toplumsal isyan sonucu İran’da rejimin devrilmesi.

ABD nin İran Yaptırımlarının Sonuçları
ABD Başkanı Donald Trump ABD'nin İran nükleer anlaşmasından çekildiğini açıkladıktan sonra İran'a karşı yaptırımları yeniden yürürlüğe sokan belgeyi imzaladı, Washington, 8 Mayıs 2018

ABD Başkanı Donald Trump’ın saldırgan, iddialı ve popülist söylemlerinin yansıması olan korumacı politikaları Washington’ın bugüne kadar savunageldiği uluslararası liberal düzene en büyük tehdidi oluşturuyor. ABD için çok uzun sayılmayacak bir sürede gerçekleşen hadiseler Trump’ın izlediği politikaların rasyonalitesini içeride ve dışarıda sorgulatıyor. Washington, Trump başkanlığında fitilini ateşlediği ticaret savaşlarının yanında TPP, UNESCO, Paris İklim Anlaşması ve İran ile gerçekleşen nükleer anlaşmadan (JCPOA) çekilme kararları; diğer taraftan TTIP’in askıya alınması, Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması ve NAFTA’nın yerine yeni anlaşmanın (USMCA) yapılması gibi son derece kritik kararlara imza attı. Trump liderliğindeki ABD’nin izlediği “geri çekilme doktrini” geleneksel müttefikleriyle arasını açmakla kalmıyor, kendi karşıtı alternatif oluşumlara da güç veriyor. Asya’nın yükselişe geçtiği bir dönemde Trump’ın milliyetçi-merkantilist siyaset tarzı uluslararası arenada liberal düzenin sonu mu geliyor odaklı tartışmaları gündeme getirmekte. Trump’ın İran’ı baskılama politikası İran’ın Çin ve Rusya’ya daha fazla yakınlaşmasına mı yol açacak? Avrupa ülkelerinin İran ile iş birliğini sürdürme iradesi sergilemeleri kendi şirketleri nezdinde karşılık bulacak mı? ABD dış politikasında yaptırımların rolü nedir? Bu yazıda Washington’ın Tahran’a yönelik kararları ve dış politikada başvurduğu yaptırımlar meselesini ele almaya çalışacağım.

İran’ı Yalnızlaştırma Politikası

Başkan Donald Trump’ın, İran’a karşı nükleer anlaşmadan çekilmekle kalmayarak yaptırımlara başvurması küresel çapta birçok ülkeyi endişelendiriyor. Hatırlanacağı üzere ABD, Obama döneminde Birleşmiş Milletler’in diğer daimi üyeleri İngiltere, Rusya, Çin ve Fransa ile daimi üye olmayan Almanya’nın da katılımıyla yıllardır ambargolarla ayakta kalmaya çalışan İran’la Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) anlaşması imzalamıştı. Bu doğrultuda P5+1 ülkelerinin İran ile yürüttükleri müzakere süreci 2015’te başarıyla sonuçlanmış, Tahran’ın nükleer geliştirme programının sınırlandırılmasına karşılık yaptırımların kaldırılması konusunda mutabakata varılmıştı. Dünyada ülkeleri savaşın eşiğine getiren nükleer gibi kritik bir meselenin diplomatik ve barışçıl yollarla çözülmesi tarihi bir adımdı. Ancak seçim kampanyasında Obama’yı yıpratacak şekilde yapılan anlaşmayı “ABD tarihinde yapılmış en kötü anlaşmalardan biri” şeklinde tarif eden Trump, göreve geldikten sonra tek taraflı olarak anlaşmadan çekildiğini açıkladı.

ABD'nin İran Yaptırımlarının Sonuçları-Şerif Dilek

Trump liderliğindeki Washington, İran ile nükleer anlaşmayı yeniden revize etmek istediğini öne sürerken aksi takdirde hayata geçireceği yaptırımların iki aşamada gittikçe sertleşeceğini de ilan etti. Bir anlamda Trump nükleer anlaşmadan çekilmekle kalmamış, İran’a karşı uygulanacak geniş yaptırım kararlarıyla ülkeyi hizaya çekmek istediğini de deklare etmişti. Nükleer anlaşmadan çekilme kararıyla birlikte ABD Hazine Bakanlığı 3 aylık ve 6 aylık süreyle iki aşamalı yaptırımlar uygulayacağını duyurdu. İlk aşaması 6 Ağustos 2018’de yürürlüğe giren yaptırım paketi İran’ın dolara erişimine, altın, değerli madenler, çelik ve kömür ile alüminyum gibi metallerle ticaret yapmasına engel getirdi. Ayrıca bu yaptırım paketi otomotiv sektörü, yolcu uçağı ve uçak parçalarının ithalatını engellerken ülkenin dış borcuna bağış yapılmasına ve satın alınmasına, el yapımı halı ve gıda ürünlerinin ihracatına yasak getirdi. Odak noktası enerji sektörünü hedef alacak olan yaptırımların ikinci paketinin 5 Kasım 2018’de devreye gireceği öngörülürken bu paketin merkez bankası, bankacılık sektörü, petrol ihracatı ve gemicilik sektörüne ciddi engeller getireceği görülüyor.

Genel olarak yaptırım paketlerinin ilki ticari ve finansal olarak İran’a yönelik yabancı şirketlerin yatırımlarını geri çekmelerini ve ABD dolarının kullanımını engellemeyi amaçlarken ikincisi ise yaptırımların daha da ağırlaştırılması yoluyla ülkenin enerji ihracatına/kapasitesine ve merkez bankasına büyük darbe indirmeyi hedefliyor. Son olarak ABD 16 Ekim 2018’de devrim muhafızlarına destek sağladıkları gerekçesiyle aralarında Ortadoğu’nun en büyük traktör üreticisi ve çelik şirketinin yanı sıra maden şirketleri ve büyük bankaların bulunduğu 20 kadar İran firmasını da yaptırım listesine dahil etti.

ABD'nin İran Yaptırımlarının Sonuçları-Şerif Dilek

Ekonomik sıkıntılar sebebiyle toplumsal protesto hareketlerinin yoğun yaşandığı İran ekonomik bir darboğazın içinde bulunuyor. Yaptırımların etkisinin hissedilmesiyle birlikte milyonlarca İranlının işini kaybedeceği ve ülkenin ekonomik yapısının büyük zarar göreceği belirtiliyor. Washington ekonomik kriz sarmalına giren Tahran’ın Ortadoğu’daki etkinliğinin ve nüfuzunun kırılmasını amaçlarken nükleer ve balistik füze programını da terk etmesini istiyor. Washington’ın pek dillendirmediği en büyük beklentisi ise içeriden başlayacak bir toplumsal isyan sonucu rejimin devrilmesi. Ancak Trump ve yönetiminin unuttuğu bir gerçek var ki o da İran rejiminin yaptırımlar karşısında hayatta kalma konusunda oldukça maharetli oluşu. Bu süreçlerde maalesef en büyük zararı toplumun orta ve alt gelirli kesimleri görüyor. Geçmiş tecrübelere baktığımızda yaptırımlar topluma büyük maliyetler yüklemekte bunun karşısında rejim ve sırtlarını dayadıkları radikal/muhafazakar çevreler nüfuzlarını daha da artırmaktalar. Öte taraftan ABD yaptırımları karşısında İran da sert önlemler alacağını açıkladı. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması tehdidini dillendiren Tahran’ın atacağı böylesi bir hamle küresel ekonomiye ciddi zarar verecektir. Bu aynı zamanda Ortadoğu’da var olan belirsizlik ve kaos ortamının da derinleşmesine sebep olacaktır.

Avrupalı Şirketlerin Korkusu

Trump, İran’a karşı bölgede İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden oluşan bir cephe oluşturmaya çalışıyor. Bunun yanı sıra yaptırımlar yoluyla İran’ı yalnızlaştırıp güçsüzleştirmeyi hedefliyor. Bu siyaset tarzıyla geleneksel ittifakları dikkate almayan Trump, AB ve Türkiye gibi müttefiklerini zora sokmanın yanı sıra onları kaybetme riskini de göze almışa benziyor. Trump’ın bu siyaseti ABD’nin kendi ulusal çıkarlarını maksimize ederken dünyanın geri kalanını umursamadığını gösteriyor. Öte yandan Washington’ın nükleer anlaşmadan çekilmesine tepki gösteren bazı AB ülkeleri ile Rusya ve Çin anlaşmaya sadık kalacaklarını ve İran ile ticari ilişkilerini sürdüreceklerini vurguluyorlar. Nükleer anlaşma sürecinde yaşanan bahar havası başta Almanya, Fransa ve İngiltere olmak üzere birçok Avrupalı ülkenin İran’la enerji yatırımları ve ticaret hacmi yönünden muazzam imkanlar elde etmesini sağlamıştı. Nükleer anlaşmanın tehlikeye girmesiyle kazanımlarını riske atmak istemeyen Fransa, Almanya ve İngiltere ortak bir bildiriyle anlaşmaya sadık kalacaklarını açıklamalarına rağmen şirketlerinin İran piyasasından çekilmelerini engelleyemediler.

Son olarak ABD yaptırımlarına karşı İran ile ticari ilişkilerini kesmek istemeyen ve şirketlerini korumak isteyen ABD dışındaki P5+1 ülkeleri (İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya ve Çin) Birleşmiş Milletler’in 73. Genel Kurulları esnasında yeni bir yöntem izleyeceklerini açıkladılar. Henüz tam detayları ortaya konmamış olsa da “özel amaçlı araç” şeklinde tanımlanan yeni bir finansal ödeme mekanizmasıyla İran ile iş yapan şirketlere “meşru bir iş” yaptıkları konusunda güvence verilmesinin sağlanması hedefleniyor. Ancak ABD’nin bu tür bir kurumu yaptırım listesine dahil etmesi bile mümkün. AB’nin kendi şirketlerini korumak için proaktif diplomatik girişimlerine rağmen aralarında Total, Eni, Renault, Mercedes-Benz üreticisi Daimler, Siemens, CMA-CGM, Maersk, Airbus, Peugeout, Volvo gibi Avrupa’nın çeşitli alanlardaki büyük firmaları ABD’nin yaptırım tehdidi karşısında İran piyasasından çekildiler. Bu şirketler çok uluslu yapılarıyla Amerikan piyasalarında ticari faaliyetlerde bulunuyor ve küresel ödeme sistemini kullanıyorlar. Dolayısıyla ticari ve finansal bir yaptırıma maruz kalmak istemiyorlar. Avrupalı büyük şirketlerin İran’dan çekilmesi başta büyük altyapı projelerinin durması ve işsizliğin yükselmesi olmak üzere ekonominin tüm alanları için büyük maliyetler oluşturacaktır. Nitekim İran’da baş gösteren protesto ve grevler ülkedeki ekonomik krizin yıkıcılığının toplum üzerindeki etkisini şimdiden gösteriyor.

Asya’nın Pozisyonu

2015’te nükleer anlaşma ile birlikte yaptırımların kaldırılması ve Avrupalı ülkelerin petrol ve doğal gaz talebi İran’ın hem üretim hem de ihracat kapasitesini artırmıştı. İran’ın petrol ihracatı 2017’de günlük 2 milyon varili aşarak yıllık 1 milyar varil seviyelerine kadar ulaşmıştı. Ülkenin ihracat pazarının yarısından fazlasını oluşturan Asya’nın payı yüzde 62 oranında iken Avrupa ülkelerinin payı yüzde 38 oranına ulaşmıştı. Ayrıca İran’ın en büyük ticaret ortağı konumundaki Çin’in, İran’ın toplam ticaret hacmindeki payı 2017’de yüzde 33 oranındaydı. Bu, İran’ın dış ticaretinin üçte birlik oranındaki payın Çin’e ait olduğu anlamına geliyor. Bu durumda Pekin’in yaptırımları fırsat olarak göreceği düşünülebilir zira şimdiden Avrupalı şirketlerin boşluğunu Çinli şirketlerin doldurduğunu görüyoruz. Bugün Çin, Hindistan, Güney Kore ve Japonya gibi Asya ülkeleri ile Türkiye İran’ın enerji alanında en önemli ticaret ortakları arasında yer alıyor. Washington’ın tek taraflı aldığı yaptırımların etkisi bu ülkelerin alacağı pozisyona göre de şekillenecektir.

ABD’nin uluslararası hukukun temel ilkelerini hiçe sayan yaptırım kararları sadece rakiplerini değil aynı zamanda müttefiklerini de ciddi anlamda rahatsız ediyor. Pekin, Moskova, Ankara, Paris, Berlin ve Londra nükleer anlaşmaya sadık kalacaklarını ilan ederek Washington’ın yaptırımlarını hukuki bulmadıklarını ifade ediyorlar. Bu arada Türkiye’nin enerji arzını çeşitlendirme arayışı sürmekte ancak halen İran’dan doğal gaz ve petrol ithalatı devam etmektedir. Washington’ın müttefiklerini zora sokacak türden adımlar atması AB ülkeleri ve Türkiye ile ilişkilerini gerginleştirmekle kalmayıp onları alternatif ittifaklara/oluşumlara yöneltebilir. Almanya’nın Çin ile yakınlaşması, Türkiye’nin bir süredir BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü gibi oluşumlara sıcak bakması ittifak ilişkilerini çeşitlendirme arayışı örnek verilebilir. Bu bağlamda İran’ın önemli ticaret ortakları arasında yer alan Avrupalı şirketlerin çekildiği ve darboğaza giren İran piyasasının bu süreçte ayakta kalması şüphesiz Asya’nın yükselen güçleri ve Türkiye’nin alacağı tutumlarla birlikte AB ülkelerinin Washington’ın hukuksuz politikalarına karşı ne kadar daha sağlam duracaklarıyla yakından ilişkili olacaktır. Özellikle ABD ile ticaret savaşına giren Çin, yaptırımlara maruz kalan Rusya ve uluslararası etkinliğini artırmak isteyen Hindistan’ın enerji başta olmak üzere İran ile ilişkilerini nasıl ve hangi yöntem ile sürdürecekleri büyük merak konusu.

ABD'nin İran Yaptırımlarının Sonuçları-Şerif DilekTahran Büyük Çarşısı’nda bir grup esnaf ülkedeki ekonomik krizi protesto amacıyla geçtiğimiz aylarda kepenk kapatma eylemi gerçekleştirmişti, 26 Haziran 2018

Yaptırımların Amacı

Bugün devletler arasındaki diplomatik baskılama kanallarının çoğunun ekonomik ve ticari içerikli yaptırımlar yoluyla şekillendiği görülmektedir. Günümüzde devletler hedef ülkeyi cezalandırmak amacıyla geleneksel yaptırım mekanizmalarından ziyade akıllı ya da hedefli yaptırım şeklinde tanımlanan yeni yöntemleri uygulama yoluna gitmektedir. Bu çerçevede kapsamlı yaptırımlardan ziyade bir ülkenin hassas ve kırılgan olan sektörleri, devlet liderleri-bürokratları, büyük şirketlerin yöneticileri veya bireylerine kadar inen hedefli yaptırımlar uygulanmaktadır. Bu durum yaptırım kavramının kapsamını genişletmiş ve kendi ulusal çıkarları adına hareket eden kurum veya devletlerin zorlayıcı önlemlerinin kapsamlarının giderek genişlemesine yol açmıştır. Nitekim aynı zamanda yaptırım uygulanan ülkelerle ticari faaliyetlere giren üçüncü ülkeleri de cezalandırma yaklaşımını benimseyen ABD, birçok finansal cezaya sık sık başvurmakta ve rekabet içinde olduğu bölgesel ve küresel aktörlere karşı da bu cezai yaptırımları bir yıpratma silahı şeklinde kullanmaktadır.

Dünyada görülen birçok yaptırım uygulamasında özellikle ABD gibi küresel güçler muhataplarını belli kararlar almaya zorlamak için çeşitli enstrümanlar kullanarak bunları tüm dünyanın tanımasını beklemektedir. 1960’ların başında Küba’ya uygulanmaya başlanan ekonomik yaptırımlar daha sonra Irak, İran, Kuzey Kore, Rusya ve Venezuela gibi ülkelere karşı da zorlayıcı diplomatik gücün bir unsuru şeklinde devreye sokulmuştur. Türkiye bu konuda acı bir tarihi tecrübe olarak 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası hem ABD’nin hem de Almanya’nın kapsamlı ekonomik yaptırımlarına maruz kalmıştır. Washington’ın Ankara’ya silah yardım ve satışlarını durdurmasıyla Türkiye kamuoyunda ABD mallarını boykot süreci başlamış ve Türkiye-ABD ilişkileri kalıcı bir şekilde bu süreçten etkilenmiştir. Benzer şekilde son yıllarda ABD ile yaşanan vize krizi, daha sonra Rahip Brunson davasından dolayı İçişleri ve Adalet bakanlarına yaptırım kararları alması uluslararası düzlemde rakiplerine karşı izlediği bir yıldırma stratejisinin parçası olarak okunabilir.

Yaptırım uygulayan devletin daha önceden belirlenmiş stratejik amaç ve isteklerinin gerçekleşmesi amacıyla devreye sokulan uluslararası yaptırımların her zaman hedefledikleri sonuçları beraberinde getirmedikleri yaşanan olaylardan gözlenmektedir. Özellikle ABD gibi küresel güçlerin muhataplarını belli kararlar almaya zorlamak için uyguladıkları yaptırımların istenen sonuçları ortaya çıkarmadıkları aksine yaptırımlara muhatap olan rejimleri güçlendirip dirençlerini artırdıkları ve söz konusu ulusal liderlere toplumsal destekleri konsolide ettikleri yaşanan örnekler ışığında görülmektedir. Zira Küba, Kuzey Kore, İran ve Rusya örneklerinde görüldüğü gibi yaptırımlar daha çok bu devletlerin halklarına zarar vermektedir. Birçok yaptırım uygulamasından toplumların hassas ve dezavantajlı sosyal kesimlerinin daha çok etkilendikleri görülmektedir. Özetle tarihsel gerçeklik bize İran’ın nükleer üretimini durdurma hedefi taşıyan ABD yaptırımlarının zamanla Tahran’ı müzakere masasına getirmesiyle sonuçlanmış ancak rejimin zayıflamasının aksine daha da güçlenmesini sağlamıştır. Bu yüzden Trump’ın saldırgan tavrını ne kadar daha sürdürebileceğinde İran’ın dayanma gücü bu süreçte önem taşıyor.


Etiketler »