AK Parti Belediyeciliği: Gelenek, Uygulama ve Beklentiler


Erdoğan öncülüğünde AK Parti’nin belediyecilik anlayışının özünde şeffaflık, halka hizmet, değişim, gönüllere dokunma ve tevazu sahibi olmak önceliklidir.

AK Parti Belediyeciliği Gelenek Uygulama ve Beklentiler
Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin genel merkezinde Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'na katılarak konuşma yaptı, Ankara, 26 Ekim 2018

27 Mart 1994 Türkiye siyasi hayatı bakımından önemli bir kırılmayı ifade eder. Bu tarihte yapılan yerel seçimde sadece İstanbul’un değil Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek olan Recep Tayyip Erdoğan belediye başkanlığını kazanmıştır. Erdoğan’ın İstanbul’da seçimleri kazanması sadece yerel yönetimlerde bir şehrin belediye başkanlığının değişmesi anlamına gelmemiştir. Aynı zamanda Türkiye’nin hem genel siyasetini hem de yerel yönetim anlayışını yeniden şekillendirecek olan bir dönemi başlatmıştır. Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde üretmiş olduğu siyaset tarzı ve mirası sonradan AK Parti siyasetinin de kurucu dinamiklerini oluşturmuştur. Bu kurucu dinamikler arasında bilhassa iki husus öne çıkmaktadır: İlki Erdoğan’ın seçim kampanyası döneminde kullandığı “siyasal iletişim tarzı”, ikincisi de belediye başkanlığı döneminde uygulamış olduğu “yönetim anlayışı ve proje belediyeciliği”dir.

Erdoğan İstanbul’da seçim kampanyası yürütürken dönemin Erdoğan karşıtı medyası “10 milyonluk megapol sadece kendine bir belediye başkanı seçmeyecek, aynı zamanda Türkiye’nin başbakandan sonra en etkili siyasetçisini de seçecek” gibi söylemlerle aslında seçmene “Bu kadar önemli bir şehre Refah Partili birini başkan yapmayın” mesajını vermekteydi. Bu söylemlerini İslam’ı ve İslamcı siyasetten gelen siyasetçileri de tehdit algısının içerisine yerleştirerek operasyonel bir ajandayla yürütüyorlardı. Tarihsel olarak İstanbul’da seçimleri kazanan partinin Türkiye siyasetinde söz sahibi olduğu bilindiği için dönemin medyası ve mevcut düzen yanlıları İstanbul özelinde seçimleri çok önemsemişlerdi. Erdoğan’ın seçilmesini engellemek için de her türlü kirli senaryoyu devreye sokmuşlardı. Kamuoyu araştırmalarında Erdoğan hep son sıralarda gösteriliyordu.

Erdoğan o dönemde partisine ve kendisine yönelik oluşturulan direnci ve karalayıcı kampanyayı yeni bir iletişim stratejisi deneyerek aşar. “Yüz yüze iletişim”i merkeze koyan bu yeni iletişim stratejisi “manşetlerle çarpışa çarpışa” iktidara kadar giden bir sonucu doğurur. Erdoğan’ın İstanbul seçimleri için o dönem uyguladığı siyasal iletişim tarzı AK Parti döneminde de devam eder. 1994 İstanbul belediye seçimlerinde Erdoğan daha önce hiçbir partinin güçlü bir şekilde nüfuz edemediği orta-alt gelir seviyesindeki yeni kentlilere ulaşarak işe başlar. Bu yeni strateji düşük gelirli sınıf başta olmak üzere toplumun çeşitli kesimleriyle yüz yüze iletişime geçilmesine ve daha önce hiç denenmemiş bir anlayışa dayanır. İnsanların kapılarına kadar giderek onlarla iletişim kuran, projelerini anlatan ve hizmet vadeden Erdoğan rakiplerinden kolaylıkla sıyrılır. Ayrıca toplumun göz ardı edilen kesimleriyle diyalog kurarak sadece oy potansiyeli olan bölgelere gitmek yerine kendi dünya görüşüne uzak olan kesimlere de görüşlerini ulaştırma gayreti içine girer.

AK Parti Belediyeciliği-Nebi MişErdoğan: “Zafer Kadınların”, Sabah, 29 Mart 1994; “Taksim’e Cami Yapacağım”, Milliyet, 29 Mart 1994

Kadın Kollarının Seçim Çalışmaları

Erdoğan seçimler öncesinde büyük bir titizlikle yerel yönetimler konusunda uzman isimlerden bir teşkilat kurdu. Teşkilat, yerel yönetim mevzuatı, altyapı, çevre, su yönetimi ve ulaşım gibi belediyecilik hizmetlerinde donanımı artırıcı eğitim çalışmalarını başlattı. Her sandık için parti disiplinini önemseyen sandık kurulları ve görevlilerinin oluşturulması yeni bir seçim çalışmasını işaret etmekteydi. Erdoğan’ın seçim çalışmalarında ilk defa İstanbul’da uygulanan ve sonradan AK Parti’nin teşkilatlanmasında da farklı bir yapıya sahip olan “kadın kolları” çalışmaları özel bir avantaj oluşturdu. Kadın kollarının seçim çalışmaları ev ev gezerek seçmene ulaşmada özel bir öneme sahipti. Erdoğan’ın partili kadınları seçim sürecine yoğun bir şekilde dahil etmesi Türkiye siyasetinde kadının rolünün genişlemesi açısından da önemliydi. Kadınlar siyasetin mutfağında örgütlenerek şehrin ve ülkenin sorunlarını tartışırken aynı zamanda haklarını koruma ve talep etme bağlamında kendilerine siyasi alan açma fırsatı buldu.

Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde uygulamış olduğu “yönetim anlayışı ve proje belediyeciliği” ise AK Parti iktidarları döneminde geliştirilerek sürdürülür. İstanbul’da göreve başladığında şehrin sorunlarının tespitini, çözüm önerilerini ve projelerini halka açıklar. Kasım 2002’de AK Parti iktidara geldiğinde de İstanbul’da belediye başkanı olduğundaki sorunların benzerleriyle bu sefer Türkiye’nin genelinde karşılaşır. 2002 sonrasında İstanbul deneyiminin üzerine benzer bir anlayışla AK Parti icraat ve hizmet siyasetini yürütecektir.

Belediye başkanı olmasının ardından son derece kararlı olduğunu dile getirdiği cümleler aslında ileride siyasi hayatında uygulayacağı yönetim anlayışının da genel bir çerçevesidir: “Gemiyi el ele vererek selamete çıkartmalıyız. Bizim kazanmamızın esprisi kibirlenmeden, böbürlenmeden, ayaklarımızın üstüne basarak makama gelmemizdir. Ateşten bir gömlek giydim. Emanet aldığım on milyonun oyu var. Sahip çıkmazsam tarih benden davacı olur.” Bu sözlerin benzerini AK Parti döneminde de sürekli tekrarlayacaktır. Bu bakış açısını “AK Parti tarz-ı siyaset”inin odağı haline getirecektir.

Erdoğan belediyeciliğinde sorunların çözümünde işi sahiplenecek bir yönetim kadrosunun oluşturulması önem arz etmektedir. Bunun için altyapı ve ulaşım gibi uzmanlık gerektiren konularda konunun uzmanlarından ve akademisyenlerden yardım alır. Hem büyükşehir belediyesinde hem de ilçe belediyelerinde çalışanların şehir planlamacılığı, bölge planlama, altyapı mühendisliği, yerel yönetim tarihi, estetik, sanat tarihi ve çevre koruma gibi alanlarda yetişmesini önemser. Belediyede oluşturulan ve yetişen kadrolar 2002 sonrası Türkiye’nin yönetimini devralan kadroların önemli bir kısmını oluşturacaktır.

Belediyenin tek başına karar alıp toplumun verilen hizmetlerden razı olmasının beklendiği –yukarıdan aşağıya doğru işleyen– bir yönetim anlayışını terk edip toplumun taleplerini yerine getirmekle yükümlü olduğu belediyecilik anlayışını oluşturmaya çalışır. Bu doğrultuda vatandaşların belediyeden yeni hizmetler talep edebileceği ya da yapılan hizmetlerin geliştirilmesi konusunda fikir beyan edebileceği “Beyaz Masa” danışma hattını devreye sokar. Böylece yöneten ile yönetilenin arasında farklı iletişim araçlarını geliştirir. İstanbul’un çeşitli ilçelerinde her hafta düzenli olarak anketler yaptırır. Halkın sorun, beklenti, talep ve memnuniyet alanlarını tespit ettirir. Bu şekilde çözüm odaklı belediyecilik yaklaşımının sürekliliğini sağlar.

Belediyecilikte Kalkınma Reformu

AK Parti belediyeciliği 1994’te İstanbul’da başlayan, model oluşturan ve diğer Refah Partili belediyeleri de adapte ettiği Erdoğan belediyeciliğinin geliştirilmesine dayanır. Bu anlamda AK Parti, Türkiye’de yerel yönetimdeki dönüşümünü Recep Tayyip Erdoğan’ın 1994’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıyla başlatır. Yerel yönetim vizyonunu bu tecrübe üzerine kurar. 2004 yerel seçimleri için hazırlanan beyannamenin sloganı “Türkiye Karar Verdi: Yerel Kalkınma Başlıyor” şeklindedir. Dolayısıyla ilk seçimlerde seçim vaadinin özünü de “yerelden kalkınma” üzerine bina eder. 2009 yerel seçimlerinde kent ve kentlerin yönetimi için “markalaşma”, 2014 yerel seçim vizyonunda ise medeniyet söylemi üzerinden “insan, demokrasi ve şehir” anlayışını ön plana çıkarır.

Dünyada gelişmiş ülkeler 1980’ler ve 1990’lardan itibaren kamu yönetiminde reform sürecine girmiştir. Bu reformlarda devletin küçültülmesi, bürokrasinin azaltılması, etkinlik ve verimlilik gibi değerler ön plana çıkmıştır. Hükümetler ve kamu kurumları girdiler ve idari süreçler yerine çıktılara odaklanan, esnek örgütlenmeyi hedefleyen, vatandaşların talep ve beklentilerine göre hizmet üreten, küçük ölçekli, yatay örgütlenmeye dayalı kurumları tercih eden bir anlayışa yönelmişlerdir. Kamu hizmetlerinin yönetimi ve dağıtımında piyasa benzeri yapılardan yararlanmışlardır. İnsan kaynakları yönetimi, stratejik planlama, performans yönetimi ve toplam kalite yönetimi gibi özel sektör yönetim tekniklerini kamu yönetimine transfer etmişlerdir. Kamuda demokratik bir yönetişime dayanan, yatay iş birliği, katılım, etkileşim, müzakere ve birlikte üretme gibi ilkelere yönelmişlerdir. Ayrıca kamu görevlilerini performans ve sonuçlar bakımından sorumlu tutacak ilkeler benimsemişlerdir.

Ancak 1990’lar yönetim krizleriyle geçirildiği için dünyadaki bu reform dalgasını Türkiye kaçırmıştır. Sadece merkezi hükümet reformları değil yerel yönetim alanında da yapılacak dönüşüm ve reformlar yapılamamıştır. İşte bu alanlarda geç kalmış kimi reformları AK Parti 2002’de iktidara geldikten sonra hem merkezi idarede hem de yerel yönetimlerde gerçekleştirmeye çalışmıştır. AK Parti Türkiye’de uzun süreden beri ihtiyaç duyulan yerel yönetimler reformuyla ilgili dört önemli mevzuat değişikliğine gitmiştir. Bu bağlamda 2004’te “5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu” ve 2005’te “5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu” ile “5393 sayılı Belediye Kanunu” hayata geçirilmiştir. Ardından 2012’de yeni büyükşehir yasası olarak bilinen “6360 sayılı Kanun” kabul edilmiştir. Bu reformlarla belediyelerin ölçek, mali kaynak ve görev-yetki sorunu çözülmeye çalışılmıştır.

Yerel yönetim reformlarının hayata geçirilmesinin yanında şehirlerin altyapısının iyileştirilmesinde çok önemli bir mesafe alınmıştır. Sosyal belediyecilik ve vatandaşların aldığı hizmetin kalitesinde ilerleme sağlanmıştır. Belediyelerin yerel yatırım imkanlarının artırılması konusunda kaynakları genişletilmiştir. Altyapı, konut inşası, ulaştırma projeleri ve sosyal yardımlarda iyileştirmeler yapılmıştır.

Ancak atılan tüm adımlara rağmen yerel yönetimlerde sorunlu alanlar var olmaya devam etmektedir. Yerel yönetimlerdeki sorunlar sadece belediyecilik hizmetlerinin yetersiz kalmasından kaynaklanmamaktadır. Şehirlerin büyümesi, nüfusun artması, toplumun yaşam standardının yükselmesi ve teknolojik gelişmelerin sonucunda yeni sorunlar ortaya çıkmaktadır. Büyükşehirlerde büyük yatırımlar yapılmasına rağmen toplu ulaşıma dair sorunlar yekun teşkil etmektedir. Özellikle kentsel dönüşümde yaşanan sıkıntıların da bir sonucu olarak metropol kentlerde toplu ulaşım bazı yerleşim yerlerinde yetersiz kalabilmektedir. Yine ulaşımda kent içi trafik ve otopark yetersizlikleri ulaşımı olumsuz etkilemektedir.

Kentsel altyapı, şehir şantiyeciliği, sosyal donatı alanlarının yetersizliği, mimaride dikey yapılaşma ve kent estetiğiyle ilgili memnuniyetsizlikler giderek artmaktadır. Yine özellikle denetimden kaynaklanan mikro sorunlar artık şikayet oluşturan önemli bir başlıktır. Bunun yanında mevzuattan kaynaklanan belediyeler arası yetki çatışmaları, nitelikli insan kaynağının çalıştırılma güçlüğü, şikayetlerin analiz ve takibinde yetersizlik de üzerinde durulması gereken diğer sorunlardır.

Tüm bunlara ek olarak yerel yönetim hizmetlerine ve belediye başkanına ilişkin vatandaşın eğilimi zaman içerisinde dönüşmüştür. Bundan kaynaklanan yeni şikayet ve memnuniyetsizlikler oluşmaktadır. İnsanlar artık belediye başkanlarının rolünü çöp toplama, temizlik ve kaldırım yapımı gibi altyapı hizmetlerinin yeterliliğiyle değerlendirmemektedir. Bunları zaten yapması gereken hizmetler olarak görmektedir. Bunlara ek olarak belediye başkanının daha yenilikçi olmasını, şehirde yerel kalkınmayı sağlayacak yatırımları teşvik etmesini hatta kentin işsizliğini azaltacak çözümler bulmasını beklemektedir. Dolayısıyla siyasi partiler de yerel yönetim vizyonlarını bu beklentilere göre güncellemek zorundadır. AK Parti’den beklenti ise bu konularda çok daha yüksektir. Çünkü AK Parti hem iktidarda hem de yerel yönetimlerde ağırlığı olan bir partidir ve bu durum belediyecilik konusunda kendisine yönelik toplumsal beklentileri hep yükseltmiştir.


Etiketler »